İş Güvenliği Uzmanı Deniz İpek: Ya bağışıklık ya ölüm

Havada, karada ve denizde asgari ve zorunlu olmayan işlerde korona virüs salgınına rağmen süren üretim baskısı, alınmayan önlemler işçileri, emekçileri ya bağışıklığa ya da ölüme itiyor. İş Güvenliği Uzmanı Deniz İpek koronavirüs salgınının işçilerin çalışma hayatındaki yansımalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

SGK: KORONA MESLEK HASTALIĞI DEĞİLDİR

-Fabrikalarda ve emekçilerin yaşamında kovid-19 salgınının etkisi ve salgınla mücadelede yasalardaki son durum nedir?

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından işyerinde korana virüsü olan tüm sigortalıların (çalışanların) hastalık olarak kabul edileceği ve bildirimlerinin iş kazası veya meslek hastalığı olarak bildirim yapılamayacağı genelge ile ilan edildi. Bu genelge ile salgın sürecinde sürü bağışıklığına terk edilen işçiler şimdi de salgının sonuçları ile başbaşa bırakılıyor. İş ve çalışma ilişkilerini düzenleyen kanunlarda salgın sürecindeki işçi işveren ilişkililerini düzenleyen maddeler olmayınca ortaya hükümetin işçilere dönük sürü bağışıklığı stratejisi çıkıyor. Devlet ülkede, hastalanarak işsiz kalan, çalışamaz durama gelen veya hayatını kaybeden işçilere faturayı kesiyor. Devlet, işçiler sosyal güvenlik ödemelerinden mahrum bırakıyor ve işsizlik maaşına mahkum ediyor. Hükümet salgın ile ilgili işçi-işveren arasındaki borç ilişkisine dair herhangi bir düzenleme yapmadı. Buna rağmen hükümet, 7244 sayılı salgının ekonomik ve sosyal hayata etkilerinin azaltılması kanunu ve sonrasında devam eden Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle; iş ve işsizlik sigortası kanunlarına, işveren lehine "ücretsiz izin, kısa çalışma ödeneği" türevi yeni geçici maddeler ekledi.

KAĞIT ÜSTÜNDE VAR SAHADA YOK

- Sahada koronavirüs önlemlerine ilişkin gözlemlerinizi aktarabilir misiniz? Maske takmaya indirgenen önlem dışında virüsün yayılabildiği diğer ortamlar nelerdir?

Öncelikle işyerine ulaşmak ve eve dönmek için kullanılan toplu taşıma araçları, servisler birinci risk kaynağını oluşturuyor. Her ne kadar servislerde taşıma kapasitesinin yarısı kadar insan taşınması tavsiye edilse de bu durum işverene maliyeti artıran unsur olarak görüldüğü için hemen gevşedi. Şimdi ise balık istifi taşınan işçiler ya toplu taşıma ile ya da servislerle ailelerine virüsü taşıyorlar. Servisler aynı zamanda birden fazla işyerine servis çektiği için aynı aracın aynı koltuğuna, yarım saat arayla başka bir fabrikadan işçi biniyor.

Fabrikaya girişler ise ikinci risk faktörü. Burada işyerine girişte virüs bulaşmasını artıran birinci risk işçilerin işyerine girişte parmak basmak veya kart basmak için ve de ateş ölçtürmek için yığılması.Yani fiziksel mesafenin korunamaması. Virüs bulaşması riskinin işyerine girişte arttığı bir diğer durumsa özel güvenlik personellerinde. Girişte emniyet genel müdürlüğü genelgesi ile de yapmasında mahsur görülmeyen özel güvenlik işçilerinin ateş ölçme işlemi. Görev tanımlarında olmamasına rağmen sağlıkla ilgili bir meslek tanımına giren ateş ölçmeye iç işleri bakanlığı genelgesi ile zorlanan özel güvenlik işçileri de yaptığı işten kaynaklı meslek hastalığı riski ile karşı karşıyalar. Birçok fabrikada görülen de fabrikaya giriş-çıkışta elektronik sistemle parmak basmayla alınan yoklamalar salgına rağmen devam ediyor.

Yapılan işlerin niteliği gereği işyerlerinin birçoğunda sosyal (yemekhane, soyunma odası, çay ve sigara, mola alanları vb) ve sıhhi tesislerde (tuvalet, duş, izolasyon odaları) ve hatta revirlerde bile fiziksel mesafeye korumanın mümkün olmadığı sahadaki gözlemlerimizden görünüyor. İşyerlerinde enfeksiyon hastalıklarına karşı rehberlik ve danışmanlık yapan iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinin (işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı) bile hayatını kaybettiği bir işyeri çalışma ortamında temas ne kadar engellenebilir zaten.

İşçiler içinde kronik rahatsızlıkların çok yaygın. Kronik işçilerin çalıştırılamaması bir önlem değil aksine kayıt dışı çalıştırmayı yaygınlaştıran ve ölümüne çalışmayı teşvik ediyor. Kronik rahatsızlığı olan işçiler cep telefonlarını evde bırakarak işyerinde kayıt dışı çalışmaya devam ediyor. 20 yaş altına uygulanan sokağa çıkma yasağı, işçilere hiç uğramaması sonucu; işçiler ve aileleri tarafından salgın: “işçi hastalığı” diye yorumlanıyor.

SALGIN KONTROL EKİPLERİ İŞYERİNDE YOK AMA İŞÇİYE ÜCRET KESİNTİSİ VAR

-Pozitif çıkan işçilerde karantina süreci nasıl işliyor? Karantina süreçlerinde ücret alabiliyorlar mı?

Bir de virüs bulaşması olan işçilerin çalıştığı işyerlerinde duruma bakalım. İşyerlerinde çalışmaya devam eden işçide pozitif vaka tespit edildiğinde sağlık bakanlığının kontrol (filyasyon) ekiplerinin işyerlerine koşup tüm çalışma ortamına, işin yapılış tekniği ile işyerindeki sıhhi ve sosyal tesisleri denetliyor demek isterdim. Fakat kontrol ekiplerinin sanki işçinin testinin pozitif olmasının işyeri ile hiç illiyet bağı yokmuş gibi davranıyor. İşçiye telefon eden kontrol ekipleri maskesiz 15 dakikadan fazla aynı kapalı ortamda bulunduğunuz kimse var mı diye soruyorlar o kadar. Karantinaya alınan işçilere 14 günlük süre ise yine gelir kaybı olarak geri dönüyor. Karantinadaki işçi 14 gün ücretli izine ayrılması gerekirken aile hekimlerine yönlendiriliyor. Aile hekimleri tarafından 10 gün artı 4 gün rapor verilen karantinadaki işçiler SGK mevzuattı gereği bu on dört gün için en fazla 8 günlük rapor parası alabiliyor ve 6 günlük ücretleri kesiliyor. Karantinaya alınan işçilerin eğer bir semptom yoksa bu yüzden geçim kaygısı ile günübirlik işlerde ve hatta cep telefonlarını evde bırakarak kendi işyerinde çalışıyorlar. Sonuç olarak karantina uygulaması işyerlerine uğramıyor. Virüse yakalanma riskine karşın kalabalık fabrikalarda çalışmaya devam eden işçiler, gelir ve iş kaybı riskinden ziyade, sağlık riskini göğüslüyor. Yaşamın idamesi için başlıca gelir kaynakları ücret olan işçiler, ailelerine hastalık taşıma korkusuna rağmen, işlerini kaybetmeyi göze alamadıkları için üretimi sürdürüyor.

SAĞLIK ÇALIŞANLARI ÇABASI RANTA KURBAN

-Türkiye'nin salgını iyi yönettiği iddiaları var. Buna karşın sağlık çalışanlarının da bu süreçte yaşadığı sorunlar ve bu sorunlara karşı gerçekleşen eylemler ve basın açıklamaları da oldu. Pandemi sürecine ilişkin sağlık çalışanlarına dair ne söylersiniz?

Sonbahara girerken 5 aydır gece gündüz çalışan sağlık çalışanları ise yorgun ve kırgın. Sağlık Bakanlığı tarafından enfekte olan sağlık emekçilerinin sayı çok uzun zamandır açıklanmıyor. 29 Nisan’dan bu yana enfekte olan 760 sağlık emekçisi var. Çeşitli illerden sağlık çalışanları içinden özellikle hekimlerden emeklilik ve istifa haberleri geliyor. Bu istifalar sağlık çalışanlarının tükendiğinin gösteriyor. Sağlık çalışanlarına artık test bile yapılmıyor. Sağlık Bakanlığı bu konuya bir açıklık getirmiyor. Hükümet Sağlık Bakanı Koca’nın öncülüğünde Türkiye’deki hekimlerin, sağlık emekçilerinin çabasını ranta çevirmeye uğraşıyor. Türkiye hasta bakımında, tedavi sürecinde, yoğun bakımı sürecinde sağlık emekçileriyle ciddi bir çaba sarf ediyor ve bir sonuç aldı. Bu salgına karşı mücadelede başarı olarak pazarlanıyor. kovid-19 şüpheli ya da tanılı hasta ile temaslarında, hastadan kendilerinin solunum yollarına, göz mukozasına ya da açık yaralarına olan öksürük, hapşırık ve diğer vücut sıvılarının sıçraması ya da bulaşması veya bunlarla kontamine olmuş kesici delici malzemelerle yaralanma olaylarının tamamı iş kazası veya meslek hastalığı olarak değerlendirilmeli ve kayıt altına alınmalıdır.

ÇÖZÜM: MÜCADELEDE VE TALEPLER ETRAFINDA BİRLEŞMEDE

-Tüm bu sorunları baz aldığımızda çözüm önerileriniz nelerdir? Hangi talepler öne çıkıyor?

Özetle 4 temel talep etrafında birleşilerek verilecek mücadelenin çözüme götüreceği düşüncesindeyim. Kısaca mücadele gerektiren 4 talebi şöyle sıralayabiliriz:

1) Ücretsiz izne çıkarılmış ve günü birlik işler bulup geçinmeye çalışan işçilerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu koşullarda, başta asgari ücret olmak üzere ücretlerin tam ödenmelidir ve ek zam yapılmalıdır, 2021’de asgari ücret 6 aylık periyotlarda belirlenmelidir.

2) İşten atmaların yasaklanması işçi lehine garanti altına alınmalı ve işsizlere insanca yaşayacak bir gelir desteğinin verilmelidir.

3) Maske ve hijyen malzemeleri halka ücretsiz sağlanmalıdır, testler yaygın ve sistematik yapılmalı, işyerlerinde ve günlük hayatta salgından korunma için alınması gereken önlemler; akademi ve meslek örgütleri ile devlet tarafından organize edilmeli ve ücretsiz olmalıdır.

4) Salgına karşı sağlık alanında halk sağlığı için yapılması gereken acil düzenlemeler yapılmalı ve sağlık emekçilerinin çalışma koşulları düzeltilerek ve günlük yevmiyeleri en az iki katına çıkartılmalıdır

İş güvenliğini denetleyecek en etkili yollardan biri, sendikalı çalışanın kendi çalışma koşullarını sendikası aracılığıyla denetleme hakkıdır. Hükümet buna karşın özgür sendikacılık doğrultusunda adım atmak istemiyor. Çünkü hükümet, ucuz işçilik üzerinden rekabet etmek, kayıt dışı üzerinden sermaye birikimi yaratmak, taşeron sistemi, kıdem fonu, işsizlik fonu üzerinden kaynak aktarabilmek için “makbul sendikalara” mahkum olmuş güvencesiz bir işçi kitlesinin gerekli olduğunu biliyor.

Ayna Haber