İş Cinayeti Olarak İşyeri İntiharları - Şeref Özcan

İş Cinayeti Olarak İşyeri İntiharları

Şeref ÖZCAN
İş Başmüfettişi

1. İş Kazası, Tazmin, Önleme
Mevzuatta iş kazasının tanımı, 6331 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”nda “işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olay” olarak yer almıştır.(1) 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”nda ise iş kazasının tanımı verilmemekle birlikte hangi hal ve durumların iş kazası olarak değerlendirilmesi gerektiği “(a) iş yerinde bulunduğu sırada,(b) işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, (c) sigortalının görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, (d) emziren kadın sigortalının iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlara, (e) işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında; meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay ” şeklinde belirtilmiştir.

5510 sayılı Yasa, sosyal güvenlik haklarını esas alarak meydana gelmiş bir zararın ardından bunun tazminini hedeflemişken; 6331 sayılı Yasa ise önlemeyi esas alarak kamu düzenine ilişkin emredici hukuk kurallarına yer vermiş, önleme yaklaşımı uyarınca da aksi uygulamalara yönelik yaptırımları ve ayrıca gerektiğinde kusura ilişkin fiillerin dayanaklarını da düzenlemiştir.

Sosyal güvenlik hukuku açısından sorumluluktan bağımsız olarak çalışanın sosyal risklere karşı korunması amacıyla da uyumlu olarak; iş kazası tanımı üzerinde durulmaksızın, Yasa’da belirtilmiş olan hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşen olay ile sonucun örtüşmesi uygun illiyet bağının oluştuğu(2) şeklinde değerlendirilmektedir. Meydana gelen zararlandırıcı sigorta olayından kimin sorumlu olacağı hususu sosyal güvenlik anlayışı açısından ikincil olup; temel amaç, yapılan iş ile ilişkili olarak zarara neden olan olay nedeniyle meydana gelen zararın tazminidir. Bu sosyal tazmin yaklaşımı aynı zamanda sosyal devlet ilkesinin de bir gereğidir.

Anayasal ilkelere dayanması sebebiyle emredici hukuk kuralı ve kamu düzeni hükmü niteliğinde bulunan(3) işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı 6331 sayılı Yasa’da ise çalışan bir zarar görmeden evvel bu zararın ortaya çıkmasının önüne geçilebilmesi açısından yapılması gerekenlere yer verilmiştir. Söz konusu edilen düzenlemelere uyulmaması ise bir yanıyla idari yaptırıma konu edilirken aynı zamanda da uyulmayan bu kurallar nedeniyle meydana gelebilecek zararlardan dolayı işverenin veya işçinin veyahut da üçüncü kişilerin sorumluluklarının doğmasına(4) da neden olmaktadır.
Yapılmış olan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, meydana gelen bir iş kazasının iki boyutu bulunmaktadır:

a) Bunlardan birincisi iş kazası nedeniyle vücut bütünlüğü bozulan veya yaşamını yitiren çalışanın kendisinin ya da hak sahiplerinin uğradıkları gelir kaybının(5) telafisidir. Bu yaklaşımda, olaydan kimin sorumlu olduğu ile bu yöndeki sorumluluğun neden olduğu zararların kimlere rücu edileceği ise ancak ikincildir. Olayda işverenin kusurunun bulunmaması veya olayın tümüyle kaçınılmazlık ve hatta tümüyle işçinin kusuru sonucu meydana gelmiş olması durumu da çalışanın ya da hak sahiplerinin zararının tazmini(6) açısından önemli olmamaktadır. Öğlen dinlenmesi sırasında işyeri bahçesinde bulunan işçinin hasımları tarafından öldürülmesi olayında olduğu gibi olaya yönelik olarak işverenin alabileceği bir tedbirin bulunmaması, dolayısıyla işverenin kusurunun olmaması durumunda da işyerinde meydana gelmiş olan bu olay iş kazası olarak değerlendirilmekte ve ölen sigortalının hak sahiplerine gerekli yardımlar ve ödemeler sağlanmaktadır. Bir başka deyişle, bir olayın iş kazası olması, işverenin de bu olaydan zorunlu olarak sorumlu olduğu anlamına gelmemektedir.

b) Değerlendirilmesi gereken ikinci başlık ise meydana gelen iş kazalarından sorumluluk olup; bu yönde de kusur sorumluluğu esas alınmaktadır. Bu yönde 6331 sayılı Yasa’da ve ilgili yönetmeliklerde yer alan düzenlemeler ise işverenin sorumluluğunu belirleyen objektif kriterler olarak değerlendirilmektedir.

2. İş Kazası, İş Cinayeti
Mevzuatta yer alan iş kazası tanımlarında, bu türden olayların meydana gelişleri ile bu olayların içinde gerçekleştiği sistem arasında bir ilişkinin bulunup bulunmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme mevcut değildir. Olayın gerçekleştiği üretim biriminin nasıl bir toplum yapısında yer aldığı, orada işçilerin ne düzeyde ve ne türden örgütlülüklere sahip bulunduğu, ücret düzeyleri ile geçim endeksleri arasındaki ilişkinin nasıl olduğu, iş kazası sıklık oranlarının hangi düzeylerde gerçekleştiği, aynı işyerlerinde aynı tür kazaların düzenli olarak meydana gelip gelmediği, ülke çapında her yıl benzer tipteki kazaların benzer şekilde ve aynı sayıda tekrarlanıp tekrarlanmadığı, meydana gelen olaylarla ilgili gerçekten yaptırım uygulanıp uygulanmadığı … gibi başlıklar sadece mevzuatın değil neredeyse gerekçelerinin bile pek konusu olamamıştır.

Türkiye’deki mevcut verilere baktığımızda ise iş kazası sıklık oranlarının son derece yüksek olduğu, her tipten iş kazasının gerek işyeri ölçeğinde ve gerekse de ülke düzeyinde düzenli olarak kendisini tekrar ettiği kolaylıkla tespit edilebilmektedir. Öyle ki henüz gelmesine 9 bitmesine ise 21 aydan fazla olmasına rağmen 2022 senesinde işyerlerinde kaç işçinin yaşamını yitireceğini, hatta bu ölümlerin ne şekilde gerçekleşeceğini de yaklaşık olarak bilmemiz mümkün görünmektedir.(7)

Oysa ki kaza sözcüğünün tanımı, TDK sözlüğünde “istem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması” olarak verilmiştir. Bu durumda, sadece işyerlerinde günde kaç işçinin öleceğini değil aynı zamanda ne yaparken öleceğini dahi bilmemiz durumunda bir kaza olgusundan bahsedebilmenin mümkün olamayacağı açıktır. Ayrıca, bu ölümlere sebep olanların neredeyse tamamının, yasal düzenlemelerin(8) aksine adi taksirden yargılanıp neredeyse hiçbir yaptırıma uğramaması; yine işyerlerinde yaşamını yitirenlerin ağırlıklı kısmının örgütsüz veya sendikasız olması, aynı zamanda ağır bir geçim sıkıntısı içinde de bulunması, karşı koyamadığı şekilde güvencesiz çalıştırılması … hususları da konuyla ilgili olanlar açısından yeni bir bilgi değildir.

Henüz dörtte biri dolmamış olan 2021 yılında da daha önceki yıllarda olduğu gibi yine günde ortalama 6 ve yıl boyunca da yaklaşık 2500 işçinin yaşamını yitireceği; bu vakalardan dolayı herhangi bir işverenin ceza almayacağı gibi düzenlenecek olan iddianamelerde işverenlerden çok ölen işçilerin yanında aynı risklere maruz kalarak çalışmış olan iş arkadaşlarının yargılanacağı da şimdiden bilinmektedir. Bu durumda ölümü, ölümün nedeni olan olayı, ölen işçinin ise çoğunlukla sendikasız ve örgütsüz olarak güvencesiz koşullarda ve asgari ücret sınırlarında ve de alt işveren işçisi olarak çalışanlardan olacağını, olay nedeniyle de ağırlıkla ölen işçinin hayatta kalan arkadaşlarının yargılanacağını, bu olayların sonucunda ise cezasızlık yaklaşımının bir sonucu olarak neredeyse hiçbir işverenin ceza almayacağını şimdiden biliyorsak; işyerlerinde meydana gelen istem dışı ve umulmadık olaylardan bahsedildiğini söylemek sadece insani açıdan değil aynı zamanda mantıksal olarak da tutarlı bir yaklaşım olmayacaktır. İşçinin ismi dışında neredeyse tüm süreç hakkında bilgi sahibi olduğumuz değinilmiş olan bu verili durum ise bizi her bir olayı içinde bulunulan sistemden bağımsız ve birbiriyle de ilişkisiz tekil birer olgu olarak değerlendiren mevcut hukukun soğuk yaklaşımından(9) toplumsal yapıya ve uygulanagelen neoliberal politikalara getirmiş olacaktır.

İşyerlerinde sistematik olarak gerçekleşmeye devam eden ölümler veya yaralanmalar(10), istem dışı ve umulmayan olaylarla değil aslında bir iradi tercihle karşı karşıya olunduğunu açığa çıkarmaktadır. Bir teşvik olarak cezasızlık yaklaşımıyla da korunan bu iradi tercihin sonucu ise iş kazası değil ancak bir iş cinayeti olarak tanımlanabilecektir. Gerçekten de söz konusu olan hukuk dünyası içinde gerçekleşen sıradan iş ilişkileri değil bir sermaye birikim yöntemi olarak iş cinayetleri rejimidir; artık istem dışı olmasına ve umulmamasına rağmen meydana gelen iş kazaları değil bile isteye neden olunan iş cinayetleri yaşanmaktadır.

3. İşyeri İntiharları
İSİG Meclisince düzenlenmiş olan “İş Cinayetleri Raporu”nda(11), 2020 yılı içinde en az 73 işçinin intihar nedeniyle yaşamını yitirdiği belirtilmiştir. Yukarıda verilmiş olan tanımlar da dikkate alındığında, işyerinde ve işverenin işinin yapıldığı süreçte meydana gelen intihar da dahil olmak üzere bütün ölüm olaylarının iş kazası olacağı tartışmasızdır. İşyerinde meydana gelen bir intihar olayı iş kazası olmakla birlikte, böylesi bir durumda işverenin kusurunun bulunup bulunmadığının, bir başka deyişle işverenlikçe alınabilecek önlemlerle işyerinde meydana gelebilecek bir intihar olayının önüne geçilebilmesinin mümkün olup olmadığının da açığa çıkarılması gerekmektedir.

İşyeri intiharlarının meydana gelmesinde güvencesizlik, aşırı iş yükü, stres altında çalışma gibi etkenlerin belirleyici olduğu(12); yine performans sistemi ile birlikte yüksek denetim ve kontrol altında görev yapanlar, sağlık çalışanları, mühendisler, medya çalışanları, işle ilgili psikolojik stresi olanlar gibi kimi iş ve mesleklerde yer alanların özellikle risk grubu içinde bulunduğu(13) ifade edilmektedir. Bu veriler, işyeri intiharları ile çalışma koşulları ve yapılan iş arasında uygun illiyetin bulunduğunu da göstermektedir. Buna göre, o işyeri için yapılacak risk değerlendirmesinde, değinilmiş olan faktörlerin de gözetilmesi gerekeceği, bunların gözetilmemesi durumunun ise işverenin sorumluluğunu gündeme getireceği söylenebilecektir. Ayrıca, işyerlerindeki risk değerlendirmeleri kapsamında mobbingin de ayrıca dikkate alınması gerekeceği ifade edilmelidir.

İşyeri intiharlarında işveren sorumluluğunun kimi somut olaylar üzerinden değerlendirilmesi konuyu daha anlaşılır kılacaktır. Bu yönde, üçü de ardında intihar mektubu kalmış olan üç olay aktarılacaktır.(14)

a) Birinci olayda, M.A. isimli işçi, bıraktığı intihar mektubunda, işverenine son bir kez daha “Neymiş efendim, verimli değilmişiz. Bu ne demek, şu anlama geliyor, sen çalışmıyorsun… Ben her zaman dürüst çalıştım. Ben bir yıl çalışıp da 100 ₺ zammı hak etmişim. Bu düpedüz haksızlık… Teşekkür ediyorum sana H. bey. Beni bu kadar eleştirdiğin için… ” şeklinde seslenmiştir. Bu işyeri intiharında, işverenin süregelen baskısı (mobbing) açıkça görülebilmektedir.

b) İkinci olayda ise bir gemi insanı olan T.E.S., bıraktığı intihar mektubunda “Hiçbir şeyi almıyor, umursamıyor gözüksem sadece kendimi hayata bağlama çabamdan dolayıydı. Her şeyin her söylenenin farkındayım. Gemiye katıldığım günden beri … sürekli eleştirilmek daha önce yaşadığım bir olay değildi. Sizin de üzerine gelmeniz stresimi arttırdı… Gemideki çok başlılıktan ezildikçe ezildim… Gemi kaptanı olarak bu durumu size de aksettirdim. Beni görevden alarak bu yaşananların önüne geçebilirdiniz… Tüm yaşananların, kayıpların karşılığı olmasa da bu şekilde yaşamaya tahammülüm kalmadı. Bundan sonra da kimsenin yüzüne bakabileceğimi zannetmiyorum… Onursuz ve kendime güvenim olmadan saygısız bir hayatın anlam ifade ettiğini zannetmiyorum… ” diyerek sesini son kez bizlere iletmeye çalışmıştır... Bu işçinin intiharında da, bir anlık bunalımın değil süregelen bir değersizleştirmenin etkisi olduğu anlaşılmaktadır.

c) Üçüncü olayda, 16 yaşındaki çocuk işçi S.A., 12 saat süren gece vardiyasında 16 yaşındaki diğer bir çocuk işçi ile çalışmakta olduğu sırada, kafasını makinenin içine sokarak intihar etmiş, bıraktığı intihar mektubunda ise “Sevgili dostlar ve ailem – ben ölmeden önce çok düşündüm ve ben ölüyorum. Benim aşkım Büşra onu çok sevdim ve beni unutmasın, Kankim Samet beni o hiç unutmasın, Annem ve babam kardeşim abim onları çok seviyorum” sözcüklerine de yer vermiştir… Bu olayda, 12 saat süren gece vardiyasında 16 yaşındaki çocukları yalnız başına çalıştırmış olan işverenliğin pervasızlığının etkisi ise her türlü tartışmanın dışında olsa gerektir.

Örnek olarak aktarılmış olan her üç olayda da çalışma koşullarının etkisi kadar intihar öncesi işçinin elinden tutacak bir kişinin bile bulunmadığı da görülmektedir. Nitekim, bir yalnızlık kaynağı olarak örgütsüzlüğün de işyeri intiharlarında etkili olduğu bilinmektedir.

Sonuç
İş cinayeti tanımlaması kimi kesimlerde rahatsızlık yaratmaktadır.(15) Ancak, neredeyse zamanını, yerini ve meydana geliş şeklini dahi bilebildiğimiz ve şaşmaz bir süreklilikle tekrarlanagelen bu olayların “umulmadık ve istem dışı olay” şeklinde nitelenerek iş kazası şeklinde değerlendirilmesi, ancak bir ideolojik boğulma ile mümkün olsa gerektir. Oysa ki hakim sermaye birikim tarzının doğrudan bir sonucu olarak, adeta bile isteye neden olunan bu olayların iş cinayeti olarak isimlendirilmesi son derece isabetli bulunmaktadır. Binlerce iş cinayetinin aslında ucuz ve basit önlemlerin alınmaması nedeniyle ve umursamazlıkla meydana gelmiş olmasının yanı sıra bir teşvik yaklaşımı olarak cezasızlık uygulamalarından da açığa çıktığı üzere iş cinayetleri rejimi isimlendirmesi de son derece doğru bulunmaktadır.

Çoğu durumda işyerlerindeki üretim sürecinin duygusuzluğu ve acımasızlığı ile birlikte güvencesizlik, aşırı iş yükü ve stres altında çalışma gibi etkenlerin de işyeri intiharlarına neden olabildiği bilinmektedir. Performans yönetimi, emeğe yönelik denetim uygulamaları ve bir yönetme yaklaşımı olarak mobbing uygulaması da yine işyeri intiharlarının meydana gelmesinde etkili olabilmektedir. Bu nedenlerle, işyeri intiharlarının da iş cinayeti kavramının dışında kalamayacağı; bir başka deyişle işyeri intiharlarının da iş cinayeti olarak değerlendirilmesi gerekeceği ifade edilmelidir.

İşyeri intiharlarında, işçinin yalnızlığının da etkili olduğu görülmektedir. İşyerindeki yalnızlık, sadece yakın iş arkadaşlarının bulunmaması demek olmayıp aynı zamanda işçinin örgütsüz ve sendikasız olması anlamına geldiği de açıkça ifade edilmelidir. Nitekim güvencesizlik, aşırı iş yükü ve stres gibi etkenlerin örgütlü işçinin üzerindeki etkisi çok daha az, tolere edilmesi ise çok daha mümkün olacaktır. Bu durumda, yaşamak ve hayata daha güçlü tutunmak; iş cinayetleri rejimini durdurmak ve yok etmek için de işçinin örgütlenmesi ve bir arada bulunması gerekecektir.

Dipnotlar
1- Ayrıca, gemi insanlarına yönelik olarak 17.07.2003 tarih ve 4935 sayılı Kanun ile kabul edilmiş olan 134 no.lu “İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin İLO Sözleşmesi”nde de iş kazasının tanımı “gemi adamlarının iş ile ilgili olarak ya da iş sırasında maruz kaldıkları kazaları kapsar” şeklinde verilmiştir.
2- Yargıtay 21HD. 15.04.2019, 5018/2931.
3- Süzek, Sarper, İş Güvenliği Hukuku, Ankara: 1985, s. 50.
4- Yargıtay 21HD. 04.02.2019, 1157/474.
5- Kimi diğer giderlerinin karşılaması da söz konusudur.
6- İşçinin kusurunun bulunması durumunda bağlanan gelirlerde indirim yapılabilmektedir.
7- İşyerlerinde ve ülkede tekrarlayan elektriksel nedenli ölümler üzerine yapmış olduğumuz bir değerlendirme için bkz. Saymaz, İsmail, Fıtrat İş Kazası Değil Cinayet, İstanbul: 2016, s. 113.
8- Başka bir tartışmanın konusu olmakla birlikte, risk değerlendirmesi zorunluluğunun bulunmasına rağmen, iddianamelerin olası kast ya da en azından bilinçli taksir ile ölüme sebebiyetten düzenlenmiyor olması ise cezasızlık tercihinin bir sonucu olsa gerektir.
9- Şüphesiz, hukukun durağan olmadığının, toplumsal yapı ile karşılıklı ilişki içinde bulunduğunun, mevcut sistemin gerektirdiği ve uyguladığı bir hukuk politikasının mevcudiyetinin yürürlükte olduğunun da akılda tutulması gerekliliği ifade edilmelidir.
10- Yılda düzenli olarak üç veya dört pres işçisinin sol el dört parmağının kopmasına, yine her yıl yirmi ile yirmiiki diş açma işçisinin sağ el işaret parmağının birinci boğumdan kopmasına neden olan işyeri işverenlikleri; istisnai bir duruma işaret etmemektedir (veriler kişisel arşivdendir).
11- http://www.isigmeclisi.org/site_icerik/2021/1ocak/1rapor.pdf.
12- Elbek, Osman, Karoshi, Karojisatsu ve İş Cinayetleri, https://t24.com.tr/yazarlar/osman-elbek/karoshi-karojisatsu-ve-is-cinayetleri,22422.
13- Özkan, Özlem, Karojizatsu: Fazla Aşırı Yoğun Çalışmaya Bağlı İntihar, http://isigmeclisi.org/13586-karojizatsu-fazla-asiri-yogun-calismaya-bagli-intihar--ozlem-ozkan.
14- Söz konusu olaylar, tarafımızdan incelenmiştir.
15- Çoğunlukla sermaye ve yandaşlarından gelen bu rahatsızlığın bir sınıf tavrı olarak değerlendirilmesi ve teşhir de edilerek mücadele edilmesi gerektiği de ifade edilmelidir.