İzmir’in iki farklı ilçesinde, hemen hemen aynı saatlerde tarım işçilerini taşıyan iki farklı servisin kaza yapması nedeniyle bir kişi hayatını kaybetti, 32 kişi yaralandı. Uzmanlar meydana gelen iki kazanın da münferit değil sistemsel bir sorun olduğunu vurguladı. İş cinayetlerinin en yoğun tarım sektöründe görüldüğünü belirten İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi gönüllüsü Deniz İpek; tarım sektöründe meydana gelen kazalar ve iş cinayetlerinin, alınmayan önlemlerin, kayıt dışı emek sömürüsünün, çocuk işçiliğinin artık daha fazla görmezden gelinemez olduğunu belirterek iktidarı göreve çağırdı. Tarım-Sen Genel Başkanı Umut Kocagöz ise, küçük ölçekli işletmelerde geçim sorununun temel neden olduğuna, büyük şirketlerde ise kâr etme mantığının ön plana çıktığına ve bu nedenle işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığına dikkat çekti. “Herkes kaybederken, bütün her şeyi kontrol eden, bütün tarımsal yapının ana gövdesini işgal etmiş bulunan holdingler kazanıyor” diyen Kocagöz, tarım sektöründeki hiyerarşik yapıya da dikkat çekerken, “Altta kalanın, mecazen değil gerçek anlamıyla canı çıkıyor” diyerek tepki gösterdi.
Tarım ilk sıralarda!
Tarım sektörünün iş cinayetlerinin en fazla yaşandığı sektörlerin başında geldiğini ve buradaki ölümlerin de özellikle taşıma kaynaklı meydana geldiğini vurgulayan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi gönüllüsü Deniz İpek, “Aşırı sıcaklarda özellikle çocukların suya girmesi nedeniyle boğulmalar da çok sayıda oluyor ancak en yoğun ölümler işçilerin bir yerden bir yere götürülürken meydana gelen kazalarda görülüyor” diye belirtti. Bu cinayetleri önlemek için herhangi bir politika üretilmediğinin altını çizen İpek, “Türkiye’de tarım sektörü neredeyse tamamen özel sektöre, tarım tekellerine kaydı. Küçük üreticinin neredeyse kalmadığı bir tablo var. Kayıt dışı emeğin ve ucuz iş gücünün çok yoğun olduğu bu alan tarım ekonomisinde bir kurtuluş gibi görünüyor. Peki bu kimin işine yarıyor?” diye sordu. Gıda fiyatlarına yansıyan bir durumun da olmadığını ifade ederken, özellikle mevsimlik ve göçmen tarım işçilerinin insan onuruna yakışır bir çalışma koşullarına erişemediğini vurgulayan İpek, “Örneğin başka yerlere çok sayıda tarım işçisi giden Şanlıurfa’da, okulların 1 Mayıs’ta kapandığını Milli Eğitim Bakanlığı bile kabul etmiş durumda. Bu sektörde; eğitim, çalışma koşulları, sosyal hayat, can güvenliği gibi çok yönlü bir sorun var. Sadece tarım tekellerinin işine yarayan bir durumla karşı karşıyayız” dedi.
“Daha fazla görmezden gelinemez”
Karayolu taşımacılığının da Türkiye’de bir başka sorun olduğunu vurgulayan İpek, “Karayollarındaki uygunsuzluklar ve denetim eksikliği de kazaların nedenleri arasında. Ayrıca araçların muayene sürecinde kamusal denetimin olmaması ve bu denetimlerin özel sektöre geçirilmesi de sebeplerin başında geliyor. Bu da karayollarındaki güvenlik kat sayısını düşürmüş oldu” dedi. Öte yandan gerek fabrikaların gerek tarlaların çoğunda emeklilerin şoför olduğunu ve sigortasız/kayıt dışı çalıştırıldığını belirten İpek, “Bu taşımacılık işi de taşerona veriliyor. Her taşeronlaşan işte kâr odaklı bakıldığı için işçi sağlığı ve iş güvenliği için alınması gereken önlemlerden kaçınılıyor. İktidarın acilen önlem alması gerektiğini ifade eden İpek, “Tarım sektöründe meydana gelen kazalar ve iş cinayetleri, alınmayan önlemler, kayıt dışı emek sömürüsü, çocuk işçiliği artık daha fazla görmezden gelinemez” diye konuştu.
“Kazalar münferit değil”
Yaşanan kazaların münferit olmadığını vurgulayan Tarım-Sen Genel Başkanı Umut Kocagöz, “Tarım işçileri ve tarımla uğraşarak geçimini sağlayan emekçiler hem çalışırken hem çalışacakları yerlere ulaşım süreçlerinde zaman zaman barınma koşulları sebebiyle çok ciddi anlamda kazalara, ölümlü kazalara yani iş cinayetlerine maruz kalıyor” dedi. İş cinayetlerinin en çok yaşandığı sektörlerin başında tarımın geldiğini belirten Kocagöz, “Bunda da tarımda yaşanan özelleşme süreçlerinin, holdingci tarım politikalarının doğrudan bir etkisi var” diye vurguladı. “Bu kazalarda şoförün dikkatsizliği ya da aracın bakımsız olması gibi temel iki sebep ön plana çıkıyor” diyen Kocagöz, “Ancak bu meselenin kendisi maddi imkansızlıkla ilgili. Geçim sorununun bu işin merkezinde olduğunu söylememiz gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı. “Altta kalanın canı çıksın diye bir süreç içerisinde olduğumuzu düşünüyorum” diyen Kocagöz, “Yani şöyle, bütün bu tarımsal faaliyetin özünde işveren konumunda görünen küçük ölçekli, orta ölçekli çiftçilik yapan çiftçiler de dahil olmak üzere, bu kesimlerin asla geçinecek ya da onurlu, haysiyetli yaşayacak düzeyde bir para kazanması söz konusu değil. Ama onların altında çalışan; ulaşım ağını sağlayan işçi de ya da küçük esnaf statüsündeki servis şoförü de onun altında çavuşluk yapan da amele olarak tanımlanan sigortasız ve yevmiyeli işçi de bu süreçte en çok kaybeden, en çok zarar gören, canıyla kanıyla emeğiyle alın teriyle bunun bedelini ödeyen kesimler” dedi. Bu süreçte kazananların ise holdingler olduğunu ifade eden Kocagöz, “Bütün her şeyi kontrol eden, bütün tarımsal yapının ana gövdesini işgal etmiş bulunan holdingler kazanıyor. Altta kalanın, mecazen değil gerçek anlamıyla canı çıkıyor” diyerek tepki gösterdi.
En büyükten en küçüğe aynı sistem!
“Yaşananlar mevcut holdingci tarım sisteminin yapısal sorunu” diyen Kocagöz, “Bu ülkede tarım işçisinin değeri olmadığı için; tarımda ulaşım araçları da ulaşımı yapan servis şoförü de barınma koşullarının sağlanması da ya da sigortalı çalışıyor olsa bile çalıştığı yerdeki işçi sağlığı ve iş güvenliği koşulları da bu anlamda yeteri kadar denetlenmez. İnsanlar en kötü koşullarda çalışırlar” diye belirtti. Agrobay direnişinden örnek veren Kocagöz, “Agrobay’dan da çok iyi biliyoruz ki; işçilerin tabiriyle Hindistan’dan kalma, iki katlı, son derece kötü koşulları olan, 35-40-45 derece sıcaklıkta kliması çalışmayan araçlarla insanlar işlerine götürülüyordu. Bu durum Türkiye’nin en büyük serasında, milyarlar kazanan bir patronun serasında gerçekleşirse, onun dışında sigortasız çalışan, gündelik yevmiyeye giden işçilere tabii ki başka bir şey reva görülmez” diye vurguladı.
“Holdinglerin daha fazla kazandığı bir tarım-gıda sisteminin inşa edildiği holdingci bir rejimle karşı karşıyayız” diyen Kocagöz, “Dolayısıyla tarım işçilerinin, emekçilerin daha fazla öldüğü, daha fazla sömürüldüğü ve bu sistemde araç kontrolleri ve benzeri denetimlerin yapılmadığı, yapılsa da göstermelik yapıldığı bu rejimle mücadele etmek zorundayız” diye konuştu.
Nurcan Etik / Yenigün Gazetesi
