Beylikdüzü yolu üzerindeki Marmara Park AVM inşaatında 11 işçinin yanarak yaşamını yitirmesi taşeron çalıştırma sistemini bir kez daha gündeme getirdi. Taşeron çalıştırmanın olduğu her alanda iş kazaları ve iş cinayetlerinin yaşanması, sistemin işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini maliyetten ibaret gördüğünü ortaya koyuyor.
Sağlık, tersaneler ve enerji sektöründeki taşeron çalıştırma ve mücadele deneyimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı, Enerji-Sen Genel Başkanı Kamil Kartal, birleşik mücadeleyle taşeron sisteme son verilebileceğine dikkat çekti.
'SAĞLIKTA TAŞERONLAŞTIRMA TOPLUM SAĞLIĞI SORUNUDUR'
Sağlık alanında taşeron çalıştırmanın özellikle 2002 yılından itibaren hız kazandığını söyleyen Dev Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Sağlık Bakanlığı bünyesinde 2002 yılında 10 bine yakın taşeron işçi çalıştırılırken bu sayının bugün 150 binlere çıktığına, üniversite hastaneleriyle birlikte rakamın 170 bine ulaştığına dikkat çekti.
Taşeron çalıştırmanın, AKP'nin iş başına gelmesiyle birlikte, sağlıkta dönüşüm programı adı altında sağlığın bütünüyle piyasaya açıldığı süreçle birlikte hızlandığını kaydeden Çerkezoğlu, “Biz her şeyden önce sağlıkta taşeron çalıştırmanın sağlık hizmetlerinin doğasına aykırı olduğunu söylüyoruz. Çünkü sağlık hizmeti bir ekip hizmeti ve bütünlük, süreklilik ve istikrarın esas olduğu bir hizmettir. Dolayısıyla bu hizmetin bölünüp, parçalanarak, taşeron şirketler eliyle görülmesi sağlık hizmetinin niteliğini başta olumsuz etkiliyor. Sayısız örnekler var bu konuda, hastane yangınları, bebek ölümleri gibi. Dolayısıyla sağlıkta taşeron çalıştırma bir toplum sağlığı, halk sağlığı meselesidir” diye konuştu.
'TAŞERON ÇALIŞTIRMA YASADIŞI BİR BİÇİMDE SÜRÜYOR'
Çerkezoğlu, diğer tüm alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da taşeron çalıştırmanın sağlık çalışanlarının başta iş güvencesi olmak üzere kazanılmış tüm haklarını ortadan kaldırmayı hedeflediğini kaydetti. “Biz yıllardır insan ihaleyle çalıştırılmaz, sağlıkta taşeron olmaz diyerek bu örgütlenmeyi yürüttük. Bugün geldiğimiz noktada sağlıkta taşeron çalıştırmanın fiilen de hukuken de iflas ettiğini görüyoruz. Çalışma Bakanlığı ve mahkeme kararlarıyla, sağlık alanında taşeron çalıştırmanın mevcut yasalara da anayasaya da aykırılığı açığa çıktı. Ama buna rağmen sistem bunu sürdürmekte ısrar ediyor ve yasadışı bir biçimde sürdürüyor. Biz de buna karşı mücadelemizi yürütüyoruz” dedi.
'HEKİMLİK HARİÇ HER ŞEY TAŞERON'
Sağlıkta taşeronlaştırmanın hekimlik dışında hemen hemen her alanda var olduğunu kaydeden Çerkezoğlu, “Yemekhane ve temizlikle başladı, fakat ondan sonra hekimlik hizmetleri hariç olmak üzere, taşeron hekim de var ama çok az, hemşirelik hizmetlerinin çok önemli bir kısmı, hasta bakımı hizmetlerinin neredeyse tamamı, temizliğin tamamına yakını, otomasyon işleri, tıbbi sekreterlik dediğimiz bizim hasta kayıt, dokümantasyon vs. işleri, teknik servisler, laboratuvar teknisyenleri çok büyük ölçüde taşerondan çalıştırılıyor. Anestezi teknisyenleri şu an büyük ölçüde taşeronlaştırılmış durumda sağlıkta” diyerek taşeron çalıştırmanın sağlık alanının neredeyse tümüne sirayet ettiğini anlattı.
'BİRLEŞİK MÜCADELE TAŞERON ÇALIŞTIRMAYI ORTADAN KALDIRABİLİR'
Taşeron çalıştırmayı engellemek için önemli mesafeler katettiklerini söyleyen Çerkezoğlu, “Taşeron çalışmayı fiilen de hukuken de tümüyle ortadan kaldıracak, yasaklanması talebiyle yürüttüğümüz mücadelenin başarısı mutlaka ve mutlaka bir ortak mücadeleyle olacak. Sadece tüm sağlık emekçilerinin mücadelesini yürütmeye çalışıyoruz. Ama bunun da yetmediğini, belediyeler, tersaneler, inşaat alanıyla vs. tüm taşeron işçilerinin, taşerona karşı ortak mücadelesiyle bu insanlık dışı çalıştırma biçimi ortadan kaldırılabilir. En son Esenyurt'taki süreçle ilgili Başbakan'ın söylediği sözler çok manidar. Üç beş tane taşeron inşaat patronuna ihale ederek süreci bunun sorumluluğundan kaçmaya çalışıyorlar. Siyasal iktidarın esas olarak bu işin sorumlusu olduğunu açığa çıkartacak olan da birleşik mücadeledir diye düşünüyorum” diye konuştu.
'TAŞERON SİSTEMİ İDEOLOJİK VE ÖRGÜTSEL SALDIRIDIR'
Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Kanber Saygılı, gemi inşa sanayi Tuzla'ya kurulduğundan bu yana yani 1982'den beri Tuzla tersanelerindeki işleyişin taşeron sistemi üzerine kurulu olduğunu söyledi. Tuzla tersanelerindeki taşeronluk sisteminin diğer alanlarındaki farklı olduğunu belirten Saygılı, “Tuzla tersaneleri neoliberal politikaların laboratuvarı durumunda. O neoliberal politikaların en temel unsurlarından bir tanesi güvencesizlik ve esneklik anlamına gelen taşeronluk sistemi. Tuzla tersanelerinde 44 tersane var. Bu 44 tersanede her birinde ayrı ayrı 30 ila 70 arasında taşeron var. Taşeronluk sistemi söz konusu olduğunda tersanelerde bu işçilerin atomize edilmesi, en küçük parçalarına kadar ayrılması anlamına geliyor. Bir de bu taşeronların altında aynı zamanda bir de götürücüleri düşündüğümüzde tersanelerin resmi ortaya çıkıyor. Yani yüzlerce parçaya bölünmüş bir emekle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu esneklik ve güvencesizlik anlamına gelen taşeronluk aynı zamanda örgütsüzlük demek. Taşeronluk sistemi hem ideolojik hem de örgütsel anlamda işçi sınıfına bir saldırıdır diyebiliriz” şeklinde konuştu.
'TAŞERON ÖLÜM DEMEK'
Taşeronluğu aynı zamanda işçi sağlığı iş güvenliği malzemelerinden çalmak ve seri ölümler olarak tanımlayan Saygılı şunları söyledi: “Dolayısıyla iş cinayeti anlamına gelir, taşeronluk aynı zamanda sürece yayılmış ölüm anlamına gelen meslek hastalığıdır. Tuzla tersanelerinde bizim tespit ettiğimiz 147 işçi arkadaşımız yaşamını yitirdi iş cinayetlerinde. Bunların 3'ü kadrolu diğerlerinin hepsi taşeron işçi. Bu madenlerde de böyle. Madenlerdeki taşeron işçilerdeki ölüm oranı, kadrolu işçilere kıyaslandığında 34 katı.”
'FİİLİ MEŞRU MÜCADELE YÜRÜTÜLMELİ'
Uluslararası sermayenin 21. yüzyılı kazanma stratejisi olarak tanımladığı neoliberal politikaların en önemli ayağının taşeronluk olduğunu kaydeden Limter-İş Genel Başkanı Saygılı, “Bu aynı zamanda uluslararası sermayenin dünya genelinde uygulamış olduğu bir sistem. Bugün bütün işkollarında, eğitimden sağlığa, hizmet sektörüne, metale, enerjiye, petrole, hemen hemen çalışma yaşamının bütün alanlarına girmiş durumda. Şimdi bu genel bir saldırıya karşı tek tek işyerlerinde tek tek işkollarında mücadele verilecektir. Ancak bu stratejik saldırıya karşı, özellikle işçi sınıfını temsil eden siyasi partiler ve sendikalar, fiili meşru mücadeleyi stratejik bir mücadele yöntemi olarak görmek durumunda” dedi.
'HAVZALAR VE YAŞAM ALANLARINDA ÖRGÜTLENMELİ'
Havzalar ve organize sanayi sitelerini parçalı olsalar da büyük fabrikalar olarak değerlendiren Saygılı, “Yaşam alanlarıyla birlikte bu havzaları ve organize sanayi sitelerini örgütlemeyi hedefleyen strateji olması gerekir. Sendikalar tek başına değil, konfederasyon olarak bu alanlara yönelmeli. Bir bütünü örgütlemek anlayışıyla bütün olanakları birleştirerek o alanı, organize sanayi sitelerini ya da havzaları örgütlemeye çalışmalı” diye konuştu.
'HAVZA TİS'LERİ HEDEFLENMELİ'
Saygılı yıllardır taşeron çalıştırmaya karşı mücadele eden, grevler örgütleyen Limter-İş Sendikası'nın örgütlenme deneyimlerinden yararlanılması gerektiğini belirtti ve şunları söyledi: “Biz tek tek işyerlerinde örgütlenmeyi reddetmiyoruz ama asıl hedeflerimizden biri militan işçi hareketi yaratmak ve aynı zamanda tersanelerin genelinde havza TİS'i imzalamak. Bu aynı zamanda fiili meşru mücadele anlamına gelir. Tersanelerden 20 yıldır sürdürdüğümüz mücadelede kazandığımız haklar; işçi ücretlerinin ödenmesi, çalışma saatlerinin kısaltılması, işçilerin sigortalı şekilde çalıştırılması hep fiili meşru mücadele şeklinde kazanılmıştır. 2000 yılında 3 bin işçiyle GİSBİR'in etrafı kuşatıldı ve havza TİS'i imzalatılması için çaba sarfedildi, başarılı olunamadı bu ayrı bir şey. Bizim 2008 yılındaki hedefimiz de buydu. Bu önemli bir örnek teşkil edebilir diye düşünüyorum.”
'ÖZELLEŞTİRMELER TAŞERONLAŞTIRMAYI HIZLANDIRDI'
Enerji-Sen Genel Başkanı Kamil Kartal da enerji sektöründeki özelleştirmeler ve taşeron çalışmaya ilişkin bilgi verdi. Enerji sektöründe özelleştirme uygulamalarının 3096 sayılı Özelleştirme Kanunu ile birlikte 1989'larda başladığını söyleyen Kartal, özelleştirmeleri taşeronlaştırmanın takip ettiğini belirtti. Sağlık alanında olduğu gibi önce yemekhanelerden başlayan taşeron çalıştırma daha sonra diğer hizmetlerin özelleştirilmesi ve taşeronlaştırılmasıyla devam etti. Şu anda enerji sektöründe çalışanların yüzde 70'i taşeron şirketler aracılığıyla çalışıyor.
'TES-İŞ ÖZELLEŞTİRMEYE DESTEK VERDİ'
Sektörde tek yetkili sendika olan Türk-İş'e bağlı Tes-İş'in özelleştirmelere destek verdiğini belirten Kartal, özelleştirme ve taşeronlaştırmayla birlikte sendikalı üye sayının üçte iki oranında düştüğünü belirtti, “Çalışanların 40 bini Tes-İş Sendikası'na üye, bizim de 4 bine yakın üyemiz var. Toplamda 45 bin civarında sendikalı işçi var bu sektörde. Özelleştirme ve taşeronlaştırma, bir güvencesiz çalışmayı tetikledi, iki sendikasızlaştırdı, üç sosyal haklar, ücretler ve demokratik hakların tırpanlanmasına neden oldu” diye konuştu.
'ÖLÜMLÜ KAZALAR ÇOK FAZLA'
Enerji-Sen Genel Başkanı Kartal şunları söyledi: “Özelleştirmelerle birlikte bizim işkolu maden ve tersanelerden sonra en fazla iş kazasının olduğu ve ölümle sonuçlanan bir hal aldı. Bizim işkolumuzdaki ölümlü iş kazaları oranları inşaat sektöründen daha fazla. Uluslararası sermayeye entegrasyon süreci diye tabir ettiğimiz enerjinin de entegrasyonu süreci devrede. HES ve enerji santrallerinin inşaatlarında alabildiğine yoğun iş kazaları yaşanıyor. Özellikle arıza servislerinde 35 bin voltlarda çalışan arkadaşlarımızın tamamı taşeron şirketlerde çalışıyor. Arkadaşlarımız tabiri caiz ise kurbanlık koyunlar gibi, gerekli iş güvenliği önlemleri alınmadan çalıştırılıyor. Şu anda sadece TEDAŞ'larda 25 binin üzerinde taşeron işçi çalıştırılmakta. İş kazalarının önemli bir kısmı ölüm, önemli bir kısmı yanma, sakat kalma, uzuv kaybıyla sonuçlanmakta.”
Örgütlendikleri her alanda başta iş güvenliği ve işçi sağlığı kurallarının uygulanmasını sağlamak için hem fiili ve meşru mücadele hem de hukuki girişimlerde bulunduklarını belirten Kartal, “Bunları yapmaya devam edeceğiz. Biz bunları talep ettiğimiz için işverenlerde enerji işkolunda örgütlenmenin önüne geçmek için Tes-İş'i yeniden bir paravan sendika olarak kullanmaya başladı. Bugüne kadar taşeronları görmeyen, hatta taşeronlarda çalışan arkadaşlar sendikaya üye olmak için müracaat ettiklerinde onları reddeden Tes-İş Sendikası, Enerji-Sen taşeronları örgütlemeye başladıktan sonra bir set oluşturmak açısından işçileri bölmeye çalışıyor” diye konuştu.
Taşeron çalıştırma sistemini taşeronlarda örgütlenme faaliyeti yürüten sendikacılarla değerlendirdik. Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Çerkezoğlu, Limter-İş Genel Başkanı Saygılı ve Enerji-Sen Genel Başkanı Kartal, taşeron çalıştırmanın iş cinayeti, sakat kalma ve örgütsüzleştirme anlamına geldiğine dikkat çekti.