

AKP iktidarının son 22 ayında, 822 işçi, iş cinayetine kurban gitti; 3601 işçi de iş kazasında yaralandı. Yani ayda en az 37 işçi iş cinayetinde can verirken; en az 163 işçi de yaralandı. En az, çünkü bu veriler, yalnızca gazetelere yansıyan haberlerden oluşturuluyor her ay. Gerçek sayı, bunun kat be kat fazlası.
Aslında sorun nerede, biliyor musunuz? Baktığınız yerde…
Devrimciler, Engin Çeber’in işkencede katledilmesine bakarken; siz, ilk kez devlet adına özür dileyen bir bakanın AKP’li olmasına bakıyorsunuz.
Devrimciler, Ergenekon Davası kapsamında yapılan operasyonlarıyla, AKP’nin kontrgerillayı yeni dönemin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırdığını vurgularken; siz, bazı generallerin yargı önüne çıkarılmasından ihya oluyorsunuz.
Devrimciler, sayısı 250 bine yaklaşmış olan ve AKP’nin kolluk gücü haline gelmiş bulunan polise dikkat çekerken; siz, askerlerin yediği şamarlarla kendinizden geçiyorsunuz.
Devrimciler, seçilmiş belediye başkanlarının (hani dilinizden düşürmediğiniz seçilmişlerden olan) tutuklanmasının, AKP ve ordu arasındaki ittifaka işaret olduğunu söylerken; siz, Kürt sorununun açıkça tartışılmasının bile ilerici bir adım olduğuna saplanıp kalıyorsunuz.
Karşılaştırmalar saymakla bitmez, bir şey daha ekleyerek bitirelim o yüzden. Devrimciler, Metin Lokumcu’nun katlini ve polis vahşetini protesto ederken ve her protestoda da aynı vahşetle tekrar tekrar yüz yüze gelirken; siz, Kenan Evren’in ifadeye çağrılmasıyla meşgul olursanız, hiçbir devrimci şaşırmayacaktır.
Yeri gelmişken değinmemek olmaz… Hani sıkça yer bulduğunuz televizyon ekranlarında devrimcileri ulusalcılıkla da suçluyor ve enternasyonalizm vurgusu yapıyordunuz da ya; sizin için ibret, bizim için bir kıvanç örneğini de sizlerden esirgememek lazım.
Metin öğretmenimizin katledilmesi ve devrimcilerin yoğun bir devlet terörüne maruz kalmasının ardından; Kanadalı yoldaşlarımız, “bu zor günlerde sizleri nasıl destekleyebileceğimizi ve nasıl bir dayanışma göstermemiz gerektiğini lütfen bize söyleyin”, “bu hikâye mutlaka herkes tarafından bilinmek zorunda”, “su adaleti mücadelesinde gösterdiğiniz kararlılıktan ötürü bütün kalbimle kutluyor, hayranlıkla izliyorum” derken; Şilili yoldaşlarımız, “yoldaşımız Metin Lokumcu’yu kaybettiğimiz için duyduğum üzüntüyü açıklamak ve en derin başsağlığı dileklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum” derken; Uruguaylı yoldaşlarımız, “hep birlikte kalabilmek için çok kuvvetli olmak zorundayız” derken; İspanyalı yoldaşlarımız, “bizler de sizinle oradayız!” derken; Malezyalı yoldaşlarımız, “Metin’le hiç tanışmadım, ama onun su ve demokrasi mücadelesi verdiğini biliyorum” derken; ABD’li yoldaşlarımız, “kalbimiz Metin Lokumcu’nun ailesiyle ve sizlerle birlikte çarpıyor; siz orada polis saldırılarına ve sizleri susturmak için yapılan her şeye rağmen mücadelenizi sürdürdüğünüz için sizlere pozitif duygu ve düşüncelerimizi gönderiyoruz”, “bizler de burada Metin ve diğer eylemcilerle aynı şiddete maruz bırakılmış gibi hissediyoruz” derken; Faslı yoldaşlarımız, “halkların hak mücadelesi karşısında polisin şiddetinin ne denli artabileceğini de gayet iyi biliyoruz” derken; Güney Afrika Cumhuriyeti’nden yoldaşlarımız, “hiçbir polis vahşeti ve şiddet bizi sessizleştiremeyecek” derken; Filistinli yoldaşlarımız, “birinin sırf halkının su hakkını savunduğu için katledildiğini duymak çok kötü” derken ben utanıyorum sizlerden.
Türkiye’de kendine sosyalist diyen bir kesim bunlara şu gerekçelere destek verdi demekten utanıyorum.
Ben sizlerden utanıyorum.
Ben sizin insanlığınızdan bile şüphe ediyorum.
Neden Hopa?
Hopa’dan ilk kovulanın, Recep Tayyip Erdoğan olmadığı biliniyor. Temmuz 2008’de Devlet Bahçeli de sokulmamıştı Hopa’ya. Referandumda evet oyu isteyen AKP milletvekili 1 Eylül 2010’de kovulmuştu Hopa’dan. (Ki bundan dolayı Yüksek Seçim Kurulu, Halkevleri’ne propaganda yasağı koymuştu.) Çok değil, bundan daha birkaç hafta önce de devlet bakanı ve AKP'nin Rize milletvekili adayı Hayati Yazıcı, protestolar nedeniyle ilçeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Peki, bunu bildiği halde neden geldi Hopa’ya Recep Tayyip? Halkevleri genel başkanı İlknur Birol ve genel başkan yardımcısı Samut Karabulut açıkladı aslında sebebini. Aslında Recep Tayyip, emniyet güçleri miting için uygun olmadığını belirtmesine rağmen, inatla geldi Hopa’ya. Çünkü yeni-Osmanlıcı zihniyeti gereği, Hopa’yı ya biat ettirecekti ya da işgal edecekti. İlkine gücü yetmediği için ikincisini yaptı.
Çünkü içme suyunun olduğu vadi üzerine kurulmaya çalışılan hidroelektrik santral için yapılmak istenen bilgilendirme toplantısını engelleyen Hopalılardı.
Çünkü katil İsrail devletinin Filistin’de uyguladığı katliamı protesto ederek, “Filistin halkı yalnız değildir” diyen Hopalılardı.
Çünkü "referandum'da hayır" eylemleri düzenleyen Hopalılardı. Çünkü yüzde 40 oranında yapılan ulaşım zammını yaptıkları eylemlerle geri çektirenler Hopalılardı.
Çünkü Anadolu Gençlik Derneği’nin Şehir Stadı’nda düzenlediği dünyanın ‘en iyi Kur’an seslendirenler’ etkinliğini engellemeye çalışanlar Hopalılardı.
Çünkü okullarında yaşanan gerici kadrolaşmaya karşı öğrencisi, öğretmeni, velisi bir araya gelerek Eğitim Hakkı Platformu kuranlar Hopalılardı.
Çünkü Genel Sağlık Sigortası Yasası’na, Hrant’ın katillerinin korunmasına, ÖSYM’nin sınavlarına, Karadeniz karartılmasına karşı ilk ayaklananlar hep Hopalılardı.
Nasıl ilk kovulan Recep Tayyip değilse, ilk tutuklama dalgası da değil Hopalılar için bu. Mart 2006’da Hopa’da solcu gençlerin bıçaklanmasının ardından halkın daha önceki bıçaklama olayları gibi cezasız kalmaması için tepki göstermesi üzerine Halkevleri ve ÖDP üyesi 20 kişi tutuklanmıştı.
Tutuklamaların Ardından…
Bilindiği gibi Ankara’da büyük bir devlet terörüyle onlarca kişi gözaltına alınmış ve gözaltındaki 52 kişi için ek süre istenmişti. Gözaltıların ertesi gün televizyon kanallarında geçen “izin gösteri ve yürüyüş”ten değil, “terör eylemi”nden sorgulanacakları haberi, tutuklamalar olacağının kanıtıydı. Aynı Hopa’daki gözaltı terörü için Erzurum özel yetkili mahkemenin görevlendirilmesinden anlaşıldığı gibi.
Tutuklanan arkadaşlarımızdan ikisi, kamuoyunun yakından bildiği ve AKP yandaşı medyanın hedef gösterdiği kişiler: Kolektif Yürütme Kurulu üyeleri Ozan Gündoğdu ve Ömür Çağdaş Ersoy. Sendika.Org yazarı ve Latinbilgi.Net editörü Soner Torlak da Burhan Kuzu’nun yumurtaya boğulması eyleminde yer alanlardan. Yani aslında tutuklamalar, AKP’nin yumurta intikamı gerçekten.
Peki diğer iki kişi? Yani Sosyalist Demokrasi Partisi’nden (SDP) Fatih Koyuncu ve Toplumsal Özgürlük Platformu’ndan (TÖP) Göksel Ilgın. Bir devrimci dayanışma sorumluluğu ile eylemde yer alan, omuz omuza mücadele eden bu arkadaşların da tutuklanmasının, bir arka planı olabilir mi?
Bilindiği gibi Hanefi Avcı ile SDP’den ve TÖP’ten devrimciler, düzemece iddianamelerle bir araya getirilmiş ve tutuklanmıştı. Davaları hâlâ sürüyor. Dolayısıyla bu son tutuklamalar da polisin ve savcılığın yeni bir “torba terör örgütü” yaratma çabası, daha doğrusu yaratılmış “torba terör örgütleri”ne dâhil etme çabası olarak düşünülebilir. Tutuklanan devrimcilerin, "halkta devlete karşı isyan hissi uyandıracak terör yöntemlerine başvurmak" ile suçlanması, böyle bir çabanın olduğunu gösteriyor. Belki Hopa ile birleştirilmesi bile planlanıyor olabilir.
Son Söz Yerine…
Hürriyet gazetesi ile başladık, içinde hürriyet geçen bir başka şeyle bitirelim. Bilindiği gibi komünist Nazım’ın “Hürriyet Kavgası” isimli bir şiiri vardır ve şiir, şu dizelerle biter:
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.
5 Haziran 2011