Kürdistan’da devletin uyguladığı sistemli ekonomik sömürü sonucu göç yollarına düşen mevsimlik tarım işçilerinin çilesi kangrene dönüşmüş halde. Askeri yöntemlerle köyleri boşaltılan, ekonomik ambargoya tabi tutulan ve Türkiye’nin batısına göç etmek zorunda kalan binlerce insan, yaz sıcağının altında üç kuruş paraya çalıştırılıyor. Bursa’nın sebze ve meyve üretiminin gerçekleştiği Yenişehir ilçesi de tarım işçilerinin duraklarından biri. Binlerce tarım işçisi tarlalarda 10 saat çalışıyor karşılığında ise sadece 30-35 TL alabiliyor. Tarlalarda çalışırken mola süreleri ise yalnızca 1 saat. İşçilerin büyük çoğunluğu, tarlaların arasında kurulan çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. En ağır yük ise yine kadın işçilerin omuzunda.
İş bitince başka yere
Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinden 6 çocuğu ve eşiyle kendisini Karacabey tarlalarında bulan Celal Doğan, burada işleri bittikten sonra Yenişehir’in yolunu tutacaklarını söyledi. Güneşin altında günde 9 saat çapa sallayan 8 kişilik Doğan ailesinin günlük kişi başı kazancı ise 30 ile 35 TL arasında değişiyor. Yaşamlarını sürdürmek ve borçlarını ödeyebilmek için bu yola mecbur olduklarının altını çizen Doğan, “Mecburuz. Memlekette iş olsa gelmezdik” diyor. Yenişehir’de kendilerine bakış açısının menfaate dayalı olduğunu altını çizen Doğan, “İşi olmazsa selam bile vermezler” diye konuştu.
Kobanê’den Yenişehir’e
Tarlalarda en büyük sömürü ise çocuk işçiler üzerinden yürüyor. 8’inci sınıf öğrencisi H.R., gün 9 saat çapa salladığını anlatıyor. Yaz tatilini ailesinin bütçesine katkı sunmak için tarlada geçirdiğini belirten H.R., “Hem okul harçlığı için hem aileye yardım için buradayım” diyor. Uçsuz bucaksız tarlaların hamalları arasında Rojavalı çocuklara rastlamak da mümkün. Şeker pancarı tarlasında elinde bıçakla günde 10 saat boyunca otları kesen D.H. henüz 16 yaşında. Kobanê’den Türkiye’ye ailesiyle birlikte göç etmiş. D.H.’ye “Ne zaman döneceksiniz?” diye soruyoruz: “Bilmem” diye yanıt veriyor. “Çalışıp biraz para kazanmak dönmek istiyoruz ama iş yoktu. Kobanê güzeldi” diye ekliyor. D.H. gibi kardeşi F.H. de tarlaların ağır iş yükü altında ezilmekte. Pirsûs’tan gelen lise 1’inci sınıf öğrencisi S.K. adındaki çocuk işçi ise, Çukurova’da pamuk, Ordu’da fındık, Meletî’de (Malatya) kayısı bahçelerinden geçip gelmiş Yenişehir’e. Bu eziyeti “Ama okul içinde para kazanmak lazım” diye cevaplıyor S.K.
Adeta çadır kent
Yenişehir’e bağlı Çardak Köyü adeta bir çadır kenti andırıyor. Yaklaşık 2 bin tarım işçisi burada barınıyor. 280’e yakın çadırın bulunduğu alan HDP’li vekillerin ve sivil toplum örgütlerin baskısıyla elektrik ve suya kavuşmuş. Bazı ailelerin başını sokacak bir çadırın olmadığı bu toplama kampında, çocukların durumu dikkat çekici. Kiminin elinde bir top kiminin elinde tarladan yorgun argın gelen annesinin yaptığı küçük bir uçurtma var. Bazıları ise, kümeslerdeki tavukların ve civcivlerin peşinde...
En talihsizleri kadınlar
Bu eziyetli yaşamın en ağır bedelini ise her zamanki gibi kadınlar ödüyor. Tarlada 9-10 saat çalıştıktan sonra çadırlara dönen kadınları, tandırda ekmek pişirme, yemek yapma ve temizlik işlerine varıncaya kadar tonlarca iş bekliyor. Lütfiye Özçelik, 10 saatlik mesainin ardından “Bazen gece 12’ye kadar ev işleriyle uğraşmamız sürüyor” diyor. Şehir merkezlerine ulaşım sıkıntısı, acil durumlarda hastaneye gitme gibi sıkıntıların olduğu çadır kentte, yaşam daha da zorlaşıyor. Suya erişim sıkıntısı çeken tarım işçileri; ishal, kulak- burun- boğaz hastalıkları, ateşli hastalıklar gibi birçok hastalıkla başları dertte. Yaz sıcağı, toz, çamur ve sinek zorlu yaşamın bonusu gibi.
Vazgeçilmez olan tek şey: Çanak
Çadır kentin içinde göze çarpan bir başka ayrıntı ise Kürt televizyonlarının çekmesi için kurulan çanak antenleridir. Mêrdîn (Mardin) Şemrexli (Mazıdağ) olan, eşi ve 7 çocuğuyla birlikte tarım işinde çalışan Osman Doğan, vazgeçilmezleri olan çanak anteni sayesinde ülkelerinde olup bitenden haberdar oluyorlar. Çadır kent halkı, Rojava ve Şengal’de yaşanan gelişmeleri Med Nuçe’den takip ediyor.