İMO'dan deprem eleştirilerine yanıt

İnşaat Mühendisleri Odası, Van’da yaşanan depremin ardından bazı basın yayın organları aracılığıyla TMMOB ve Odalara yöneltilen eleştiriler üzerine 4 Kasım 2011 tarihinde bir açıklama yaptı. 
 
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASININ VAN DEPREMİ SONRASI TMMOB VE BAĞLI ODALARA YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLERE DAİR GÖRÜŞÜ

Van‘da yaşanan depremin ardından bazı basın yayın organları aracılığıyla Odamıza ve Birliğimize yöneltilen eleştirilere dair İnşaat Mühendisleri Odasının görüşleri aşağıdaki gibidir.(04.11.2011).

Öncelikle ifade etmeliyiz ki; Van depremi gibi ağır can ve mal kayıplarına neden olan yıkıcı depremlerin sonrasında bu sonuçların tüm nedenleriyle birlikte ele alınarak doğru eleştirilerin yapılmasını,  tüm aktör ve kurumların yaşananlardan ders çıkararak geleceğe yönelik önlemler almasını son derece gerekli buluyoruz. Söz konusu yayınları ve tartışmaya açılan hususları bu bağlamda önemli buluyoruz. 

İnşaat Mühendisleri Odası olarak yeni acılar yaşanmaması için sonuçların enine boyuna tartışılması; daha da önemlisi çözüm önerilerinin sözde kalmayarak uygulamaya geçirilmesi gerekliliğini her fırsatta dile getirmekteyiz. Bu düşüncenin gereği olarak kurumumuz da kendi içinde özeleştiri mekanizmasını işletmekten çekinmemektedir.

Ancak Van depreminde yaşanan yıkımın ve ödenen bedellerin asıl sorumlusunun karar alıcılar ve uygulayıcılar olduğunu teslim etmek zorundayız. Zira 1999‘da yaşanan depremlerin ardından Türkiye‘nin deprem gerçeği pek çok platformda masaya yatırılmış, deprem zararlarını azaltmaya yönelik, ekonomik açıdan makul ve uygulanabilir nitelikte çalışmalar birçok bilim insanı ve İnşaat Mühendisleri Odasının da aralarında bulunduğu pek çok kurum tarafından kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Bu anlamda özellikle Deprem Konseyi tarafından hazırlanarak 6 Mayıs 2002 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan "Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi" başlıklı çalışma; kısa ve uzun vadeli stratejiler, alınması gereken önlemler bakımından son derece önemli bir içeriğe sahiptir. Ancak 17 Ağustos depreminin üzerinden 12 yıl geçtikten sonra siyasi iktidar tarafından bu yıl Ağustos ayı içerisinde kamuoyuna sunulan "Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı"nda (UDSEP) Deprem Konseyinin çalışmalarından faydalanılmamıştır. Ülkemizin geç de olsa bir Ulusal Strateji ve Eylem Planına kavuşması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak "Eylem Planı"nın bu konuda daha önce yapılmış olan çalışmaları bir adım öteye taşıyamamasının ve şimdiye kadar söylenmiş onca sözün uygulamada karşılık bulamamasının sorumlusu yukarıda vurguladığımız gibi yine karar alıcı ve  uygulayıcıların  kendileridir. (6.Mayıs 2002 tarihli "Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi"  ve  Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı" ektedir.

İnşaat Mühendisleri Odası uygulanmakta olan Yapı Denetim sisteminin mevzuat ve uygulamadaki eksikliklerini bir çok kez ifade etmiş, acilen hayata geçirilmesi gereken önlemleri tek tek sıralayarak kamuoyuyla paylaşmış ve kendisine görev verildiği takdirde sorumluluk almaktan memnuniyet duyacağını bir çok kez ifade etmiştir. Ancak Bizler; kamu kurumlarının Yapı Denetim sistemine dahil edilerek sistemin genişletilmesini talep ederken, siyasi iktidar; 17.08.2011 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan bir düzenlemeyle " belediye ve mücavir alan sınırı dışında kalan köy yerleşik alanlarında , belediye ve mücavir alan sınırı dışında kalan iskan dışı alanlarda ve nüfusu 5000‘in altında olan belediye ve mücavir alan sınırları içinde yer alan bodrum katı ve çatı arası dışında en çok iki katlı ve yalnıza bir bodrum katın alanı hesaba katılmaksızın toplam inşaat alanı 500 m2‘yi geçmeyen konut yapıları ve bunların kömürlük otopark, depo gibi müştemilatları ile hangi alanda olduğuna bakılmaksızın entegre tesis niteliğinde olmayan tarım ve hayvancılık amaçlı yapı ve tesislerin" denetimini 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamının dışına çıkarmıştır.

Söz konusu Kararname ile Yapı Denetim Kanunu`nda yapılan değişiklik aracılığıyla ülkemizdeki tüm köylerin yanı sıra, belediyelerin yaklaşık olarak % 70`ini oluşturan, nüfusu 5000 kişinin altındaki belediyelerin sınırları içinde ve mücavir alanlarındaki yapılaşmalar da yapı denetim sistemi dışına çıkarılmıştır. Bu çelişkilerle yüzleşilmeksizin TMMOB ve bağlı Odaları eleştirmek, yaşanan sorunlara çözüm üretme amacına hizmet edemeyecektir.

Bizler İnşaat Mühendislerinin meslek örgütü olarak 85.000‘i aşkın üyesiyle, meslektaşlarımızın mesleki yeterliliklerinin yükseltilmesine ve mesleğimizin uluslararası meslek etiği ilkelerine uygun olarak icra edilmesine yönelik bir çok çalışma yürütmekteyiz. Bu anlamda üyelerimizi bilinçlendirmek ve meslek hayatlarına yön vermek kurumumuzun temel hedefleri arasında yer almaktadır. Ancak 19 Mayıs 2011 tarihinde Simav‘da yaşanan depremden sıfır hasarla çıkan ve örnek olarak gösterilen binanın mühendisi nasıl ki üyemiz ve meslektaşımızsa, Bingöl depreminin ardından yıkılan bazı binaların mühendisleri de oda üyelerimiz ve meslektaşlarımız olabilmektedir. Bizler nasıl ki Simav depremindeki olumlu örneğin yaratıcısı meslektaşımızın "Söz konusu binada deprem yönetmeliği neyi gerektiriyorsa onu uyguladım." ifadesiyle onurlanıyorsak, Bingöl depreminde yıkılan binaların sorumlu mühendislerinin kusurlu işlerinden de o kadar rahatsızlık duymaktayız.

İnşaat Mühendisleri Odası olarak ayıplı iş yapan bir mühendisi korumamız mümkün değildir. Bu durumu tespit edilen üyelerimize TMMOB Disiplin Yönetmeliği kapsamında gerekli araştırma ve soruşturmaları yapmakta ve yetkimiz çerçevesinde en ağır cezaları vermekteyiz. Bu cezalar idari yargı denetimine açık olduğundan yargısal kesinlik kazanmadan kamuoyuna duyurulamamakta, sadece ilgili kurumlar (valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler vb.) bilgilendirilmektedir.

Bilindiği gibi 3194 sayılı İmar Kanunu ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında  Kanun hükümleri doğrultusunda Kamu kurumlarına ait binaların projeleri ve imalat süreçleri kurumların kendi birimlerince, serbest inşaat mühendisleri tarafından özel yapılar için üretilen projeler ise Yapı denetim Kuruluşları ya da ilgili idareler tarafından denetlenmektedir. Dolayısıyla Odamızın proje denetim yetkisi bulunmamakta, sadece inşaat mühendislerinin Odaya kayıtlı olup olmadıkları ve mesleki kısıtlılıklarının bulunup bulunmadığına ilişkin sicil durum belgesi verebilme yetkisi vardır.

Ayrıca, 12 Eylül sonrası bağlı olduğumuz 6235 sayılı TMMOB yasasının 33. maddesine eklenen bir fıkra ile kamu kurumunda çalışan mühendislerin Odamıza üye olması ihtiyari yani isteğe bağlı kılınmıştır (hatta söz konusu tarihten önce odaya üye olan kişiler, yöneticilerinin onay vermemesi nedeniyle üyeliklerini iptal ettirmişlerdir) .Yani bir köşe yazarının ifade ettiği gibi "bakanlıkta ve diğer bakanlıklarda yapı işleri yönetici ve uygulayıcılarının çoğu" odaların  üyesi değildirler. Buna ek olarak kamu kurumlarında çalışan meslektaşlarımızın bir çoğu, bürokrasi ve siyaset içerisinde mevki kazandıktan sonra mesleki kimliklerini unutmaktadırlar. 

Tüm bunlara rağmen Odamız Mayıs 2003 tarihinde Bingöl‘de gerçekleşen depremin ardından yıkılan kamu binalarının sorumlu mühendislerinin bilgilerine ulaşmak için ciddi bir mücadele vermiştir.

1 Mayıs 2003 tarihinde Bingöl‘de gerçekleşen depremin ardından depremde ağır hasar almış ve yıkılmış binalarda sorumlulukları bulunan inşaat mühendislerinin mesleki olarak soruşturulmaları amacıyla; 

a)         22.05.2003 tarihinde 2477 sayılı yazı ile Bingöl Valiliğine hitaben.

b)         22.05.2003 tarihinde 2477 sayılı yazı ile Bingöl Belediye Başkanlığına hitaben.

c)         13.08.2003 tarihinde 3993 sayılı yazı ile Bingöl Belediye Başkanlığına hitaben. 

d)        30.03.2004 tarihinde 1968 sayılı yazı ile İçişleri Bankalığına hitaben.

e)         30.03.2004 tarihinde 1969 sayılı yazı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığına hitaben.

f)         19.04.2004 tarihinde 80484 sayılı İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün cevabi yazısıyla.

g)         30.11.2004 tarihinde 9255 sayılı yazı ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘a hitaben.

h)         29.12.2004 tarihinde İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün cevabi yazısıyla .

i)          23.12.2004 tarihinde 1021 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün yazısıyla bilgi istemiştir.

Uzun yazışma sürecinin ardından, 15.03.2005 tarihinde Bingöl Valiliği Bayındırlık ve İskân Müdürlüğünden ve 02.03.2005 tarihinde ise Bingöl Belediyesi İmar Müdürlüğünden gelen isimler hakkında Oda Yönetim Kurulu kararıyla soruşturma açılmış ve soruşturma sonucunda Oda Onur Kuruluna sevk edilmişlerdir.

Gelen şikâyetler doğrultusunda soruşturularak Onur Kurulumuza sevk edilen ve Onur Kurulumuz tarafından da kusurları oranında TMMOB disiplin Yönetmeliği çerçevesinde cezalandırılan pek çok meslektaşımız bulunmaktadır.

Meslek örgütümüz,  meslek etiğine ve meslek kurallarına aykırı çalışmalara imza atan mühendisleri cezalandırma sürecinde Bingöl depremi örneğinde olduğu gibi 2 yıl boyunca yetkili kurumlardan bilgi almak için mücadele etmediği taktirde çok daha etkin bir süreç işletebilecektir. 

Yukarıda ifade ettiğimiz üzere bizler yetkilerimiz dahilinde üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz. Ancak mevcut sorunları aşmak için mühendislik ve mimarlık ile ilgili konulara dair mevzuatın çağımıza uygun bir anlayışla yenilenmesi gerekmektedir. Asıl sorun söz konusu konuların 1938 yılından kalma 3458 sayılı Mühendislik Mimarlık Hakkında Kanunu ile düzenlenmiş olmasıdır. Asıl sorun sürekli yeni üniversiteler açıp, yüzlerce mühendislik bölümü kurarak eğitim kalitesinin göz ardı edilmesi ve yetkin mühendisliğe ilişkin bir yasal düzenlemenin bulunmamasıdır.

Tüm bu sorunları gören ve çözüm önerileri üreten TMMOB ve İnşaat Mühendisleri Odası gibi yapıların birikimlerinden faydalanmaktansa, meslek örgütlerini etkisizleştirme çabaları ciddi bir soruna işaret etmektedir. Bilindiği gibi TMMOB ve bağlı Odaları Kamu Kurumu niteliğinde meslek kuruşlarıdırlar. Ancak bazı köşe yazarlarının ima ettiği gibi Kamu tüzel kişiliğine sahip olmak geniş bir yetki alanına sahip olmak anlamına gelmemektedir. Söz konusu tüzel kişiliğe ek olarak  TMMOB ve bağlı Odaların uzmanlıkları ve birikimleri gereği karar alma süreçlerinde etkin rol almasını sağlamak tek yönlü bir çabayla mümkün görünmemektedir. Bizler bu anlamda bir çok konuda görüş bildirmekte, çözüm önerileri sunmakta ancak karar alıcılar tarafından yok sayılmaktayız. Mesleklerimizi ilgilendiren düzenlemelerde karar alma süreçlerinin dışında tutulduğumuz için, olumsuz kararlara ve uygulamalara  karşı sürekli dava açmakta, yargı sürecine başvurmak durumunda kalmaktayız. Bu anlamda asıl sorun, TMMOB ve bağlı Odaların yetkisizleştirilmesi ve işlevsizleştirilmesidir. Bu nedenle ülkemiz, sorunların muhataplarının devre dışı bırakıldığı süreçlerin işletilmesinin sancılarını çekmektedir. 

Çözümün kendisi, sorunun çıktığı yerde başlamakta ve orada bitmektedir. Sorun, mimar, mühendis ve şehir plancılığı disiplinlerinin ve bunların örgütlerinin etkisiz ve yetkisiz birer konu mankeni haline getiren ve ülkemizi yöneten anlayışın kendisindedir. 

Birliğimiz ve Odamız kurulduğu günden bu yana meslek örgütü ve demokratik kitle örgütü olmanın sorumluluğu gereği ülkemizi ve mesleğimizi ilgilendiren sorunlara karşı ısrarla mücadele etmekte ve çözümler üretmeye çalışmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki mühendislik bilim ve teknolojiyi insanla buluşturan bir meslektir. Odamız, merkezinde insan olan bir mesleğin uygulayıcılarının örgütüdür. Bu nedenle de mesleğimiz onurlu olduğu kadar sorumlulukları olan bir meslek ve Odamız da bu sorumlulukları çerçevesinde hareket eden bir meslek örgütüdür. Biz bir yandan insan hayatını tehlikeye atarak işlenen suçlara karşı mücadele ederken, öte yandan da insan hayatını merkeze alarak sorumluluklarımızın gereklerini yerine getiriyoruz ve getirmeye devam edeceğiz.