Giriş
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de iş kazaları ve meslek hastalıklarının önemli bir sorun olarak karşımıza çıkması, sanayileşmenin gelişimi ve iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin gerekli yasal düzenleme ve denetimlerin oluşturulamaması ve gerekli yatırımların yapılmamasından dolayı yoğunluk kazanmıştır.
Bilim, teknoloji ve sanayileşme toplumsal değişim ve gelişmelerin temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Bilim teknolojiyi, teknoloji sanayileşmeyi ve artı değeri yüksek ürünü getirerek toplumların gelişmişlik seviyesini artırmaktadır.
Ancak hızlı gelişen bilim, teknoloji, kalkınma ve sanayileşme süreçleri kuşkusuz ülkelerin gelişme süreçlerine birçok faydalar sağlamıştır. Ancak çalışma yaşamında iş sağlığı ve güvenliği için aynı başarının sağlandığını söylemek güçtür. Sanayileşme ve kalkınmanın bedeli; asla iyi eğitilmemiş, yeterli derecede beslenemeyen, iş kazalarından ve meslek hastalıklarından gereği gibi korunamayan, işsiz kalma ve işini kaybetme korkusu yaşayan, örgütlenmeleri engellenen, sosyal güvenliğinden endişe duyan bir çalışan kesim yaratmak olmamalıdır. Kısacası insanın refahı, mutluluğu, sağlığı ve güvenliğinden ödün veren bir sanayileşme ve kalkınma anlayışı benimsenemez.
Gelişmiş ülkeler yasal önlemlerle, alana ilişkin yatırımlarla, toplumsal eğitim ve bilinçlendirmeyle sorunun çözümü yönünde oldukça mesafe kat ederken, bizim gibi sanayileşmesini tamamlayamamış, sanayi ve demokrasi kültürü gelişmemiş, eleştiri, öneri ve denetim sistematiğinin gelişmediği ülkelerde yara kanamaya devam etmektedir.
Küreselleşme sürecine paralel olarak özelleştirme, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma, kısaca örgütsüzleştirme politikalarıyla her türlü güvenlik ve güvencelerden yoksun kayıt dışı işçilik ve çocuk çalıştırmayla katmerlenen iş kazaları ve meslek hastalıklarının boyutu resmi istatistiklerde yayınlanandan çok daha büyüktür.
İş sağlığı ve güvenliği, tıp bilimleri, mühendislik bilimleri ve sosyal bilimleri içeren çok-bilimli (multi-disipliner) bir konudur.
Bir ülkenin iş sağlığı ve iş güvenliğine yönelik politikaları o ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmişlik düzeyinden bağımsız düşünülemez.. Ekonomileri zayıf olan, sosyal devlet ilkesinin hayata geçirilmediği ya da hiç olmadığı ülkelerdeki İş Sağlığı ve Güvenliğinin düzeyi, gelişmiş ülkelere göre kıyas kabul etmez bir gerilik sergilemektedir.
İş Sağlığı ve Güvenliğinde temel amaç; çalışma yaşamında çalışanların sağlığına zarar verebilecek hususların önceden belirlenerek gereken önlemlerin alınması, rahat ve güvenli bir ortamda çalışmalarının sağlanması, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı çalışanların psikolojik ve bedensel sağlıklarının korunmasıdır.
Sosyal hukuk devletinin temel işlevi, güvenli bir çalışma ortamı oluşturmak, çalışanları çalışma ortamından kaynaklanan sağlık ve güvenlik risklerine karşı korumak, çalışanların güvenlik, sağlık ve refahını sağlamak ve geliştirmektir. Hızlı gelişen sanayileşmeye bağlı olarak iş yerlerinde yeterli önlemlerin alınmaması her yıl artan iş kazaları, meslek hastalıkları ve çevre kirliliği, insan ve çevre sağlığını tehdit eder bir noktaya ulaşmıştır.
Bu noktada gerek küresel ölçekte, gerekse ulusal düzeyde sermayenin yönelimlerini ve kendini yenileme süreçlerini kavramak gerekmektedir. Büyük şirketler küresel ölçekteki işlemler için birleşme eğilimi gösterirken ulusal düzeydeki işletmeler ise esnekliği artırarak bu süreçteki pazar payını korumaya çalışmaktadır. Bu amaçla, şirketi bağımsız ve merkezi kontrolün dışında çalışan daha küçük ve daha fazla birimlere parçalama, küçük birimlerin etkinliklerini kaynak dışında bırakma, küçük işletmeleri taşerona verme ve esnek çalışma organizasyonuyla geliştirmeye yönelinmektedir. Bu eğilimin gelecekte daha fazla artacağı ve sendikasızlaştırma ile daha olumsuz çalışma koşulları, tek yanlı bilgilenme ve daha düşük ücretlere yol açacaktır.
Çalışılan ortamın ve üretim süreçlerinin yetersiz ve olumsuz koşulları, çalışanların en temel hakkı olan sağlıklı yaşama ve çalışma hakkını tehdit etmektedir. Bu nedenle İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda gerekli önlemlerin alınması bir zorunluluk olmaktadır. İş kazalarının ve meslek hastalıklarının ortadan kaldırılması, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sağladığı olanakların bu alana yönelik olarak geliştirilmesi, bilimsel araştırmaya dayalı riskin doğru tanımlanması, planlı çalışma ve üretim sürecindeki gelişmelerin bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve nihayet güvenlik önlemlerinin arttırılmasıyla sağlanabilir.
Ekonomik ve Sosyal Haklar Bağlamı
Medeni ve siyasi haklar gibi ekonomik, sosyal ve kültürel haklar konusunda da Taraf Devletler üç temel yükümlülüğe sahiptir: saygı duymak, korumak ve yerine getirmek. Bu üçünden herhangi birinde başarısızlık burada sözü edilen hakların ihlali anlamına gelmektedir.
Koruma yükümlülüğü taraf devlete buradaki hakların üçüncü taraflar tarafından ihlal edilmesinin önlenmesi yükümlülüğünü getirir. Dolayısıyla özel işverenlerin temel iş standardlarını yerine getirmesinin sağlanması açısından ortaya çıkan bir başarısızlık çalışma hakkının ya da adil ve uygun çalışma koşullarına sahip olma hakkının ihlal edildiği anlamına gelir. İhlali yaratan koşulların ve pratiklerin ortaya çıkmamasını sağlamak Devletin yükümlülüğüdür. Yerine getirme yükümlülüğü ise Devletin yasal, idari, mali, adli ve diğer tedbirleri alarak bu hakların tam olarak kullanılabilmesi doğrultusunda adım atmasını gerektirir.
Bütün insan haklarının bölünmezliği, birbirine bağlılığı, birbiri ile ilişkili olduğu ve insan onuru için bütün hakların eşit önemde olduğu tartışma götürmeyen bir gerçeklik olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, devletler nasıl medeni ve siyasal hakların ihlallerinden sorumlu ise ekonomik, sosyal ve kültürel hakların ihlallerinden de o denli sorumludurlar.
Ekonomik, sosyal ve kültürel hakların ihlali ya doğrudan Devlet tarafından ya da Devletin yeterli düzenlemeleri yapmaması sonucu diğer kişiler tarafından gerçekleştirilebilir. Bu ihlaller şunları kapsar:
(a) Ekonomik, sosyal ve kültürel hakların kullanımı için gerekli olan mevzuatın ortadan kaldırılması ya da askıya alınması;
(b) Bazı özel gruplar ya da kişiler için bu hakların mevzuat ya da zorunlu ayrımcılık yoluyla inkar edilmesi;
(c) Ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla çelişir biçimde; üçüncü kişiler tarafından geliştirilen tedbirlerin etkin bir biçimde desteklenmesi;
(d) Artan eşitsizliği etkileme ve hassas gruplar için ekonomik, sosyal ve kültürel hakların yaşama geçirilmesinin iyileştirilmesini amaçlamadıkça, bu haklarla ilgili önceden var olan yasal yükümlülüklerle açık bir biçimde tutarsız mevzuatın ya da politikaların benimsenmesi;
(e) Bu hakların garanti altına alınmasını zaafa düşüren geriletici tedbirlerin benimsenmesi;
Devletler ekonomik, sosyal ve kültürel hakların ihlalinin cezasızlandırılması olanağını dışarıda bırakmayan etkin tedbirler geliştirmeli ve bu hakların ihlalinden sorumlu olabilecek kişilerin kendi eylemlerinin sorumluluğunu yüklenmelerini sağlamalıdırlar.
Ekonomik, sosyal ve kültürel haklara yönelik ihlallerin izlenmesi ve dokümante edilmesi STKları da içermek üzere tüm uygun aktörler tarafından gerçekleştirilmelidir.
Ülkemizde Mevcut Durum
Türkiye, maden kaynakları bakımından dünyanın zengin ülkeleri arasında yer almaktadır. 4.400 maden yatağından 53 farklı maden ve mineralin üretimi yapılmaktadır. Türkiye’de geçmişte madencilik faaliyetlerinde kamu ağırlığı söz konusu iken ,son dönemlerde bu özel sektöre lehine değişmeye başlamıştır.
Türkiye, dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28., üretilen madenlerin sayısı itibariyle 10. sırada yer almaktadır.(1)
Ocak 2002 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Hayatı İstatistikleri verilerine göre, madencilik sektöründe toplam 5385 işyeri vardır. Toplam çalışan sayısı ise 116.249 kişidir. 526 kamu işyerinde 53.091 kişi çalışmaktadır. Özel sektörde ise, işyeri sayısı 4859, işçi sayısı da 63.158 dir.(2)
Devlete ait işletmelerde Anayasal Haklar, ilgili kanun ve mevzuat genel olarak uygulanırken; özel sektör madenciliğinde ise hukuk dışı uygulamalar yaygındır.
Kamu maden işletmeciliğinde kullanılan teknolojiden iş güvenliği işçi sağlığı mevzuatının uygulanmasına kadar her süreçte yasalara uygun standart uygulamalar ile çalışanlar açısından olumsuzluklar en aza indirilmiş durumdadır. Ancak özel sektör maden işletmeciliği alanına girildiğinde sorunlar vahim boyutlara ulaşmaktadır.
İşverenlerin, genellikle kırsal bölgelerde bulunan, gözlerden uzak ve denetimin çok zayıf ya da hiç olmadığı işletmelerde, işçileri yeterince eğitmeden, onları olası tehlikelere hazırlamadan ve yeterli önlemleri almadan üretim yapması bir çok felaketin önünü açmakta ve ölümlere davetiye çıkarmaktadır.
Bütün bu dezavantajlı koşullardan dolayı Sendikamız sürdürülebilir bir kalkınma anlayışı içinde özel sektör madenciliğinde istihdam edilen maden işçilerinin İş Kanunu, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği, ve aynı zamanda Çevre ve Standartlar konusunda sahip oldukları hakların bilincine varmalarını sağlamak için (Nisan 1999-Mart 2000) ve (Aralık 2000-Nisan 2002) 8 madencilik bölgesinde ortak eğitim projesi gerçekleştirmiştir. Bunun sonucunda ortaya çıkan tablo; gerek çalışma koşulları ve gerekse de işçilerin bilinç ve eğitimleri açısından olumsuz durumdadır. Her iki projenin de sonuçları kamuoyuna ve ilgili kurumların temsilci ve yetkililerine açık değerlendirme toplantılarında (20.3.2000 ve 9.3.2002) ortaya konulmuştur.
Kısaca göz atmak gerekirse, bunlar;
İş Hukuku Uygulamaları Açısından;
* Oldukça yaygın olarak çalışma saatleri (1475 sayılı eski İş Kanunu’na göre 7,5 saat) 10 ile 12 saat arasında değişmektedir (4857 sayılı yeni İş Kanunu’na göre 11 saate çıkarıldı)
* Ücretler çok düşüktür ve farklılıklar hem özel sektör içinde hem de özel sektör ile kamu sektörü arasında farklılık arz etmektedir. (1999-2000 yılı için 75 milyondan 150 milyona kadar, 2000-2001 yılı için 150 milyondan 200 milyona kadar)
* Genellikle işe girişlerde kişisel akit yapılmamaktadır, yapılsa bile her zaman tek taraflı fesh edilebilir durumdadır. Aynı zamanda, akdin içeriğini bilmeyen işçiye bir örneği verilmemektedir. Akid gerçek bir sözleşmeden çok yasal prosedürün yerine getirilmesi ve işverene esneklik sağlamak amaçlarına da hizmet etmektedir.
* İş güvencesi yoktur.
* İşten çıkarmalar sonucunda kıdem ve ihbar tazminatları genellikle ödenmemektedir ya da eksik ödenmektedir ve sorun mahkeme yoluyla çözülmektedir. İş mahkemelerinin yaygın olmaması, yargılamaların uzun zaman alması, peşin harcamalar gerektirmesi nedeniyle mahkeme yolu işçiler tarafından az kullanılmaktadır.
* Genellikle senelik ve haftalık izin kullandırılmamakta ya da eksik kullandırılmaktadır. Özellikle taşeron işletmelerinde hava koşulları, makine arızaları vb. çeşitli nedenlerle iş yapılmadığı zaman bu günler izinden sayılmakta ve ücretleri ödenmemektedir.
*Sigorta primlerinin yatırılmasında ciddi problemler yaşanmaktadır.
*Sendikal örgütlenme ağır saldırı altındadır ve sendikaya üye olmak derhal iş akdinin feshi anlamına gelmektedir.Çok yaygın olarak bir çok havzada sendikaya üye olmak ve faaliyetlerine katılmak, Anayasa, yasalar ve de uluslar arası sözleşmelerle güvence altına alınmış olmasına rağmen, yasadışı örgüt muamelesi görmektedir.
1475 Sayılı İş Kanununun çalışma yaşamı açısından yetersizliklerine rağmen madencilik sektörü açısından bakıldığında bu kanunun bile tam olarak uygulanması söz konusu olmamaktadır. Kırsal alanda üretim yapılan madencilikte yasa ihlallerinin yasal tespiti ve giderilmesi için olağanüstü uğraşlar verilmesi ve bedeller ödenmesi gerekmektedir. 4857 sayılı yeni iş Kanunu ile bu ihlallerin daha da artması beklenmelidir.
İşçi Sağlığı İş Güvenliği (İSİG) Açısından;
* Düzenli sağlık taramaları yapılmamakta, yapıldığında sonuçlarının ne olduğu işçiler tarafından bilinmemektedir. Çalışma koşulları nedeniyle sağlığı bozulan ya da bozulmakta olan işçilerin tedavi edilmesi yerine çoğu kez işine son verilmektedir.
* İlk yardım, acil tedavi, işyeri hekimi, İSİG kurulu, işyeri sağlık birimi, sağlıkçı işçi uygulaması gibi yönetmelik gereği oluşturulması gerekli yapılar işletmelerin büyük çoğunluğunda bulunmamaktadır.
* Üretim için gerekli teknik donanım genellikle yetersiz ya da çok eskimiş olduğu için kullanımı güvensiz ve risklidir.
* Koruyucu malzeme yetersiz verilmekte ya da hiç verilmemekte, eğer işçi kendisi tedarik edebiliyorsa kullanabilmektedir.
* Yeterli eğitim ve mesleki beceri kazandırma faaliyetleri söz konusu değildir.
* Aşırı ve uzun çalışma saatleri bedensel yıpranmayı hızlandırmakta ve dikkat dağılması yaratmaktadır.
* Bu olumsuzluklardan dolayı yaralanmalar ve ölümle sonuçlanan kazalar sıkça yaşanmaktadır
Çalışma Bakanlığı verileri bu tespitleri destekler niteliktedir:
Çalışma Bakanlığı, SSK 2000 yılı istatistiklerine bakıldığında madencilik sektöründe iş kazası sayısı 7608 dir. Meslek hastalığı 321 sürekli iş göremezlik sayısı 354 ölüm sayısı 92 dir.(3)
Meslek hastalıkları itibariyle bakıldığında ise, madencilik sektörü, kömür ve kömür dışı madenlerde toplam 321 vaka ile birinci sırada yer almaktadır. Bu rakamlar resmi kayıtlara geçmiş olan rakamlardır. Resmi istatistiklere geçmeyen vakalar ayrı bir konudur. Çünkü, doğası gereği madenciliğin kırsal alandaki faaliyeti nedeniyle kayda geçmemiş ya da başka nedene bağlanmış vakalar rakamları değiştirecek boyuttadır.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği normları ülkemizde oldukça kapsamlı hazırlanmış bir mevzuattır. Ama sorun özel sektör madenciliğine gelince mevcut mevzuata uygun bir çalışma ortamının yaratılabildiğini, denetlendiğini ve denetimin sürekli hale getirildiğini ifade etmek çok zordur.
Türkiye 1932 yılında İLO’ya üye olmuştur ve bugüne kadar 53 Sözleşmeyi imzalamış durumdadır. Ancak bu sözleşmelerin getirdiği yükümlülükler özel sektör madenciliğinde uygulanmamaktadır. Uygulanmayan sözleşmelerin arasında en önemlileri şunlardır:
*Sınai Müesseselerde Hafta Tatili Yapılması Hakkında 14 Sayılı Sözleşme,
*Asgari Ücret Tespit Usulleri İhdasına İlişkin 26 Sayılı Sözleşme,
*Mesleki Hastalıkların Tazmini Hakkında 42 Sayılı Sözleşme,
*Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşme,
*Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına İlişkin 98 Sayılı Sözleşme
*Bir Amme Makamı Tarafından Yapılacak Mukavelelere Konulacak Çalışma Şartları Hakkında 94 Sayılı Sözleşme,
*Ücretin Korunması Hakkında 95 Sayılı Sözleşme,
*İşletmelerde İşçi Temsilcilerin Korunması ve Onlara Sağlanacak Kolaylıklar Hakkında 135 Sayılı Sözleşme,
*Hizmet İlişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 Sayılı Sözleşme.
Türkiye’nin imzaladığı tüm bu sözleşmelere bakınca bu sözleşmelerin iç hukuka uyarlanmasında gecikmeler nedeniyle çalışma yaşamında zaten var olan sorunlar daha ağır bir özellik kazanmaktadır. Ayrıca madencilik sektörü genellikle kırsal kesimde yapıldığından kamu denetim mekanizmalarından ve gözden uzak olması mevcut yasaların bile uygulanması ve denetlenmesi hususunda büyük boşluklar yaratmaktadır.
Gerçekleştirilen Araştırmanın İş sağlığı ve Güvenliği Alanında Dönük Bulguları(4)
Yukarda belirtilen çalışmalar ışığında özel sektör madenciliğinde daha derinlikle bir araştırmanın yapılması ve sonuçlarının ilgili kurum ve kuruluşlar ve genel kamuoyu ile paylaşılarak bu alana dikkat çekilmesi sendikamız açısından kendi varlık koşulları ışığında da ele alınmasını zorunlu hale getirmiştir.
18 ay boyunca (2004 Aralık- 2006 mayıs) yapılan ekonomik ve sosyal hak ihlalleri ana faaliyeti, sektöre dönük bir çok alt-başlıklı çalışmaya ayrılarak yürütüldü.(Eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri, yerel muhabir ağı oluşturulması ve eğitimleri, madencilik kurultayı, atölye çalışmaları, yayın faaliyetleri vb.) Bu çalışmaların odağındaki temel çalışma ise “Özel sektör Maden İşçilerinin Ekonomik ve Sosyal durumu” adlı araştırma çalışmasıydı.
Buradan hareketle, bu çalışmada gerçekleştirilen araştırma faaliyetinin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin sonuçları aşağıda paylaşıldığında, özel sektör madenciliğinde ortaya çıkan tablo üzerinde bütün tarafların ciddi olarak düşünme zamanı gelmiştir tespiti yapılabilir.
Bu tebliğde , araştırmanın diğer önemli bir alt başlığı olan “İşçilerin Çalışma Yaşamına Ait Özellikleri” adlı çalışma koşulları durumunu açığa çıkaran bölümüne değinilmemiştir. Çalışma koşulları iş sağlığı ve güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, çalışma ortamıyla sınırlı tutulmuştur.
Ortaya çıkan bulguları rakamsal oran olarak belirtmekten ziyade, kısa özetler halinde vermekle sorunun can alıcılığını sergilemek daha anlamlı durmaktadır:
*İşçiler işe başlamadan önce , yapacakları işi tanımaları, yaptıkları işten dolayı ortaya çıkabilecek muhtemel kazalar ve meslek hastalıkları hakkında bilgilenmesi, bunlara karşı nasıl tedbirli olunacağını öğrenmesi; kısacası riskler ve güvenlik konusunda eğitimler alması gerekli iken; bu konuda ya hiç eğitim verilmemekte ya da çok yetersiz düzeyde kalmaktadır.
*İşe uygun koruyucu ekipman, giyim ve teçhizat sağlanmamakta, sağlanıyorsa bile çok yetersiz kalmaktadır.Ayrıca, kendi imkanlarıyla sağlama, bir kısmını kendisi sağlama bir kısmını işverenin sağlaması gibi uygulamalarda saptanmıştır.
* 50 ve üzeri işçi çalıştırılan işyerlerinde çoğunlukla bir İşyeri Hekimi bulunmamaktadır.
*50 ve üzeri işletmelerde İş sağlığı ve Güvenliği Kurulları çoğunlukla oluşturulmamaktadır.
*Acil durumlarda müdahale edecek bir müdahale ekibi çoğunlukla yoktur.Ambulans sağlanması ya yetersizdir ya da hiç yoktur.
*Özellikle yeraltında çalışmanın yoğun olduğu kömür sektöründe,acil durumlar için farklı çıkış yolları ya bulunmamakta ya da çok yetersiz kalmaktadır.
*Çalışan işçilerin sağlık kontrollerinden geçirilmesi uygulaması ya hiç yapılmamakta, yapılıyor olsa bile düzenli bir sisteme oturtulmuş değildir.
*Sağlık kontrollerinin yapıldığı işletmelerde işçilere sonuçlar çoğunlukla bilgi verilmesi uygulaması yerleşmiş değildir.
*Sağlık durumları iyi olmadığından işten çıkarmalar oldukça yüksek bir oranda seyretmektedir.
*Yaptığı işten dolayı meslek hastalığına yakalanan işçilerin tedavi masrafları işverence karşılanmaması oldukça yaygın bir uygulama olarak ortaya çıkmaktadır.
*Gerekli önlemler alınmadığında, ciddi ve ani tehlike anlarında işçinin çalışmayı reddetme hakkı olmasına rağmen, böylesi risk durumlarında çoğunlukla işçiler çalışmayı reddedememektedirler. Çünkü , bu doğrudan işten atılma sebebiyet vermektedir, böyle olmasa bile ağır yevmiye cezalarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar.
*İşçilerin çalıştıkları işletmelerde kazalara ve acil durumlara yönelik hazırlanmış planların olmaması ya da varsa bile bu konuda işçilerin bilgilendirilmemesidir.
*Yer altında grizu patlamalarının engellenmesi bakımından son derece önem taşıyan gaz ölçümleri ya yapılmamakta ya da oluyorsa bile düzenli bir durumda yapılmamaktadır.
*Madencilik sektöründe yaşanan sıklıkla yaşanan iş kazaları ,çok dikkat çekici bir durum değilse, yani ölümlü iş kazaları olarak yaşanmıyorsa, kayıt altına alınması çoğunlukla yapılmamaktadır.
*İşletmelerde havalandırma sistemleri ya yok ya da çok yetersiz ve kötü durumda olduğu belirtilmiştir.
*Böylesi işletmelerde çalışan işçilerin en çok eksikliğini hissettikleri bir sorunda ısıtma sistemidir. Çoğunluk işletmede ısıtma sistemi olmadığı anlaşılmıştır.
*Madencilik sektöründe sağlığı tehdit eden önemli etmenlerden bir kaçı toz, gürültü ve titreşimdir. İşletmelerin pek çoğunda bu etmenlere ilişkin bir önlem alınmamaktadır. Önlem alınıyorsa bile, bunların oldukça yetersiz düzeyde kaldığı belirtilmiştir.
*Madencilik sektöründe işçilerin çalıştıkları ortamlar kadar, yemeklerini yedikleri, kişisel bakımlarını yaptıkların yerlerin hijyeni de önemlidir. Ama bu işletmelerde bu olanakların yaratılması olmadığı gibi, olanlarında da yetersiz ve sağlığa uygun olmayan koşullar taşıması önemle vurgulanmalıdır.
*Maden işletmelerinde denetim olgusu ya hiç olmamakta ya da bir şikayet söz konusu olduğunda yapılmaktadır.
Sonuç Yerine
18 aylık süresi boyunca kendi alanında bir ilk olma özelliğini taşıyan bu çalışma, sendikamız, proje ortaklarımız, Danışma Kurulu Üyeleri ve yerellerde emeğini esirgemeyen değişik örgütlenmelerin ve kişilerin desteği ve sahiplenmesi olmasaydı, gerçekleştirilmesi çok zor olan bir proje olurdu. Türkiye tarafından onaylanmış bulunan BM Ekonomik-Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Anayasamızın 90. Maddesi ışığında hayata geçirmeye çalıştığımız bu projede önümüzde gerek sektörün kendisinden kaynaklanan yapısal zorluklar ve gerekse konunun ülkemiz açısından yeni olması ve öncesine dönük ve yararlanabileceğimiz bir uygulamanın bu alana ilişkin olmaması nedeniyle çok temel iki sorunla baş etmek durumundaydık. Çoğu zamanda bu iki temel sorun, gerçekten çalışmanın başından sonuna kadar kendilerini etkin bir şekilde hissettirdiler. Fakat gerçekte, tam da yaptığımız çalışma ,bu sorunların ortadan kaldırılmasına ve/veya azaltılmasına dönük olarak gerçekleştirilme çabasıydı. Bir yandan özel sektör madenciliğinin yaşadığı sorunları nesnellik zemininden ayrılmadan kamuoyuna göstermek, ama diğer yandan da bunu yaparken yeni bir alan bağlamından gerçekleştirmeye çalışmak önemliydi.
Bu çalışma, Nisan 2006 yılında bitirilmiş ve yayınlanmış olmasına rağmen, ne yazık ki, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın yapmış olduğu ve Nisan 2005 tarihinde yayınladığı “Yer altı ve Yerüstü Maden İşletmelerinde Proje Denetimi Değerlendirme Raporu”nda tespit edilmiş sorunlarla çok ciddi örtüşme taşıdığını da burada belirtmemezlik edemezdik. Ama geçen süre açısından “ne değişti” sorusuna verilecek cevap, bir karşılaştırma yapıldığında” hiçbir şey” olacaktır. Bakanlığın kendi araştırmasında sektör açısından ortaya çıkardığı gerçekler ışığında bu eksikliklerin giderilmesine dönük herhangi bir uygulamanın yaşama geçirilmemesi ise oldukça düşündürücüdür.
Bunların ortadan kaldırılması açısından;
*Anayasa, yasa, yönetmeliklerde gerekli değişiklikler yapılarak madencilik sektöründe yaşanan olumsuzlukları ortadan kaldıracak yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi,
*Toplumsal yararı gözetecek biçimde oluşturulacak madencilik politikalarında işçilerin ve onların örgütlülüklerinin de etkin katılımlarını sağlayacak düzenlemelerin yapılması,
*Madenciliğimizin temel kurum ve kuruluşlarını yeniden ve daha etkin bir hale getirerek üretime yönlendirilmesi,
*Madenlerde çalışanların insanca bir çalışma ortamı içerisinde, yaptıkları işe uygun ücret karşılığında gelecek kaygısı duymaksızın çalışma koşullarının sağlanması,
acil ve gereklidir.
Kaynaklar:
(1) Madencilik Sektörünün Sorunları, Çözüm Önerileri, ve Yeniden Yapılanma,Mayıs 2000
(2) ÇSGB Çalışma Hayatı İstatistikleri ,2002
(3) ÇSGB ,SSK Yıllığı, 2000
(4) Özel Sektör Maden İşçilerinin Ekonomik ve Sosyal Durumu Araştırma Raporu, Dev.Maden-Sen, Nisan 2006
* Bu tebliğ 8-9 Mart 2007 tarihlerinde Adana Maden Mühendisleri Odası’nın “İş sağlığı ve güvenliği” sempozyumunda yayınlanmıştır.
** DİSK/Dev Maden Sen
18 Mart 2007 / Sendika.Org