Geçtiğimiz eylül ayında hükümet işsizlik rakamlarının on üç yıldan beri ilk kez 3 milyonu geçtiğini açıklarken, kabahat bir önceki iktidara ve hız kesmeden devam eden ekonomik krize çıkartılmıştı. İşbaşı yaptığından beri hükümet “birincil hedefini işsizlikle mücadele” olduğunu zaten ilan etmişti. 2013 sonuna kadar artış eğiliminin önü alınacak ve üç milyon çıtasının altına düşülecekti. Oysa istihdam sorununun etkilediği Fransızların sayısı bu kadarla kalmıyordu. Bu rakam sadece A grubu denen “işsiz” statüsünden olanları kapsıyor. Zoraki yarı zamanlı iş, parça başı ve gündelikçi gibi kısa ve kısıtlı süre çalışanların dahil olduğu B ve C grupları da eklendiğinde, toplam işsiz sayısı 4,5 milyon kişiye çıkıyordu. Ne yazık ki, işsizlik sadece rakamlar ve istatistikler üzerinden irdelendikçe, işin insani boyutu unutuluyor, ya da unutulmak isteniyor.
Geçtiğimiz hafta Fransa’da iki işsiz iki gün ara ile kendini yaktı. İlki can verdi, diğeri hafif yanıklarla kurtarıldı. Geçen Ağustos’ta da bir diğer işsiz aile yardımı dairesinde kendini ateşe vermişti. Ekonomik sorunlardan dolayı intiharların büyük bir çoğunluğu özel alanda yapıldığından, kısa üçüncü sayfa haberi olmanın ötesine geçemiyordu. Ama eylem kamusal alana taşınca, “toplumsal vicdan” nihayet harekete geçti. Bu dramlar öngörülmeliydi, bu noktaya varılacağını gösteren sinyaller ortadaydı.
Öyle ya, olaylar Mağrip ülkelerinde değil, bildiğiniz Avrupa’nın göbeğinde, yaşlı kıtanın çekici güçlerinden Fransa’da meydana geldiğinden, ezberler bozulmaya başladı. Buna rağmen, resmi ziyaret için Hindistan’da bulunan devlet başkanı François Hollande ilk intiharı “bir insanın aczinin işareti” niteleyerek, “İş ve işçi bulma kurumunun örnek biçimde davrandığı ve sorumlu tutulamayacağını” belirtti. Oysa sorumluluğun tam tersine paylaştırılması gerekiyor. Devletin tüm yardımlarının kesildiği “hak sonu” denilen sınıra dayanan birçok işsizin durumu yıllardır görmezlikten geliniyor. İşsizlik ödenekleri zaman aşımı nedeniyle kesilip de hala bir çalışma ve herhangi bir yardım imkanı sağlanamadığında, insanların tutunacağı bir dal kalmıyor.
İşin acı tarafı, sosyal işlere bakan birçok devlet kurumunda, Maliye Bakanlığının belli başlı genel müdürlükleri dahil olmak üzere, “Devletin devamlılığı” adına, bugün hala Sarkozy iktidarı döneminde atanmış bürokratlar köşeleri tutuyor. Örneğin devletin kasası sayılan Hazine Genel Müdürlüğünün başındaki Ramon Fernandez var. Sosyalist Ekonomi ve Maliye Bakanı Pierre Moscovici’yi avucunun içine aldığı söylenen Fernandez, işverenlerin ve Sarkozy’nin favori bürokratlarından biri olarak nam salmıştı. Ne tesadüftür ki iş ve iş bulma bürosu Pole Emploi’nın genel müdürü Jean Bassères de “Sarkozist” bir bürokrat. Bassères sağ iktidar zamanında zaten işsizlik sigortasının rotasını ve şartnamesini değiştirmiş, böylece işsizlerin haklarına ve ödeneklerine önemli kısıtlamalar getirmişti.
Düşünün bir kere, sosyalist geçinen bir hükümet, sermaye yandaşlarının atadığı ve sözde mücadele ettiği üst düzey bürokratların insafına kalmış bir istihdam politikası güdüyor, sosyal ödenekleri devamlı kısmak için sunulan bahaneleri haklı çıkartmak için birbiriyle yarışıyor. Ülkenin belini büken işsizlik, neden olduğu yoksulluk ve bunun da sonucu olarak intihara giden bir çaresizliğe el atmak yerine, bir yandan hayali bir büyüme oranı peşinde koşarken, öte yandan binlerce kilometre uzakta ülkeye bugüne kadar milyonlarca avroya mal olan bir savaş sürdürmeyi tercih ediyor. Bu siyaset değişmediği takdirde, işsizlik ne yazık ki öldürmeye devam edecek...