Türkiye’de meslek hastalıklarına tanı konulabiliyor mu?
Çalışma Bakanlığı’nın, aralarında TTB’nin de olduğu tarafların oluşturduğu Ulusal İSİG Konseyi kararlarında, 2009-2013 hedeflerinin en önemli maddeleri olarak İSİG Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve ilgili mevzuat çalışmalarının tamamlanması ile iş kazası oranlarının % 20 azaltılması ve beklenen meslek hastalığı tanı koyma oranının % 500 artırılması olarak sunuldu. Bu durum var olan meslek hastalıkları sayısının Bakanlık tarafından bile kabul edilemez olarak görüldüğünün açık ifadesidir. İşçi sağlığı sorunlarının toplamının %55’i iş kazası, %45’i meslek hastalığı olarak açığa çıkmaktadır. 

Meslek hastalıkları tespiti konusundaki yetersizliğimizi daha iyi görmek için dünyadaki mevcut duruma bakmak gereklidir. Dünyada işçi sağlığı ve güvenliğinin mevcut durumunu değerlendirmek için, bu konuda öncü olan iki uluslararası kurumun; Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün verileri kullanılmaktadır.
ILO tahminlerine göre; meslek hastalığı nedenli ölümlerin  %32’si mesleki kanserlerden ve %23’ü kardiyovasküler sistem hastalıklarından kaynaklanıyor. Bizde mesleki kanser tanısı sanıyorum yurtdışı kaynaklı bir tespit dışında henüz gerçekleşmemiştir. AB ülkelerinde görülen meslek hastalıkları incelendiğinde Finlandiya gibi ülkelerin yüksek meslek hastalığı sayısına sahip olması, bu ülkelerin gelişmiş bir tanı koyma ve doğru bildirim sistemine sahip olması ile izah edilmektedir. Ülkemiz ele alındığında ise grafiklerde meslek hastalığı bakımından “çok iyi durumda” görünmemize karşın beklenen (tanı konulması gereken) meslek hastalığı sayısı 43.000 ile 130.000 arasındadır. Ülkemizde meslek hastalıklarının tespit edilememesi, ilgili bütün tarafların sorumlu olduğu bir bilgi ve duyarlılık eksikliği ile ilişkili olmakla birlikte temel olarak meslek hastalığı tanı sürecinde yaşanan güçlükler ve belirsizlikler, meslek hastalıkları tanı ve bildirim sisteminin önemli oranda eksikliğiyle bağlantılı temel sorunlar nedeniyledir.
- Bu hastalıkların tanısında meslek hastalıkları hastanelerinin rolü nedir?
Ülkemizde çalışma koşullarını düzenlemeyi hedefleyen ilk yazılı metin 1865’de yayınlanan ve kömür madenlerindeki çalışma koşullarını düzenleyen Dilaver Paşa Nizamnamesi’dir. 1930 yılında yayınlanan Umumi Hıfzısıhha Kanunu önemli düzenlemelerden biri olup çalışma hayatına sağlık ve güvenlikle ilgili düzenlemeler getirmiştir. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, halen halk sağlığı, iş sağlığı ve güvenliği alanlarında önemli bir yaptırım aracı olarak kullanılmaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu 1945 yılında iş kazaları ve meslek hastalığı pirimi toplayarak bu alanda sosyal güvenlik ihtiyacını karşılamıştır. Bu yıllarda, meslek hastalıkları ile ilgili var olan bilgi eksiği ve kurumun bu alandaki işlevlerini yerine getirirken diğer devlet hastanelerinden yararlanamaması nedeniyle SSK 1949 yılında ilk hastanesini İstanbul Nişantaşı Meslek Hastalıkları Hastanesi olarak kurmuştur. SSK sigorta kapsamına hastalık, analık gibi sigorta alanlarını da alınca birçok hastane kurmuş ve söz konusu hastane de hizmet hastanesine çevrilmiştir. 1978 yılında Ankara ve İstanbul illerinde iki meslek hastalıkları hastanesi kurulmuştur. Hastanelere teşhis, ilgili sigorta alanlarında sigortacılık kararları (maluliyet belirleme, sigortalılık işlemlerine hak kazanma kararı) alabilmenin ve tedavinin yanı sıra “kurumu korumak amacıyla” koruyucu sağlık hizmetlerini, gezici sağlık hizmetlerini ve meslek hastalıkları alanında eğitim hizmetlerini yürütme görevleri verilmiştir. Hastanelerin kurulmasıyla saptanan meslek hastalığı sayısında ve çeşitliliğinde artış yaşanmıştır. Meslek hastalıkları hastaneleri, ülkemizde birtakım ilklere imza atmıştır. İş psikolojisi laboratuvarı, iş hijyeni laboratuvarı, toksikoloji laboratuvarı, gelişkin solunum fonksiyon laboratuvarı, gezici iş sağlığı laboratuvarı olan ilk hastanelerdir. Bu hastanelerde çok sayıda, sahaya yönelik, bilimsel çalışma ve araştırma gerçekleştirilmiştir. 

Ayrıca hastanelerin, ulaşabildikleri binlerce işyerinde “işin sağlıklı yürütülmesi” fikir ve çabasının başlamasına katkıda bulundukları da rahatlıkla söylenebilir. Meslek hastaneleri diğer SSK hastaneleriyle birlikte 2005 yılında Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir. Meslek hastalığı saptanması ülkemizde ciddi bir sorun olmasına karşın sınırlı sayıda da olsa bu hastaneler sayesinde gerçekleştirilebilmiştir.
- Türkiye’deki mevcut meslek hastalıkları hastanelerinde neler yapılıyor?Bu hastaneler yeterli mi? 

Bu hastanelerin yaptıkları işler şunlardır: Özellikle ağır ve tehlikeli işlerde çalışan işçi gruplarının iş yasası gereği işveren tarafından yaptırılması gereken periyodik muayenelerinin gerçekleştirilebilmesi. İşe giriş muayenesi (çalışanın işe başlamadan önceki sağlık parametrelerinin tespiti). Şüpheli vakalarda bu hastanelere mahkemeler, sigorta müdürlükleri ve hastanelerden sevk edilmiş hastaların meslek hastalığı yönünden araştırılması. Meslek hastalığı tanısı konmuş vakalarda şahsın hastalığına göre çalıştığı iş yerinde ona uygun olan bölümlerde çalışması için heyet kararı oluşturulması. Bireysel şikayetler nedeniyle muayene yapılması.
Üç tane meslek hastalıkları hastanemiz var. İstanbul, Ankara ve Zonguldak’ta. Zonguldak’taki bölgenin özelliğinden dolayı solunum sistemiyle ilgili, daha çok toz hastalıklarını değerlendiren bir hizmet veriyor. Tüm hastanelerde bazı elemanların eksikliği söz konusu. Sayı bakımından personel yetersizliği sorunu son yıllarda eleman alınmamasının, kadro tayin edilmemesinin sonucu. Özellikle meslek hastalıkları hastanesinde böyle kısıntıların olmaması gerekiyor. Bu hastanelerde performans sistemine geçiş ile hem tedavi edici hekimlik, hem koruyucu hekimlik hizmetlerini beraberce yapılmaya başlamasıyla poliklinik hizmetlerini vermeye başlamış ve asıl fonksiyonu önemli oranda azalmıştır. 

Sonuç olarak yaptıkları ve yapmaları gereken işler dikkate alındığında ülkemizdeki üç meslek hastalığı hastanesinin yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir.
- Türkiye’deki meslek hastalıkları tanısı konulması sorununu değerlendirir misiniz?
Meslek hastalığı tanısı koymak, 506 sayılı SSK Kanunu, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü ve Meslek Hastalıkları Listesi çerçevesinde işleyen bir süreçtir. Bu sürecin hepimizin bildiği zorluklarını tekrar etmeyeceğim. Ek olarak söylemek istediğim buradaki tanı koyma mantığının “sigortacılık  mantığı” olduğu, meslekteki kazanma gücünü belli bir oranda kaybedilmesi halinde yapılacak yardımın çerçevesini oluşturmaya yönelik olduğudur.
Dolayısıyla, örneğin “işitme kaybı”, Amerikan Otolaringoloji Akademisine göre 15dB’in üzeri hafif derecede işitme kaybının başladığı, ISO 389 standardına göre 26dB’in üzeri çok hafif derecede işitme kaybının başladığı değerlerdir. Oysa işitme kaybının meslek hastalığı sayılması için uzun hesaplamaların öncesinde, 35dB’in üstünde bir kayıp olması gerekmektedir. Dolayısıyla “işitme kaybı” tanısı aldığında yani gürültüye bağlı kayıp başladığında bunun “bir süre sonra” meslek hastası olacağını söyleyebiliyoruz ve raporunda da “halen mesleki açıdan herhangi bir patoloji yok” yazabiliyoruz.
Sonuç olarak maruziyet ile bu maruziyet sonunda meslek hastalığı olma arasındaki süreci bu sistem boş bırakıyor. Bu boş alanın doldurulması, her alandaki sağlık gözetim programlarının oluşturulması önümüzdeki dönemin temel görevi olmalıdır.
- Bu konu ile ilgili Türkiye’de bir çalışma yürütülüyor mu?
Çalışma Bakanlığı’nın bu konu ile ilgili olarak başlattığı ve sürdürdüğü bir dizi proje var.
Tüm bu projelere ayrıntılarıyla bakıldığında; koruma-önleme anlayışının gereklerinin, yeterince oluşturulamadığını ve hayata geçirilemediğini, dolayısıyla meslek hastalıkları tanısı konulmasına anlamlı katkıları olmadığını düşünüyorum. İşyeri hekiminin temel işi olan gözetim programlarının uygulanması, maruziyetin tanımlanması, ölçülmesi, belli-eşik değerlerinin üzerine çıkışının engellenmesi, sonuç olarak maruziyetin önlenmesi ile birlikte yapıldığında meslek hastalığı ve iş kazalarının önlenmesi-azaltılabilmesi sağlanabilecektir. 

Öte yandan, meslek hastalıkları hastaneleri dışında da meslek hastalıkları tanısının konulması bir süredir artık mümkün. Ancak birçok benzer yeni adımda olduğu gibi bu hastaneler iyi bir ön hazırlık dönemi ardından standartların saptandığı bir çalışma olmadan bu sürecin içindeler. Tahmin edileceği gibi sonuçları etkileyecek herhangi bir değişim söz konusu değil. Bu yönetim döneminde sağlığın öncelikle teknoloji ağırlıklı yöntemlerle çözülebileceğini düşünmelerinden kaynaklanan, nerdeyse her ilçede solunum fonksiyon testlerinin, odiometri tetkiklerinin, bazı ilçeler de tomografi ve mr tetkiklerinin de yapılabildiği hastaneler açılmış bulunmakta, hatta yakın zamanda mr tetkiki olmayan 7-8 ile de mr temini konusunda ihaleler açılmakta. Bunlar “Sağlıkta Dönüşüm” ile ilişkili bilinen gelişmeler olmakla birlikte, bu hastanelerle bağlantılı olarak öncelikle sanayinin yoğunlaştığı yerler de an azından iş yeri hekimliği yapan bu alanda deneyim kazanan hekimlerin idaresinde işçi sağlığı poliklinikleri açılarak, hastanelerde yer alan uzman hekimlerin değerlendirmelerini de sağlayarak meslek hastalıklarının ön elemeleri, ön tetkikleri yapılabilir ve gerçekten şüphelilerin, meslek hastalıkları hastanelerine ve tanı koymakta yetkili olan hastanelere sevki sağlanabilir. Maruziyet, sonuçları ve şüpheli mesleki etkilenme her çalışana yakın bir hastanede belirlenir. Öncelikle sanayiden ağırlıklı illerde olmak üzere her ilde en az bir hastanede bu polikliniklerin kurulması, "cephenin genişletilmesi"ni sağlamakta çok anlamlı olacaktır. Öte yandan, toplum sağlığı merkezlerine işçi sağlığı hizmetlerini devretme kararı almıştır. TSM’ler eğer bu alanda küçük işyerlerini özellikle de 50’nin altındaki küçük işyerlerini hedeflerlerse doğru bir faaliyet gerçekleştirebilirler. Ancak büyük işyerlerine de hizmet veren TSM’ler alanda OSGB’lerle ticari alanda rekabet etmekten öteye gidemez yeni meslek hastalıklarına ulaşılmasını sağlayamaz.
Sonuç olarak tüm tarafların korkmadan, çekinmeden mesleki maruziyeti sorgulaması, şüphelenmesi, sevk etmesi, tanı koyması ve bu süreçlerin oturmuş programlar halinde işlemesi için başta devlete olmak üzere alanın tüm aktörlerine önemli görevler düşüyor, ancak en önce şu soruyu sormamız gerekiyor? Türkiye'deki tüm meslek hastalıklarına tanı konulmasını gerçekten istiyor muyuz? 

Hekimedya
" /> Meslek hastalıkları tespitinde yeterli değiliz - Arif Müezzinoğlu ile söyleşi - İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

Meslek hastalıkları tespitinde yeterli değiliz - Arif Müezzinoğlu ile söyleşi

Türkiye’de hemen her gün birçok işçi iş kazaları nedeniyle sağlığını ya da yaşamını yitiriyor. Meslek hastalıklarına yakalanan ancak hastalığına tanı bile konulmayan işçi sayısı azımsanmayacak kadar çok. İşçilerin işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetine ulaşmalarında meslek hastalıkları hastaneleri ise büyük bir öneme sahip. Türkiye’deki meslek hastalıkları hastanelerinin durumu ve devletin işçi sağlığı üzerine izlediği politikalar üzerine TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Arif Müezzinoğlu ile röportaj gerçekleştirdik. Jülide Kaya / Hekimedya