(4) Mustafa Öztaşkın: Sendikalar işçi sağlığı ve iş güvenliği başlığında daha aktif bir tavır almalıdır

XXVII. Dönem VIII. Olağan Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuz, ülkemizde bugüne kadar yaşanmış en büyük iş cinayetinin ardından hep birlikte yaralarımızı sarmaya çalıştığımız günlerde toplanmaktadır. Acımız taze, öfkemiz büyük... Soma'da Eynez/Karanlıkdere maden ocağında çıkan yangında 301 işçi kardeşimizi kaybettik. Sermayenin kâr hırsı yüzlerce işçinin canını almıştır. Göz göre göre gelen bu facia, madenlerde uygulanan özelleştirmelerin ve taşeronlaştırmanın sonucudur. Soma'da hayatını bir avuç kömür için veren işçi kardeşlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz... Ölen işçilere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Değerli arkadaşlar,

Soma'da maden ocağında yangın 13 Mayıs günü başlamıştı. Ancak bu yangının koşulları, ülkemizde neo-liberal politikaların uygulanmaya başlandığı yıllardan beri hazırlanmıştır. Ülkemiz önce özelleştirmeler ardından yaygınlaşan taşeronlaşmayla zaten bir yangın yerine döndürülmüştü. Soma'daki katliam bu acı gerçeği görünür kılmıştır.

Türkiye'yi bir emek cehennemi haline getirenler, ülkemizde modern kölelik düzeni kuranlar, işçilik maliyetlerini sıfırlayacağız diyenler ve ucuz işgücü politikalarını uygulayanlar  bu facianın asıl mimarlarıdır.

Yaşanan katliamın sorumlusu özelleştirmeye karşı mücadele edenlere yıllarca “o kafa” diyerek saldıranlar, özelleştirmelere karşı çıkanları “çağ dışı”kalmakla eleştirenlerdir.

Rekabet gücünü her şeyin başına yazarak işçinin can güvenliğini sağlayacak önlemleri ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini, maliyet kalemi olarak gören işverenlerdir.

Sendikalaşmanın önüne türlü engel çıkaranlar, işçinin hakkını alması için örgütlenmesine karşı çıkanlardır. Türkiye'yi sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımında dünyanın en kötü beş ülkesinden biri yapanlardır.

Bir yandan özelleştirme politikalarında ısrar eden, diğer yandan emeği esnekleştirmek ve taşeronlaştırmayı yaygınlaştırmak için düzenlemeler hazırlayan siyasi iktidardır.

Mücadeleci değil uzlaşmacı sendikal politikaları savunan ve işçiden çok işverene yakın olmayı bir strateji olarak sunan sendikal pratiklerdir.

Yıllardır emek ve işçi sorunlarına gözlerini yuman işçilerin çalışma koşullarını ve taleplerini kamuoyuna aktarmayan gazeteciler ve medyadır.

Bütün bunlar Soma faciasının, iş cinayetlerinin el birliğiyle işlendiğini gözler önüne sermiştir. Artık büyük bir toplumsal sorun haline gelen iş cinayetlerine, bu resmin bütününü dikkate almadan çözüm üretmek mümkün değildir. Sorunun bir parçası olanlar ve bu noktada ısrar edenler, çözümün parçası asla olamazlar.

Değerli arkadaşlar,

Soma'da daha arama-kurtarma çalışmaları sürerken hukuksuzluklar ve usulsüzlükler birbiri ardına ortaya çıkmıştır. Yetkililerden yangının ilk saatlerinde, maden ocağının modern ve örnek bir işletme olduğu, ruhsat ve denetim konusunda her şeyin mevzuata uygun olduğu şeklindeki açıklamalar daha ilk günden boşa düşmüştür.

Türkiye Kömür İşletmeleri'nin (TKİ) madenin özel şirkete “hizmet alımı” yöntemiyle yaptığı devir muvazaalıdır. Çünkü diğer işkollarında olduğu gibi madenlerde de asıl işin hizmet alımı yoluyla alt işverene verilmesi kanuna aykırıdır.

Bu hukuksuz işleme imza atan TKİ'nin ve bu KİT'in bağlı olduğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın yaşanan iş cinayetinde kusuru ve sorumluluğu büyüktür. Her fırsatta “hizmet alımı”nın özelleştirme olmadığını dile getirenlerin bu madende gerçekleştirdiği özelleştirme 301 işçinin canını almıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre madende bugüne dek 16 teftiş yapılmış, 8’i periyodik, 8’i kaza ve şikâyet üzerine gerçekleşmiştir. Son denetim Mart ayı içerisinde gerçekleştirilmiş ve madende herhangi bir kusur ve eksiklik saptanmamıştır. Madendeki yangından sonra yapılan bilirkişi incelemesi ise maden ocağında İSİG konusunda ve teknik başlıklarda birçok eksiğin olduğuna işaret etmektedir. Bu durum, devletin denetim mekanizmasının işlemediğini ve bütünüyle iflas ettiğini göstermektedir. Hükümetin 2012 yılında çıkardığı 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile denetimin personel ve altyapısının yetersiz olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Ayrıca, gerek devletin bazı kurumlarının gerek de meslek odalarının önceki yıllarda yayınladıkları raporlarla yaptıkları uyarıların dikkate alınmamış olduğu görülmektedir. Sayıştay, madenin hukuksuz bir “hizmet alımı” anlaşmasıyla devredildiğini tespit etmiştir. Maden Mühendisleri Odası, madenlerdeki sorunları madde madde sıralayan bir raporu devletin tüm kurumlarına iletmiştir. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, 2011 yılında madenlerdeki iş kazası risklerini saptayan bir rapor hazırlamıştır. Bu raporlarda hükümete ve devletin ilgili kurumlarına çok ciddi uyarılar yapılmıştır.

Bu uyarıların dikkate alınmaması bir yana, madeni devralan sermaye grubunun işçileri ölüme yollamak pahasına üretim maliyetlerini hızlı bir şekilde düşürmesine göz yumulmuştur. Maden ocağı, kömürün çıkarma maliyetinin 130-140 dolardan 24 dolara düşürülmesi taahhüdü karşılığında ilgili şirkete devredilmiştir. Özel şirket üretim maliyetini, işçi ücretlerinin azaltılması, taşeronlaştırma, güvencesizleştirme, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması ve çalışma koşullarının bozulması yoluyla düşürmüştür. Bir kez daha altını çiziyoruz, 301 işçi kardeşimiz sermayenin kar hırsına kurban gitmiştir.

Bu gerçekler ortadayken Soma'da yaşanan faciayı kaza olarak adlandıranların hiçbir iyi niyet taşımadığı açıktır. Resmin bütünü, özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya, piyasalaşmaya işaret etmektedir.

Yıllardır bu gerçekleri dile getiren Petrol-İş Sendikası olarak, özelleştirme karşıtı mücadelenin öncülüğünü yaparken neo-liberal politikaların ve başta taşeronlaştırma olmak üzere emeğin esnekleştirilmesini merkeze koyan tüm programların, ülkemizi bir toplumsal yıkıma sürüklediğini tüm gücümüzle kamuoyuna anlatmaya çalışmıştık. Hükümetleri uyarmış, bu politikalara derhal son verilmesini istemiştik.

Şimdi, yıllardır ürettiğimiz bu sendikal mücadele ve toplumsal sorumluluk anlayışımızdan aldığımız meşruiyetle, bir kez daha sesleniyoruz:

- Soma faciasında doğrudan ve dolaylı olarak sorumluluğu bulunan herkes yargı önünde hesap vermeli, gereken cezaları almalıdır.

- Soma’da ölen madencilerin ailelerine gerekli güvenceler sağlanmalıdır.

- Madenlerde çalışma koşullarının ve işçilerin özlük haklarının iyileştirilmesine dönük acil önlemler alınmalı yeterli güvenlik tedbirleri alınmayan ocaklar kapatılmalıdır.

- Madenlerin hizmet alımı, rodövans vb. yöntemlerle özelleştirilmesi durdurulmalıdır. Bu yollarla özelleştirilen madenler ise kamulaştırılmalıdır. Ülkemizde madencilik sektörüne ilişkin kapsamlı bir kamusal planlama süreci başlatılmalıdır.

- ILO’nun 176 Sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi hükümet
tarafından bir an önce imzalanmalıdır.

- İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanını piyasacı bir anlayışla düzenleyen 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası gözden geçirilmeli ve sendikalar, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının getirdikleri eleştiriler doğrultusunda yenilenmelidir.

- İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında etkin bir denetim mekanizması kurulmalı, denetimler için gerekli altyapı oluşturulmalı ve personel açığı hızla giderilmelidir. Denetim mekanizmaları özerk hale getirilmeli ve bağımsız bir işçi sağlığı ve iş güvenliği enstitüsü kurulmalıdır.

Değerli arkadaşlar,

Soma gibi katliamların önlenmesinde ve sorumluların hesap vermesinde toplumsal tepki ve duyarlılığın oluşması çok önemlidir. Toplumsal duyarlılığın oluşmasında ise asıl görev sendikalarındır.

Sendikalar ne faciayla birlikte yoğun bir şeklide tartışılan özelleştirme, taşeronlaşma, işçi sağlığı iş güvenliği ile denetim mekanizmalarının sorgulanmasına müdahil olabildiler ne de yeterli tepki ve duyarlılığı ortaya koyabildiler. Sadece bir günlük iş bırakmayla ve basın açıklamalarıyla yetindiler.

Konfederasyonumuz Türk-İş'in 15 Mayıs 2014 günü aldığı iş bırakma kararı zamanlaması doğru, anlamlı ve yerinde bir karardır. Bu karar Sendikamızın örgütlü olduğu işyerlerinin tamamında uygulanmış, güvenli ve programlı duruş gerektirmeyen işyerlerimizde makinalar çalışmamış üyelerimiz tam gün işbaşı yapmamışlardır. Güvenli ve programlı duruş gerektiren işyerlerinde ise sabah işe gelen üyelerimiz işbaşı yapmayarak eyleme katılmışlardır.

İş bırakma eylemi bizim dışımızdaki bir kaç işkolunda da benzer şekilde uygulanmış, bir çok işyerinde ise sembolik eylemler ile geçiştirilmiştir. Yüzlerce sınıf kardeşleri bir katliamda ölür iken bir gün iş bırakıp hayatı durduramayan sendikalar kendilerini sorgulamalı özeleştiri vermelidirler. Konfederasyonumuz Türk-İş de aldığı kararı uygulamayan sendikaları sorgulamalı bundan sonra alacağı eylem kararlarına yoğun bir katılım olması için çaba sarf etmelidir.

Değerli arkadaşlar,

Ülkemizde siyasete damgasını vuran gerilimler, halkı kutuplaştıran söylemler ve devlet kurumlarına dönük güvensizlik, Soma faciası sonrası yaşanan gelişmelerle artmıştır. Yüzlerce işçinin hayatını kaybettiği bu cinayete ilişkin değerlendirmeler, hükümete olan mesafeye göre şekillenmiştir. 30 Mart Yerel Seçimleri öncesi ve sonrasında artan siyasi gerilimin, toplumsal olayların tamamına yansıdığı görülmektedir. İstanbul’da 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyen emekçilere dönük yasakçı tutum ile Soma’da yasını tutan halka uygulanan polis şiddeti birbirinin devamıdır. Türkiye’de giderek baskıcı ve totaliter hale gelen bir yönetim anlayışı hâkim hale gelmektedir. Halkımızın en temel demokratik hakları fiilen ortadan kaldırılmakta, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı elinden alınmakta ve barışçıl eylemlere sert bir biçimde müdahale edilmektedir. Tüm bu yaşananlar ülkemizde derin bir “demokrasi açığı”na işaret etmektedir.

Demokrasi tüm kurum ve kurallarıyla işlemeden adaletin ve toplumsal barışın sağlanamayacağı bilinmelidir. Ülkemizde on yıllardır Kürt Sorunu’nun çözümü konusunda gösterilen tahammülsüzlüğün, bugün hemen her başlığa sirayet ettiği gözlenmektedir. Hakkını arayan işçi bozguncu, özgürlüklerine sahip çıkan gençler terörist, haklarını savunan Kürtler ve siyasi temsilcileri bölücü ilan edilmektedir. Ülkemizi yönetenlerin ve siyasi aktörlerin birincil görevi toplumsal gerilimi düşürmek ve toplumsal barışı sağlamaktır. Bu anlamda öncelikli olarak Sayın Başbakan ve Bakanlar ile siyasetçiler siyasi gerilimi düşürücü tavır ve üslup içinde olmalıdırlar.

Değerli arkadaşlar,

Sendikaların ve emekçilerin tüm itirazlarına karşın, taşeron istihdamı ile ilgili yeni bir düzenlemenin, üstelik Soma faciasından hemen sonra gündeme getirilebilmesi yaşananlardan ve iş cinayetlerinden ders alınamamasının açık göstergesidir.

Kamunun hizmet alımı uygulamaları ve taşeronlaşma bu kadar tartışmalı hale gelmişken, hükümet yeni bir taşeron düzenlemesine imza atmaya hazırlanmaktadır. Özellikle kamu işyerlerindeki taşeron çalışmayı düzenleyen söz konusu taslakta, kamuda artık asıl işin tamamında hizmet alımı yapılabilmesi ve muvazaalı sözleşmelere geçerlilik kazandırılması gibi hususlar yer almaktadır. Özel sektörde çalışan taşeron işçilerine dönük düzenlemelerin sınırlı kaldığı taslakta, tüm işçiler gibi taşeron işçileri için hâlihazırda İş Kanunu'nda verilmiş olan bazı haklara ek güvence verilmeye çalışılması dikkat çekmektedir. İşverenlerin taşeron işçilerin yasalardan doğan haklarını gasp etmesine göz yuman hükümet, bu düzenlemeyle işçinin sorununu çözmeyi değil göz boyamayı amaçlamaktadır.  Benzer nedenle, bu düzenlemeyi içeren Torba Kanun’a madencilerin çalışma koşullarını ve özlük haklarını biraz daha iyileştiren maddeler eklenmiştir. Burada asıl amaç ise kamu işçisi sayısının azaltılması ve taşeron istihdamının alabildiğine yaygınlaştırılmasıdır. Ayrıca, hazırlıkları yıllardır sürdürülen Ulusal İstihdam Stratejisi geçen hafta Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

Ülkemizde taşeron işçi sayısının, ÇSGB verilerine göre 2011 yılında 1,7 milyon olduğu açıklanmıştır. Bu sayının bugün 2,5 milyona yaklaştığı tahmin edilmekte, kamuda taşeron işçi sayısının ise 700 bin dolayında olduğu bilinmektedir. Görüldüğü gibi, Türkiye son yıllarda zaten bir taşeron cumhuriyetine dönüştürülmüştür. Şimdi taşeron çalışma, kamuda hâkim istihdam biçimi haline getirilmek istenmektedir.

Meclis'e sunulan Torba Kanun Tasarısı'ndan taşeron istihdamı ile ilgili maddeler çıkarılmalı, İş Kanunu'nun 2. maddesi aynen korunmalıdır.

Sendikalar taşeron düzenlemesine ikirciksiz bir şekilde karşı çıkmalıdır. Talebimiz, taşeron uygulamasının topyekûn kaldırılması olmalı ve esnek çalışma biçimlerinin meşrulaştırılmasına izin verilmemelidir.

Değerli arkadaşlar,

Kamu işyerimiz TPAO'da yeni ve kapsamlı bir taşeronlaştırma saldırısı başlatılmıştır. Türk Petrol Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından TPAO’yu bir “özel şirket” mantığıyla yeniden yapılandırmak, parçalamak ve nihayetinde farklı şekillerde özelleştirmek isteyen TPAO yönetimi harekete geçmiştir. “Bütünsel Dönüşüm Programı” adı altında başlatılan uygulamalara karşı, 5 Mayıs’ta Batman, Adıyaman ve Lüleburgaz Bölge Müdürlükleri’nde çalışan üyelerimiz yarım gün iş bırakmışlardır. Aynı gün Bölge Müdürlükleri ile Ankara Genel Müdürlük’te kitlesel basın açıklamaları düzenlenmiştir. Petrol-İş, işyerinde söz konusu uygulamalara ve taşeron istihdamının yaygınlaştırılmasına izin vermeyecek, TPAO’ya sahip çıkacaktır.

Soma faciası ile özelleştirmeye karşı politikalarımızdan hiçbir taviz vermememiz gerektiği bir kez daha görülmüştür. Bununla birlikte, taşeronlaşmaya karşı tek tek işyerlerimizden başlayarak tutarlı ve tavizsiz bir mücadele vermemiz gerektiği de ortadadır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda sendikaların örgütlü olduğu işyerlerindeki üyelerine ve tüm çalışanlara karşı sorumlulukları ile bu başlıkta kendini dayatan toplumsal sorumlulukları birbirini tamamlamaktadır. Sendikalar işçi sağlığı ve iş güvenliği başlığında daha aktif bir tavır almalıdır.

Bu konuların her biri ayrı bir mücadele başlığı olarak değerlendirilmeli, bunun yanında sendikaların toplu iş sözleşmesi stratejisinin merkezine yerleştirilmelidir.

Bu düşüncelerle, 27. Dönem 8. Olağan Genişletilmiş Başkanlar Kurulumuzun, sendikal mücadele ve dayanışmanın yükseltilmesine, Petrol-İş'in faaliyetlerine katkı koymasını diliyor, Merkez Yönetim Kurulu adına saygılar sunuyorum.