Statüsüz mülteciliğin inşası ve Eş Başkan Erdoğan - Ercüment Akdeniz

Birleşmiş Milletler (BM) 1. Küresel Mülteci Forumu Cenevre’de toplandı. Dünya üzerinde 70 milyon mülteci olduğu ifade ediliyor. Ne var ki bu insanların önemli bölümü yerinden edilmiş olmakla birlikte hâlâ “mülteci” statüsüne sahip değil. Aslında dünya kapitalizmi 20’nci yüzyıldan 21’inci yüzyıla geçerken yeni bir tercih yaptı: BM şemsiyesi altında, mülteciliğin “statüsüz mültecilik” şeklinde “sürdürülebilir” olmasına karar verildi.

Forumun bir diğer amacı da 70 milyon mültecinin dağılımını, daha doğrusu ufak tefek revizyonlarla stabilizasyonunu sağlamak. Nitekim dünya üzerinde her 10 mülteciden 9’u az gelişmiş ülkelerde bulunuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Küresel Mülteciler Forumuna “eş başkan” olarak seçilmesi de bu durumdan azade değil. Gelişmiş kapitalist devletler hem mevcut dengenin bozulmamasını istiyor hem de yükü omuzlayan ülkelerdeki basıncı düşürmek için finansal destek gibi “iyileştirmeleri” gündeme getiriyor. Bu denge içinde “şımarıklık” yapan, mültecilere push back yöntemiyle işkence yapan ülkeler de (Yunanistan gibi) kibarca uyarılıyor.

Küresel Mülteci Forumunun giderek kurumsal bir yapıya dönüşeceğini söylemek mümkün. Fakat bu yapının “Anayasa’sı” 1951 Mülteci Sözleşmesi’nden çok farklı. Çünkü mültecilere dair belirlenen “yeni ilkeler”, yakın zamanda Newyork’ta imzalanan “Mültecilere İlişkin Küresel Göç Mutabakat”ında şekil kazandı. Buna göre; anlaşma yapmadan, hukuksal dertlerle uğraşmadan ve sürekli mutabakat tekrarlayarak devletler bir arada duracaktı. Mültecilere yatırım, kamusal bir görev olmanın ötesinde özel sektör için piyasa ve kâr alanı olarak tanımlandı. İnşaat, gıda, insani yardım malzemesi vs. ile alakalı firmalara davetler çıkarıldı. Ülkelere “mülteci kotası” düzenlemesi ise hem gaz almak hem de göç akınlarını durdurmak için devreye sokuldu. Bu sistemin bir diğer sac ayağı da kalifiye iş gücünü süzerek merkez ülkelere transfer etmekti.

Son Cenevre forumuna can suyu katan bir diğer buluşma da Fas Marakeş’te yapıldı. Devletler burada mültecilere karşı “Düzenli, Güvenli, Kurallı Göç Mutabakatı” imzaladı. Bu mutabakat savaştan, açlıktan kaçan insanlara şöyle bir fiili yasa dayattı: “Ancak benim verdiğim sayıda göç edebilirsin!” Can havliyle bu yolun dışına meyledenler ise “kaçak”, “düzensiz” gibi sıfatlarla kriminalize edilmiş oldu.

Küresel Mülteciler Forumuna “kalkınma örgütleri” ile “iş dünyası liderleri”nin kaltılması da dikkat çekici. BM Global Compact’ten bu yana çok uluslu şirketlerin bir geleneği bu. Amaçları ise gayet basit; “Sürdürülebilir ve kapsamlı küresel ekonomi”nin inşası için göçmen emeğini fırsata çevirmek! Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) verilerine göre göçmen emeği küresel iş gücü içerisinde yüzde 4.7’ye tekabül ediyor. ILO raporunun, Fas’ta imzalanan mutabakat öncesine denk gelmesi de manidardı. Göçmen/mülteci işçilerin döviz transferlerinin sistem içine alınması da kapitalist kalkınma ajandasında yazan bir başka not.

Kısacası, önceki bütün zirvelerin gösterdiği gibi Küresel Mülteciler Forumu da dünyanın hayrına, mültecilerin yararına bir gelecek sunmuyor.

Hal bu iken Türkiye adına Foruma katılan ve eş başkanlık yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle dedi: “Geçen yıl kabul edilen Küresel Mülteci Mutabakatı’nın uygulanmasına önem veriyoruz. Hükümlerin hayata geçirilmesinin önemli bir adım olmasını temenni ediyorum...” böylece Erdoğan, Türkiye’deki Suriyeli mülteciler üzerinden ne kadar batıya yüklense de ilkesel olarak bir ayrılığa sahip olmadığını göstermiş oldu.

Türkiye’nin, mülteci haklarının küresel ilgasına esastan bir itirazı olmamakla birlikte Cenevre Forumundan iki talebi oldu: Birincisi, yükü omuzlamak için finansal destek yani para. İkincisi, geri göndermelerin önündeki hukuksal engellerin kaldırılması ve “güvenli bölgeler” için paydaşların temini. Peki, bu beklentiler ne kadar karşılanacak? Bu sorunun cevabı bölgeye ilişkin uluslararası siyasi güç dengeleri ile de bağlantılı. Tepki yumuşatmak için prototip bir “güvenli bölge” desteği her zaman ihtimal dahilinde. Türkiye mültecileri tamponlandığı sürece, belirli dilimler halinde (Zaman zaman sorun çıkararak) para akışının devam edeceğini söylemek için de kahin olmaya gerek yok.

Evrensel