İş Güvenliği Uzmanı Selçuk Karstarlı: Az tehlikeli iş kolları, adı kadar masum değil

AKP milletvekilleri tarafından TBMM’ye sunulan “Mini İstihdam Paketi” komisyondan geçti. Bu teklifin dikkat çekici yanından biri de iş cinayetlerine kapı aralayan maddenin yer alması. Teklife göre; kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırma yükümlülüğü tekrardan erteleniyor. Daha önce bu uygulamanın 3 kez ertelendiğini, bu ertelemeyle kanun maddesinin 11 yıl sonra yürürlüğe girebileceğini söyleyen Kocaeli İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi Selçuk Karstarlı işçinin sağlığı ve güvenliğinin patronların finansal hedeflerine bırakıldığını ifade etti. Karstarlı, “Devlet herkese sosyal güvenlik ve sağlıklı çalışma şartlarının temininden sorumludur. Ancak devlet vatandaşını sadece vergi alacağı zaman hatırlıyor” dedi.

AZ TEHLİKELİ DENEN İŞ KOLUNDA 4 İŞÇİ YANARAK ÖLMÜŞTÜ
Konuya uzak kişilerin ‘Aslında çok da önemli değil’ diyerek geçiştirebileceğini ama bu algının gerçeklikten uzak olduğunu söyleyen Karstarlı, “Az tehlikeli sınıftaki işyerlerinin içinde tarım, tekstil ve gıda iş kolları ile çeşitli mamullerin ticaretinin bulunduğunu görüyoruz. İSİG Meclisi 2019 iş cinayetleri raporuna baktığımızda ise en fazla ölümün tarım iş kolunda olduğunu biliyoruz. Ticaret/büro iş kolu ise listede 5. sırada. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan endüstriyel yangın raporunda ise en fazla endüstriyel yangının tekstil iş kolunda meydana geldiği görülüyor. Geçtiğimiz yıl Gebze’de 4 göçmen işçinin ölümüne neden olan Akpınar Tekstil de az tehlikeli sınıfta yer alan bir işyeriydi. Bu açıdan bakınca aslında az tehlikeli iş kollarının adı kadar masum olmadığı açık. Ayrıca 50 çalışan sınırlaması da aldatıcı bir içerik. Çünkü bu saydığımız işyerleri yasaların neden olduğu ‘maliyetlerden’ kaçmak için işyerini birkaç şirkete bölerek sayı sınırlamasından da kurtulabiliyor” dedi.

Patronların iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi istihdamından, eğitimlerden, iş güvenliği kurulu oluşturmaktan, dolayısıyla çalışan temsilcisinin bu konularda katılabileceği toplantılardan kurtulmuş olduklarını ifade eden Karstarlı, “Dolayısıyla gerek bu direkt maliyetlerden, uzman, hekim veya çalışan temsilcisinin talebi ile yapılması gerekebilecek iyileştirmelerin maliyetinden de kurtulmuş olacaklar. Kanun bu işyerlerini kapsamadığı ve az tehlikeli ve küçük işyerleri olarak görüldüğü için genel olarak denetlenmeyen bu işyerleri çalışanların sağlık ve güvenliğini riske atan yerlere dönüşüyor” ifadelerini kullandı.

"ONLAR AYNI GEMİDE AMA İŞÇİ DEĞİL"

Kamu maliyesi açısından iş güvenliğinin yük olarak görüldüğünü belirten Karstarlı, “Kamuda bu hizmetler halihazırda çalışanlardan da alınsa ek gösterge ödenecek. Eğer kurumda uzman ve hekim yok ise bu niteliklerde kamu personeli alımı yapmanın da veya hizmet alımı ile yapmanın da bir maliyeti var ve kamu maliyesi açısından bu maliyet AKP’nin önceliği değil” dedi. “50’den az çalışanı olan az tehlikeli işyerlerindeki erteleme ise işveren örgütlerinin isteği” diyen Karstarlı şöyle devam etti: “Denizli Sanayi Odası Başkanı Müjdat Keçeci’nin basında yer alan açıklaması bunun kanıtı gibi. Keçeci ‘Gerek TOBB gerekse Bakanlık nezdinde bu konuyu birçok farklı platformda dile getirdik. Hem iş güvenliği ile ilgili elemanların yetersizliğini hem de pandemi sürecinde işverenin üzerine yüklenecek böyle bir maliyetin olumsuz taraflarını anlattık. Fikirlerimizin dikkate alınarak bunun bir yasa teklifi haline gelmesi bizi ziyadesiyle memnun etmiştir. Bu süreç, işverenin omuzlarına yeni yükler yüklemek için doğru bir zaman değil. Bu gemide hepimiz varız. Bu nedenle bir süredir konuşulan işsizlik sigortası primlerinin arttırılması gibi hükümlerin de bu düzenlemeye girmemiş olmasından memnunuz’ dedi. Yani Keçeci açıkça işverenler ile sermayedarların çıkarlarının aynı olduğunu ama işçinin sağlığının bu gemide yeri olmadığını söylüyor” diye konuştu.

Aslında yasanın ölümleri engellemediğini yaşayarak gördüğümüzü söyleyen Karstarlı, “Ama ben bunun yasanın içeriğinden kaynaklandığını düşünmüyorum. Çünkü yasa ve yönetmeliklerin ne düzeyde uygulandığını her iş cinayeti sonrasında görüyoruz. Yasa çıkarmak yetmez, yürütmenin yani iktidarın bu yasaların uygulanmasını sağlamak için etkin bir denetim mekanizması da kurması gerekir. Bugün denetim mekanizmalarının neredeyse hiç çalışmadığını görüyoruz. Bunun en net örneği Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikası patlamasıdır. Ayrıca tarım, inşaat ve taşımacılık gibi ölümlerin en çok yaşandığı iş kollarında kayıt dışılığın ve kuralsızlığın da had safhada olduğu görülüyor. Devlet herkese sosyal güvenlik ve sağlıklı çalışma şartlarının temininden sorumludur. Ancak devlet vatandaşını sadece vergi alacağı zaman hatırlıyor” dedi.

"PATRONLARIN İNİSİYATİFİNE BIRAKILMAMALI"
Peki işçilerin ölmemesi, iş cinayetlerinin yaşanmaması için neler yapılmalı? Karstarlı bu soruya şöyle yanıt veriyor: “Bunun için önce ölümle yüzleşen emekçilerin bir talebi olması ve bunun için örgütlü mücadelesi gerekir. Burada sendikalara özel bir görev düşüyor bence. Daha çok işyerlerinde örgütlenmeli, işçi sağlığı ve iş güvenliği taleplerinin toplu sözleşme konusu haline gelmesi gerekir. Ayrıca tüm emek ve meslek örgütleri hatta tüm toplum kesimleri, hem yasal düzenlemelerin yapılmasını hem de etkin bir denetimin yapılması için hükümet üzerinde bu konuda baskı yaratmalı.”

İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin adeta patronların finansal hedefleri ve inisiyatifi içine sıkıştırıldığını söyleyen Karstarlı, “Ama insan hayatı amacı kâr etmek olan şirketlerin inisiyatifine bırakılamaz. Bu nedenle işçi sağlığı ve güvenliği alanındaki tüm düzenlemeler için sendikaların, üniversitelerin, meslek odalarının yer alacağı bir yapı oluşturulmalı. İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminin baskıdan arındırılmış ve eli güçlendirilmiş çalışma şartlarına kavuşması sağlanabilmeli. Ücreti, çalışma şartları, iş akdinin sürmesi gibi konularda işverene bağlı olmak bağımsızlığı da ortadan kaldırılıyor. Ayrıca kanun, ‘Bu kişiler yaptıkları işten dolayı işverene karşı sorumludur’ diyor. Öte yandan da iş cinayetleri sonrası işveren yerine genellikle uzmanlar tutuklanıyor, yargılanıyor, cezalandırılıyor. Bu sorunlu ve kanuna uymayan tablo değişmeli. Gerçek sorumlular, yani işyerlerindeki gerçek karar vericiler işverenler ise yargılanan da onlar olmalıdır” dedi.

Hasret Gültekin Kozan / Evrensel