Çelik’in bu açıklaması gerçeklere dayanmamaktadır. Çünkü 2010 Ağustosunda yaptığımız araştırmada en az 38 işçi hayatını kaybetmiş ve 220 işçi yaralanmıştı. 2011 Ağustosunda ise meydana gelen iş kazaları sonucu 47 işçi hayatını kaybetti, 301 işçi yaralandı
12 Eylül darbesinin üzerinden tam 31 yıl geçti. Kenan Evren, Turgut Özal, Yıldırım Akbulut, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan bu yıllarda devlet erkânının boy gösteren isimleri oldular. Gerek darbeyi yapanlar gerek takipçileri icraatlarını hep ülkenin ve halkın çıkarlarını dayanak göstererek meşrulaştırmaya çalıştılar. Mutluluk ve refah vaat ettiler. İşçilerin çalışma koşulları da bu vaatlerinden birisini oluşturuyordu. Oysa işçi sınıfının ücret, iş güvencesi, sosyal hakları, örgütlülük gibi birçok kazanımı geri alındı, işçiler en basit hak alma eylemlerinde bile şiddetle karşılaştılar…
İşçi sağlığı ve iş güvenliği de bu saldırıların önemli bir ayağını oluşturdu. “Sağlıklı ve güvenli çalışma hakkı” yok sayıldı, yaşanan ölüm ve yaralanmalar kader olarak algılatıldı. Sermaye uluslararası işbölümünde avantajlı bir konum elde etmek, yani bölgemizde (Arap ülkelerini de kapsayacak şekilde) Hindistan ve Çin’e rakip bir ucuz emek havzası oluşturmak için işçi ölümlerinin katlanarak artacağı bir süreci dayattı. Geleneksel sendikacılık iktidara yakın durma ve bu noktadan uzlaşı içinde bir şeyler koparma anlayışıyla bir karşı koyuş gerçekleştirmedi…
* * *






