İş kazaları, güvencesizliğe karşı öz savunma -Murat Işık

İş kazaları son zamanların temel gündemi haline gelmiş bulunuyor.

Bu yazıyı yazmaya oturduğumda bile televizyon haberlerinde, Kahramanmaraş Afşin/Elbistan termik santraline, kömür sağlayan ocaklarda meydana gelen göçükte, çok sayıda işçinin toprak altında kaldığı belirtiliyordu.

Demek ki işçi sağlığı iş güvenliği meselesi, toplum açısından bu kadar acil ve üzerinde durulması gereken bir konu haline gelmiş.

Bilindiği gibi Türkiye’de son yıllarda iş kazalarında onlarca emekçi, yok yere ya ölüyor ya sakat kalıyor.

Ne var ki toplumsal vicdanı sızlatan şey sorumluların hesap vermedikleri gibi, ölenlerin öldükleriyle kalmalarıdır.

Kaldı ki iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda devlet ve sermaye gerekli tedbirleri almadıkları gibi sermayenin talepleri doğrultusunda yeni cinayetlere zemin hazırlayacak olan yasaları çıkarma peşindeler.

Şüphesiz yeni düzenlemeler emeği ile geçinenler için, daha güvencesiz ve umutsuz bir yaşam anlamına geliyor.

Ancak ne dersek diyelim, günümüz sınıf hareketinin, sermaye saldırılarına karşı koymaya mecali yoktur. Yönelen her saldırı, karşılıksız kalmaktadır.

Oysa bu tepkisiz ortamdan beslenen sermaye örgütsüzlük, kayıt dışılık ve güvencesizliği temel çalışma ve yaşam biçimi haline getirmiştir.

Resmi verilere göre, “23,7 milyon” istihdamdaki toplam nüfusun, “11,6 milyonu” yani her iki çalışandan birisinin, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kaydı bulunmuyor.

İstihdam içindeki toplam nüfusun, kayıt dışı çalışma oranı, “yüzde 48,9” düzeyindedir.

Zaten bu veriler her şeyi açıklamaktadır. Devlet sermayenin esnek, kayıt dışı ve güvencesiz işçi çalıştırmasına göz yumduğu anlaşılmaktadır. Yani kayıt dışılık ve sendikasız sigortasız çalışma olağan hale getirilmiş durumdadır.

Nitekim işsizlik, güvencesizlik, yoksulluk gibi, emekçilerin itiraz ettiği koşullara, üç yüz yıl öncesine dönüp baktığınızda da, aynı sorunlarla insanlığın cebelleştiğini görürsünüz.

Uzun çalışma koşulları, düşük ücret, insanca yaşam hakkı, iş güvenliği, iş kazaları, meslek hastalıkları dün olduğu gibi, bugün de işçi sınıfının mücadele başlıklarını oluşturmaktadır.

Kapitalizm emekçiler karşısında elde ettiği bu hegemonik üstünlük sayesinde, adeta zafer sarhoşluğu içerisindedir.

Kapitalizm bedellerle yaratılan tarihsel kazanımları, birer birer geri alıp, insanlığı atomlarına kadar parçalamaya ve insanı emeğiyle birlikte metalaştırmak istemektedir.

Dolayısıyla emekçi insanlık, ya bir avuç kapitalistin kölece düzenine karşı çıkacak ya da bu köleci politikalara teslim olacaktır. Emekçiler böylesi tarihsel bir ayraçtadır.

Bunun için emekçilerin, toplumcu değerlere dayalı yeni bir emek tarifi üzerinden, ayağa kalkması gerekmektedir.

Eğer örgütlü bir duruş gelişmezse, Ankara İvedik Sanayi Sitesi’nde meydana gelen cinayetler ne ilk ne de son olacaktır.

Yakın geçmişte yoksulluk, güvencesizlik, taşeronlaştırma ve örgütsüzlük sonucu yüzlerce emekçi; tersanelerde, İstanbul Davutpaşa’da, Zonguldak Karadon’da, tarım ve inşaat sektöründe, tekstil sektöründe can vermişti.

Ne var ki ölen canların sorumlusunun, siyasal iktidar ve sermaye olduğunu biliyoruz.
Fakat sorumlulardan hesap sormak ve yeni ölümlerin olmaması için, mücadelenin radikalleşmesi gerekmektedir.

Emek değerlerine yönelen saldırıları, işçi ölümlerini durdurmanın yolu, emekçilerin kendi öz savunmalarını geliştirmeleri ile mümkündür.

Öz savunma örgütlü emekçi toplumun her tür baskıya, sömürüye, güvencesizliğe, taşeronlaştırmaya, zamlara, yoksulluğa karşı kendi toplumsal çıkarlarını savunmasıdır.

Bu anlamda emekçilerin öz savunma silahı da; grevdir, boykottur, işgaldir, direniştir, bir alanın yüz binlerle tutulmasıdır, yasaların işletilmemesi ve tüketimden gelen gücün kullanılması olarak ifade edebiliriz.

Sonuç olarak yaşananlar, toplumun emekçilerin örgütsüz ve dayanışmadan yoksun olmalarıyla ilgilidir. Çözüm demokratik toplumcu bir örgütlenmeden geçmektedir.

İşkolu ve meslek ayırımı gözetilmeden işçi, işsiz, memur güvencesizleri hedefleyen toplumcu bir anlayışla, emekçiler örgütlenirse, yeni ‘İvedik’ler olmayacaktır.

14 Şubat 2011 / Günlük