Meşin yuvarlağın altındaki ölüler - Ercüment Akdeniz

Futbol güzeldir. Yerküre üzerinde kitlelerin stadyumları en çok doldurduğu bir oyun olması boşa olmasa gerek. Endüstriyel futbol eleştirilerine katılıyorum. Kapitalist endüstrileşme neyi çürütmedi ki? Futbol da bu çürümeden nasibini aldı. Futbolu çirkinleştiren kapitalizmdir.

Pele’ye yetişemedim. Çocukluk kahramanım Maradona’ydı. Sokak mesaisi sabahtan akşam hava kararıncaya kadar devam eden bizim mahallenin çocukları, eğer şanslılarsa, gün boyu plastik bir topun peşinde koşarlardı. Değilse şansı kendimiz yaratırdık. Buruşturulmuş teneke kutulardan yaptığımız toplarla günü tamamlardık. Kale direklerimiz, filemiz hiç olmadı. Onların yerine iki taşın arasını kale bilir, öyle oynardık.

Maradona bizdendi. Yoksulluğun içinden gelmişti. Yetenekleri, attığı her çalım, fileleri havalandırdığı her top dünyanın efendilerine meydan okumaydı sanki. Elbette onu tutacaktık. Okuduğumuz çizgi romanlarda, kovboylara karşı Kızılderilileri tutmak gibi bir şeydi Maradona’yı tutmak. Dünya kupası tarihinde hatırlanacak çok final vardır. Ama benim hafızamdaki en büyük final, Arjantin’i şampiyon yapan, Maradona’yı tutulmaz bir efsane haline getiren 1986 Meksika finaliydi. Falkland Adaları üzerine yaşanan İngiltere-Arjantin askeri gerilimi, bu turnuvaya siyasi bir fon da sağlamıştı. “Tanrının eli” diye atılan o uyanık gol ve İngiltere’nin sahada mağlup edilmesi; sömürgecilerin unutulmaz bir ders alması demekti.

Geldik bugüne…

Dünya futbol tarihinin belki de en heyecansız turnuvası Katar’da başladı. Petrol zenginlerinin, finans tekellerinin, para gücüyle oluşan mega şehirlerin yüzü, büyük insanlığa soğuk. Çöl ortasına kurulmuş yapmacık şehirlerin yapmacık stadyumlarından kan damlıyor. İnşaat şirketleri, FIFA temsilcileri ve Organizasyon Komitesi her ne kadar yalanlasa da bu inşaatlarda 6 bin 500 göçmen işçinin can verdiği ifade ediliyor. The Guardian’ın yaptığı haber de bu yönde.

O devasa yapılarda, stadyumlarda ölen işçiler için saygı duruşu yapıldı mı? Ben duymadım. Peki, ya açılışta bir anıt? Ya da bir hatıra tabelası? O da yok. Varsa yoksa sultanlar, şahlar, padişahlar. Varsa yoksa prensler, şeyhler, krallar, devlet başkanları. Ve elbette sponsor şirketlerin, yüklenici firmaların, küresel pazarda görücüye çıkan kapitalist markaların reklamları.

Katar’daki stadyumlar bana, bugün İstanbul Havalimanı olarak kullanılan “üçüncü havalimanı” inşaatını hatırlattı. Havalimanının yapımı sürerken basında peş peşe çıkan iş cinayeti haberleri hafızalardadır. Haberlere yeniden baktım. CHP Milletvekili Veli Ağbaba, inşa sürecinde 400 işçinin can verdiği iddiasını Meclis gündemine taşımış. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından gelen yanıt ise sadece 27 işçinin öldüğü şeklinde. Sendikaların verdiği rakamlar da Bakanlıkla çelişiyor.

Havalimanı inşaatı başladığında işe yeni başlayan genç bir kadın mühendisle konuşmuştum. Bana anlattığı şunlardı: “Kadın olduğum için sektörde mühendis olarak iş bulmak zor. Düşük ücretle ve her riski göze alarak işe başladım. Sürekli işçi ölümleri yaşanıyordu. İnşaat alanı geniş olduğu için çoğunu göremiyorduk, basından öğreniyorduk. Bir gün şantiyede gezerken büyük bir çukura düştüm. Kepçelerle açılmış bir çukurdu bu. Bağırdım ama sesimi duyan olmadı. Dozerler sesimi bastırıyordu. Defalarca bağırdım. Beni son anda fark ettiler. Yoksa üzerim kumla, molozla, betonla kaplanacaktı.”

Üçüncü havalimanının ya da Katar’daki o stadyumların altında bedeni dahi bulunmayan kaç işçi ya da kaydı dahi olmayan kaç göçmen işçi yatıyordur, kim bilir?

İstanbul Havalimanına yolu düşenler o devasa yapının içinde bazı sergi alanları görürler. Bir tanesi havaalanının inşa süreciyle ilgilidir. Mühendisler de vardır o resimlerde, işçiler de. Ama ölen işçilere adanmış bir heykel, anıt ya da tek tabela yoktur.

İstanbul’da Yerebatan Sarnıcı’nı gezenler görmüş olmalı. Bizans döneminde, MS 527 yılında yapılan ve sarnıcı ayakta tutan 336 sütundan biri “Ağlayan Sütun”dur. Üzeri tavus gözü, sarkık dal ve gözyaşı kabartmalarıyla bezelidir. Rivayete göre “Sarnıcın 38 yıl süren inşasında 7 bin köle çalışmış, yüzlercesi ölmüştür. İşte bu sütun onların anısına dikilmiştir.”

Düşünebiliyor musunuz? Bundan yaklaşık 1500 yıl önce ölen kölelerin hatırası çalıştıkları bir yapının sütunlarında ve ancak bir rivayette yer bulabiliyor. Katar ve İstanbul Havalimanında ise böyle bir rivayete bile yer yok.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri her nerede bir maliyet olarak görülürse ya da kâr güdüsüyle hesaplanmış bir tasarruf alanı olarak değerlendirilirse orada işçi ölümlerinin tavan yaptığını görüyoruz. Göçmen işçiler ise patronlar için en kullanışlı ölüler! Çünkü Katar’da olduğu gibi onların çoğu güvencesiz. Aileleri arkalarından bir dava bile açmak kudretinde değil. Açsa kaç yazar. Körfez Arap ülkelerinde adına kafala (kefillik) denen bir sömürü sistemi var. Pasaportları bizzat şirketlerce, şebekelerce el konmuş milyonlarca işçiden söz ediyoruz. İş hukuku ise göçmen işçilere kefil olan patronlardan yana. 2010 yılından bugüne Katar’da o stadyumların kupa tarihine yetiştirilmesi için yaklaşık 5 milyon insan çalıştı. İhaleyi alan firmalar işçileri en hızlı ve dolayısıyla envai çeşit ölümcül risklerle, üstüne en ucuza çalıştırmayı becerebilen firmalardı.

Göçmen iş gücü sömürüsünün en kitlesel, en vahşi uygulamalarından birine, kafala sistemine pilotluk etmiş olan Körfez Arap ülkeleri ve onlarla iş tutan çok uluslu firmaların bugün bize satmaya kalktıkları “Katar rüyası” işte bu kadar pespayedir.

İtalyan Şair Aldo Busi, Akdeniz’in karanlık sularına gömülen binlerce göçmen için şöyle diyor: “Akdeniz’den gelen hiçbir balığı yemiyorum artık, balıklarla birlikte; Libyalıları, Somalilileri, Suriyelileri ve Iraklıları yemekten korkuyorum...”

Peki, Katar 2022 için şairler ne yazacaklar, ressamlar ne çizecekler, müzisyenler ne besteleyecekler?

Yanıtı size bırakıyorum.

1986 kahramanım Maradona’ydı. Katar 2022’den de bir kahraman çıkacak mı? Çıkacaksa eğer bu kahraman, attığı ilk golde formasını sıyırıp, meşin yuvarlağın altındaki ölüleri atletinde gösteren bir futbolcu olabilir ancak.

Bir çağrıyla bitiriyorum.

Katar 2022’de final tarihi 18 Aralık. Ne acıdır ki bu tarih aynı zamanda Uluslararası Göçmenler Günü. Gelin, bu final gününde, stadyumların yapımında can veren göçmen işçilerin resimleriyle anma eylemleri yapalım.

Ne dersiniz?

Evrensel