İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları - Mehmet Akyol

Resmi makamların açıkladığı “iş kazaları” rakamlarına bir bakalım, “11 yıllık dönemde 12 bin 418 kişi iş kazası sonucu yaşamını yitirdi, 808 bin 170 iş kazası yaşandı, 19 bin 64 kişi iş göremez hale geldi. 2011 itibariyle 58 bin 996 kişiye iş göremezlik geliri, 78 bin 336 kişiye ise iş kazası nedeniyle ölüm aylığı bağlandı. 11 yıllık istatistikler dikkate alındığında günde 8 defa iş kazası meydana gelirken, 8 saatte bir ölümlü iş kazası yaşanıyor.”

Bir soykırım görüntüsü veren bu rakamlar karşısında sormak gerek, sorumlular gerekli adımları atmıyor, kazalar önlenemiyor demek yeterli mi? Çalışanlar ve onların kurumları “sızlanmanın” ötesinde ne yapabilir? En azından İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları biraz ciddiye alınabilir mi?

22.02.2003 tarihinde kabul edilen 4857 Sayılı İş Konunu 80. Maddesi gereği en az elli işçi çalıştıran işyerlerinde kurulması öngörülen İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları’nın nasıl kurulacağı 07/04/2004 tarihli İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları Hakkında Yönetmelik’le belirlenmişti.

İş Kanunu’nun söz konusu maddesinde “İşverenler iş sağlığı ve güvenliği kurullarınca iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun olarak verilen kararları uygulamakla yükümlüdürler” denilerek bu kurulun önemine dikkat çekilmektedir. Başka bir deyişle Yasa, çalışanların bu konuda söz ve karar sahibi olmalarını, iş sağlığı ve güvenliği açısından son derece önemli görmektedir.

Ancak Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra elliden fazla çalışanın bulunduğu kaç işyerinde söz konusu kurulların kurulduğu konusunda herhangi bir veri bulunmamaktadır. Yasa yetkili bakanlığı yürütme konusunda yetki vermesine karşın, bakanlığın bu konuda yaptığı çalışmalara ilişkin bir açıklaması da bulunmamaktadır.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından yapılan bir açıklamaya göre; 2012 yılında en az 878 çalışan iş kazaları sonunda hayatlarını kaybettiler. Meclis bunları iş cinayeti olarak adlandırmakta ısrar etmekte ve işverenlerin bu konuda sorumluluklarını yerine getirmediğine dikkat çekmektedir. Yasal zorunluluk olmasına karşın işyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları’nın oluşması için çaba serf etmeyen, hatta buna engel olan işverenlerin, en az bu açıdan sorumlulukları ise tartışılmaz bir gerçekliktir.

Sendikaların ve işçi kuruluşlarının zaman geçirmeden yetkili bakanlığa ve işverenlere bu sorumluluklarını hatırlatmaları ve gerekenlerin yapılmasını talep etmeleri gerekmektedir. Sadece talep etmenin yeterli olmayacağından hareketle kendilerinin de bu konuda somut adımlar atmaları ve kurulların oluşumunu sağlamaları gereklidir. Ancak bu şekilde bir “işçi soykırımına” dönüşen iş kazaları seline karşı bir bent oluşturulabilir.

Yeni Yasa

Bakanlar Kurulunun 20.6.2012 tarihinde kabul ettiği İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 20. Maddesi gereğince belirlenen “çalışan temsilcisi” ve 22. Maddede belirtilen “İş sağlığı ve Güvenliği Kurulu”, yukarda belirtilen Yönetmelik ile belli ölçülerde çelişmektedir. Nitekim Bu Yasanın Geçici Madde 2 sinde belirtildiği gibi, “Kanunda öngörülen yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar” eski yönetmelikler uygulanmaya devam edecektir.

Ancak konunun aciliyeti söz konusu “Yönetmelik” değişiminin bir an önce yapılmasını gerektirmektedir. “30 Haziran’da yasalaşan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası da işçi ölümlerini önlemeyi amaçlayan bir yaklaşıma sahip değildir.” demek yetmez. Bu yasanın öngördüğü yönetmelik değişiklerinin nasıl “işçi ölümlerini” kısmen de olsa önleyecek bir şekilde yapılması gerektiğini ortaya koymak belki de bir ilk adım olabilir. Bu konuyla ilgilenen işçi kuruluşlarının bir araya gelerek “İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları Hakkında Yönetmelik” taslağı oluşturmaları, bunu kamuoyuna açıklayarak “yetkili kurumları” göreve çağırmaları belki de onlarca çalışanın “iş cinayetine” kurban gitmesini engelleyebilecektir.