Şirketlerin ve Ülkelerin 'Zaman Kazanma Stratejisi'- 1 / Ertuğrul Bilir

İşçi sağlığı, iş güvenliği ve çevre mücadeleleri; zorbalıkla, yalanlarla, hukuki ayak oyunlarıyla mücadele ederek yürümeyi gerektiriyor. Kapitalizmde şirketler, hükümetler ve devletler ellerindeki bütün olanaklarla yalan üreterek, yalanları yayarak sermayenin emeğe karşı savaşını en ileri boyutlarda sürdürüyor. Toplumsal muhalefetin etkisiyle bazı durumlarda kendileri için geri adım (işçiler ve halk için ileri adım) atsalar bile bu geri adımları çeşitli oyalama taktikleriyle olabildiğince geciktirmeye çalışmaktadırlar. Gemi söküm endüstrisi de sermayenin kendisi için kârlı, toplumun diğer kesimleri için ise zararlı olan faaliyetlerini kafa karıştırarak, yanlış bilgi yayarak, hukuksal kararları çiğneyerek sürdürdüğü bir alandır.

Bu yazıda, 16 Ağustos 2022 tarihinde Dünya Gazetesi Youtube kanalında yayınlanan “Aysel Yücel ile Lojistik Dünyası” programında Gemisander (Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Derneği) Başkanı Kamil Önal ile yapılan röportaj [Söyleşi Linki] vesilesiyle bazı sorunlar dile getirilecek ve değerlendirilecektir.

“Meslek Hastalıklarının Yokluğu” İddiası

Kamil Önal, Nae Sao Paolo gemisindeki asbest riskinin sorulması karşısında şöyle söylüyor:

“Sektörümüzde bugüne kadar asbestten mağduriyet gören herhangi bir yer, insan, sağlık, çevre bakımından bir zarar yaşatmadık. Biz de burada yaşıyoruz, ben de Aliağa’da yaşıyorum, çocuklarım da burada yaşıyor. Biz de istemeyiz tabii ki burada asbest zehirli gemi olsun vs. olsun. Ama sektör olarak hassas bir konu bu… Hassas konuyla biz, bize düşen görev neyse yapıyoruz burada. Bu gemi de geldiğinde yine yapacağız yapacağımızı.” (Dk. 5.50 ve sonrası)

Buradaki “asbestten mağduriyet gören herhangi bir yer, insan, sağlık, çevre bakımından bir zarar yaşatmadık.” ifadesi baştan sona sorunlu bir ifadedir. Nae Sao Paolo gemisi vesilesiyle yeniden tartışılmaya başlanan gemi söküm faaliyetindeki tek tehlikeli ve zararlı madde asbest değildir. Çok sayıda tehlikeli madde gemide bulunmakta ve söküm öncesinde uygun şekilde temizlenmezse, ayrılmazsa, bertaraf edilmezse kişilere, havaya, denize, toprağa zarar vermekte çevrede yaşayanların sağlığını olumsuz etkilemektedir. Sorunun ne olduğunu anlamak için kısaca Türkiye’deki gemi sökümün tarihine bakmakta yarar bulunmaktadır.
Türkiye’de gemi söküm faaliyeti 1970’lerin sonlarından itibaren Aliağa’ya taşınmıştır. İlk yıllarda 4-5 şirketin faaliyet gösterdiği, tek tük gemilerin söküldüğü gemi sökümü, 1985 sonrasında giderek yoğunlaşmış ve devamlılığı olan bir endüstri alanına dönüşmüştür. 1986 yılında ise gemi söküm işverenleri tarafından Gemi Söküm Sanayicileri Derneği kurulmuştur. 1980’lerin başlarında vinç ve iş makinaları neredeyse hiç kullanılmamakta, gemilerden kesilen saclar hamallar tarafından sırtta taşınmaktadır. Bölgede vinç ve iş makinalarının kullanımı 1990’lar sonrasında yaygınlaşmaya başlamıştır. Ortaya çıkan tehlikeli ve zararlı kimyasal maddeler için önlemler bütün dönem boyunca son derece zayıftır. İş Teftiş Kurulu’nun 2005 yılında yayınladığı teftiş raporuna göre Aliağa Gemi Söküm Bölgesi’nde 1985-2003 arasındaki dönemde 23 kazada 29 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu verinin de eksiklikler içermesi kuvvetle muhtemel olduğundan “1985-2003 arasındaki dönemde en az 23 kazada 29 kişi hayatını kaybetmiştir” olarak okumak daha doğru olacaktır.

Aliağa gemi söküm bölgesinde 2004 yılında Atık Yönetim Merkezi oluşturulmuş ve “Asbest Söküm ve Atık Yönetimi” izni alınmıştır. Bu tarihten sonraki uygulamanın yeterliliği de tartışma konusu olmakla birlikte, 2004 öncesinde asbest sökümü konusunda özel bir çalışma olmadığı, işçilerin asbestle sürekli temas ettiği gemi sökümle ilişkili olan herkes tarafından bilinen bir gerçektir. 1977’den 2004’e kadar geçen 27 yılda asbest konusunda önlem olmadığı halde hiç kimsenin asbestten mağdur olmadığını iddia etmek tıpla, mühendislikle, bilimlerle dalga geçmek demektir. Gemi söküm şirketlerinin ve Gemisander yöneticilerinin iddiası aslında asbestten daha da geniştir. Bölge faaliyete geçtiğinden beri hiçbir meslek hastalığının olmadığını iddia etmektedirler: Yani bunca yılda hiçbir işçide ağır yük taşımaktan omurga sorunları -örneğin bel ağrısı- ortaya çıkmamıştır. Hiçbir işçide yaptığı işle ilişkili olarak geçici olsa bile herhangi bir solunum sorunu ortaya çıkmamıştır. Hiçbir işçi kaynak dumanı nedeniyle hiçbir hastalık yaşamamıştır…

Şirket yöneticileri söz konusu iddiayı ortaya atarken güvenceleri ise “meslek hastalıklarının tespit edilmeyeceği” konusundaki mevcut uygulamaya olan güvenleridir. Çünkü Türkiye’deki sağlık ve sigorta sistemi meslek hastalıklarının tespit edilmesini neredeyse imkânsız hale getirecek şekilde kurulmuştur. Bu kadar çok kimyasalla çalışılan, kaynakla kesim işlemi yapılan, işçilerin dar bölmelerde vücudu zorlayan pozisyonlarda, iyi havalandırılmayan ortamlarda çalıştığı bir işyerinde tek bir meslek hastalığının tespit edilmemiş olmasının kendisi başlı başına bir sorundur. “Meslek hastalığının tespit edilmemesi” demek “meslek hastalığının olmaması” değil “meslek hastalıklarının gizlenmesi”, sorumluların cezasız kalması, işverenlerin tazminat ödemekten, SGK’nın işçilere ve ailelerine ödemekten kurtulması, meslek hastalığının maddi ve manevi bütün yükünün işçinin ve ailesinin üstüne yıkılması anlamına gelir.

Gemisander başkanı konuya ilişkin duyarlılıklarını ve önemseme düzeylerini ifade ederken “ben de Aliağa’da yaşıyorum, çocuklarım da burada yaşıyor” şeklinde duygusal bir ifade kullanmaktır. Sayın Kamil Önal’ın, ailesinin ve çocuklarının umarız sağlıklı ve uzun bir ömürleri olur. Öte yandan gemi sökümde çalışan işçilerin, ailelerinin ve çocuklarının da sağlıklı ve uzun bir ömür hakları olduğunu unutmamak gerekir. Önal’ın ifadesinde bir çarpıtma söz konusudur. Asbestin tek bir lifi bile hastalık riski taşımakla birlikte asbest maruziyeti arttıkça hastalık oluşturma riski artmaktadır. Bu risk de en yoğun olarak asbestin sökülmesi sırasında ve uçuşan liflerin bulunduğu bölgede yani söküm işçilerinin bulunduğu bölgede olmaktadır. Gemi söküm bölgesinden kuş uçuşu 4-5 kilometre mesafedeki Aliağa şehir merkezindeki insanlar da asbestten etkilenme riski taşısa da gemi söküm işçilerinin karşı karşıya kaldığı risk kat kat fazladır. Bu nedenle “çocuklarının da Aliağa’da yaşıyor olması” gemi sökümde asbestten kaynaklanan bir risk görmedikleri anlamına gelmez. İyi önlem alınmamış ortamda çalışan gemi söküm işçilerinin asbest liflerini kıyafetlerinde evlerine taşıma ve çocuklarını hasta etme riski Kamil Önal’ınkinden çok daha fazladır.

Kuito Örneği

Kamil Önal söyleşide Kuito gemisinden de örnek vermekte ve şöyle söylemektedir:

“2014’te bir hadise oldu. Kuito diye bir gemi geldi. O gemi de benim şahsımın gemisiydi. Türkiye’ye gelen o tonajda, en büyük gemiydi. Gemi Aliağa’ya geldi. İnanılmaz bir tepki. “Bu gemide bomba var, radyasyon var, havaya uçacağız.” Ama inanın, bunu size söylüyorum, ben o geminin tanklarını yıkattım, bir klasör dosyayı, aynı bu gemi gibi, gemiyi söktüm. Gemiden dediklerinin hiç biri çıkmadı biliyor musunuz?”

Bölgedeki işleyişi anlamak için Kuito aslında iyi bir örnektir. Söz konusu gemi bir petrol işleme gemisi yani bir tür yüzen rafineridir. Kuito gemisi 2015 yılında Aliağa’ya gelerek Öge Gemi Söküm şirketinde sökülmüştür. Röportajda abartılarak ifade edildiği gibi “gemide bomba var, … havaya uçacağız” gibi ifadeler hiçbir kurum tarafından, hiçbir açıklamada sarf edilmemiştir. Kuito’nun gelişinden önce Türkiye’deki emek, meslek ve çevre örgütleri gemide çok miktarda tehlikeli madde bulunduğu ve normalin çok üzerinde radyoaktif atık bulunduğu konusunda kamuoyunu bilgilendirmiş ve geminin Türkiye kara sularına sokulmaması talep etmişlerdir. Ancak resmi yetkililer ve şirket yöneticileri, gemide ölçüm yapıldığını, tehlikeli madde bulunmadığını açıklamışlar ve söküm sürecini başlatmışlardır. Yaklaşık 48 bin ton ağırlığa sahip olan bu geminin sökümü yaklaşık 7 ay sürmüştür. Geminin sökümün işleminin iptali için TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ve İzmir Barosu’nun yaptığı başvuruyla ilgili mahkeme aylarca sürmüş ve geminin sökümü tamamlandıktan sonra mahkeme tarafından “yürütmenin durdurulması” kararı verilmiştir. Ancak bu süreçte “atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.”

Sermaye tahakkümünün hüküm sürdüğü ülkelerde mahkemeler de bu tahakkümden bağımsız değildir. Zaten esas olarak sermaye lehine oluşturulmuş olan hukuk, uzun süren mahkemeler, mahkemelerin değişik şekillerde etkilenmesi, sermaye ve iktidar aleyhine olan kararların uygulanmaması gibi yöntemlerle iyice tek taraflı bir hale getirilmektedir.

Ölçüm ve Denetimlerin Güvenilirliği

Kamil Önal’ın söz konusu röportajda söyledikleriyle Gemisander’in açıklamalarında sıklıkla öne sürülen bir iddia da “ölçümler yapıldı, söyledikleri tehlikeler yok” şeklindedir. Bu iddiayı ayrıca “gemi sökümün AB tarafından her aşamada denetlendiği”, “uluslararası akredite kuruluşların yaptığı incelemelerde olumsuz sonuçlara rastlanmadığı” şeklinde iddialarla da desteklemeye çalışmaktadırlar.

Oysa söz konusu denetim şirketleri de sermaye ilişkilerinden bağımsız değildirler. Çoğunlukla kâr hedefleyen kuruluşlar olarak onlara parayı ödeyen müşterilerin taleplerine uygun raporlar yayınlayabilmektedirler. Buralarda çalışanlar da (yönetimin talebi veya kişisel çıkarlar nedeniyle) eksik ve yanlış raporlamalar yapabilmektedir. Ulusal veya uluslararası düzeyde akredite olmak da bağımsızlığı, tarafsızlığı ve olguların doğruluğunu garantilememektedir. Bu durum sadece Türkiye’deki şirketler için değil uluslararası üne sahip şirketler/kurumlar için de geçerlidir.

Gemiler gerçekten de klas kuruluşları tarafından birçok aşamada incelenmektedir. Ancak yakın geçmişte Clemenceau savaş gemisi (Nae Sao Paolo’nun ikizi) ve Otapan vakasında yanıltıcı bilgiler içeren raporlar tespit edilmiştir. 2006 yılında yaşanan Otapan sorununda, geminin Notifikasyon dokümanında 1 ton asbest olduğu bilgisi yer alırken NGO Shipbreaking Platform bu bilginin doğru olamayacağını, ayrıca gemide asbest dışında PCB, TBT, kurşun, civa, kadmiyum ve diğer ağır metallerin de bulunduğunu açıklamıştır. Sonuçta gemi Hollanda’ya geri gönderilmiş ve gemideki asbest 60 kişilik bir ekip tarafından 6 ayda sökülerek 77 ton asbestli malzeme temizlenmiştir. Temizleme masraflarının ise 4,5 milyon Euro tuttuğu bilgisi basında yer almıştır. Bu örnek de denetim ve muayene kuruluşlarının hazırladıkları raporlara her zaman güvenilemeyeceğini bir kez daha göstermektedir.

Gemisander yetkilileri her demeçlerinde, her söyleşilerinde “isteyenin gelip incelemeler yapabileceğini” ifade etmelerine rağmen şimdiye kadarki tartışmalı vakalarda gemide ve sahada inceleme yapılmasına izin vermemişlerdir.

***

Yazının devamında ise Aliağa’daki tesislerin AB Listesi’nde yer almasının ne anlama geldiği, AB Listesi denetimlerinin işçi, halk ve doğal çevre güvenliği açısından güvence sağlayıp sağlamayacağı üzerinde durulacaktır.

Yazıda adı geçen Kuito gemisi sökülürken (2015 Haziran)