İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin verilerine göre, 2026’nın ilk altı ayında en az 1.063 işçi iş cinayetlerinde katledildi.
2026 yılının ilk 6 ayında Ocak ayında 6, şubat 3, Mart ayında 16, Nisan ayında 14, Mayıs ayında 13, Haziran ayında 10 kadın işçi, toplamda ise 62 kadın işçi iş cinayetinde katledildi. Haziran ayı verileri incelendiğinde, iş cinayetlerinde katledilen 228 işçinin 10’unun kadın olduğu görülüyor. Haziran ayı verilerine göre kadın işçilerin çalıştıkları sektörlere göre dağılımına bakıldığında ise tarım sektöründe 4, belediye ve genel hizmetlerde üç, ticaret, eğitim ve sağlık iş kollarında ise birer kadın işçinin yaşamını yitirdiği görülüyor. Kadın işçi ölümleri ağırlıklı olarak tarım sektöründe gerçekleşiyor. Belediye ve genel hizmetlerde çalışan kadınlar ise ikinci sırada yer alıyor. Kadın işçilerin iş cinayetleri, erkeklerden farklı olarak bakım, hizmet ve tarım alanlarında yoğunlaşıyor.
Güvencesizlik ve sendikasızlık işçi katliamlarını artırıyor
İSİG Meclisi raporları, güvencesiz ve sendikasız çalışmanın iş cinayetlerindeki belirleyici rolünü ortaya koyuyor. Haziran 2026’da yaşamını yitiren 228 işçinin yalnızca 12’si (yüzde 5) sendikalı, 216’sı (yüzde 95) ise sendikasızdı. Sendikalı işçiler metal, belediye, maden, eğitim, enerji ve taşımacılık iş kollarında çalışıyordu. 2026 yılı genelinde ise iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin yaklaşık yüzde 93 ila 95’inin sendikasız olarak çalıştığı görülüyor.
Hasibe Özdemir iş cinayetinde katledildi
Temmuz ayında Antalya’nın Kepez ilçesinde, kendi atölyelerinde kesim makinesi bulunmadığı için komşularının dükkanına giden 31 yaşındaki 2 çocuk annesi Hasibe Özdemir, kamyonetten mermer indirdiği sırada üzerine mermer blok devrilmesi sonucu işçi cinayetinde yaşamını yitirdi. Polis ekiplerinin incelemesinde, Özdemir çiftinin kendi atölyelerinde kesme makinesi bulunmadığı için komşularına ait iş yerini kullanmak zorunda kaldıkları belirlendi. İş yeri sahibinin şehir dışında olduğu, çiftin daha önce kendilerine verilen anahtarla içeri girip mermer kesimi yapmaya çalıştıkları öğrenildi. İncelemelerde iş yerinde bulunan güvenlik kamerasının arızalı olduğu ve kayıt yapmadığı tespit edildi.
İSİG Meclisi İstanbul Temsilcisi Serpil Ünal ve Sinema Emekçileri Sendikası(SİNE-SEN) Merkez Yönetim Kurulu üyesi Yeliz Vurgun ile iş cinayetlerinin nedenlerini ve neler yapılması gerektiğini konuştuk.
“Eve ek gelir sağlayan kişiler”
Ünal, kadın işçilerin patronlar tarafından ucuz işgücü olarak görüldüğünü belirtiyor kadın işçilerin güvencesiz, kayıt dışı çalıştırıldığını belirtiyor. “Ülkemizde genel olarak işçiler güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor. Güvencesiz koşullar derken oldukça geniş bir tanımdan söz ediyoruz. Bu, hem işçilerin geleceğini de güvence altına alan sigortalı çalışma durumunu hem de işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasını, yani işçilerin sağlıklarını koruyabildikleri çalışma ortamlarını içeriyor. Hem sigortalı çalışma hem de işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması konusunda işçiler her geçen gün daha güvencesiz koşullarda çalışıyor. Kadın işçiler için ise bu oran çok daha yüksek. Kadınlar ucuz iş gücü olarak görülüyor ve evin gelir getiren asıl kişisi değil, ek gelir sağlayan kişi olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle çok fazla kadın işçi sigortasız, yani kayıt dışı çalışıyor. Hemen hepimizin çevresinde sigortasız işlerde çalışan kadın işçiler vardır” diyor.
“Kadın işçilerin sigortası yapılmıyor”
Ünal, ekonomik kriz ve geçim zorluğunun kadın yoksulluğunu artırdığının altını çizdikten sonra kadın işçilerin kötü şartlarda, ağır işlerde ve sağlıksız iş yerlerinde çalıştırıldığını belirtiyor. “Yoksullaşma oranıyla paralel olarak kadınlar giderek daha fazla kayıt dışı ve her anlamda güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor. Sermaye tarafından ucuz iş gücü ve yedek işgücü olarak görülen kadın işçilerin sigortası yapılmıyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin neredeyse hiç olmadığı, ‘merdiven altı’ diye tabir edilen birçok işletmede son derece sağlıksız koşullarda çalışan kadınlar, ağır iş yükü nedeniyle pek çok sağlık sorunu yaşıyor. Bu da iş kazalarına, meslek hastalıklarına ve iş cinayetlerine neden oluyor. Sermaye ve iktidar, ekonomik kriz bahanesiyle işçilere kölelik koşullarında çalışmayı dayatıyor. İktidarın kadın düşmanı politikaları ise kadınların sermaye tarafından çok daha fazla ezilmesini ve sömürülmesini beraberinde getiriyor” diye ekliyor.
“İSG önlemlerinin çoğu kadın işçiler için uygulanmıyor”
Ünal, kadın ve erkek işçilerin aynı işi yapmasına rağmen eş değerde işe eşit ücret verilmediğini belirtiyor ve kadın işçiler için İSG önlemlerinin alınmadığını şu sözler ile anlatıyor; “Kadın işçiler, erkek işçilerle aynı işi yapmalarına rağmen çok daha düşük ücret alıyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda ise erkek işçiler için uygulanan önlemlerin birçoğu kadın işçiler için uygulanmıyor. Örneğin, kişisel koruyucu ekipman ve donanım erkekler için sağlanırken kadınlar yok sayılıyor. İş yerleri denetlenmiyor; ne işçilerin sigortası ne de İSG önlemleri açısından bir denetim söz konusu. Özellikle pandemiden itibaren denetim mekanizması neredeyse hiç işlemiyor. Binlerce merdiven altı işletmede işçiler derme çatma binalarda, hatta tehlikeli koşullarda çalıştırılıyor. Çarklar dönsün, patronların serveti büyüsün diye denetim yapılmıyor. Bu da iş cinayetlerine neden oluyor. Örneğin Dilovası katliamı, Masquerade Gece Kulübü, Kartalkaya Otel, Çoşkunlar Havai Fişek Fabrikası işçi katliamları ilk akla gelenler arasında. Üstelik buralarda daha önce kazalar yaşanmasına rağmen çalışmalar son hızla devam etmiş. İktidarın politikasını sermaye belirliyor. Sermayenin ucuz iş gücü ve daha fazla kâr isteği nedeniyle İSG önlemleri alınmıyor. Bir parfüm şişesi, bir iş aleti, bir eldiven, işçinin canından daha değerli görülüyor.”
“Çok kolay biçimde önlem alınabilir!
Ünal, iş yerlerinde en basit önlemlerin alınmadığını belirtiyor. “İş cinayetlerinin bazıları, çok basit işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle gerçekleşiyor. Örneğin, yüksekten düşme nedeniyle ölümler inşaatlarda çok sık yaşanıyor. Merdiven ve asansör boşluklarının etrafı çevrilerek çok kolay biçimde önlem alınabilir ya da bir makine arızalandığında, gerekli önlemler alınmadan tamir ve bakım yapılıyor. İşçiler, tamir ve bakımı yapılmayan eski, neredeyse hurda servis araçlarıyla taşınıyor. Bu da sürekli olarak servis kazalarına yol açıyor. Özellikle tarım alanında kadınlar kamyonlarda, traktör kasalarında taşınıyor. Bu şekilde yaşanan iş cinayetlerinin birçoğu ise trafik kazası olarak değerlendiriliyor” diye ekliyor.
“Neredeyse hiçbir denetim yapılmıyor”
Ünal, iş yerlerinde önlem ve denetim alınmadığını belirtiyor. İşçi katliamlarının yaşandığı birçok işletmede binanın kaçak olduğu, iş yerinin yapılan iş için gerekli koşulları sağlamadığının altını çizdikten sonda şöyle devam ediyor; “İşçilerin güvenceli, yani sigortalı olup olmadığı, İSG önlemlerinin alınıp alınmadığı, iş yerinin yapılan işe ve üretime uygun şartları sağlayıp sağlamadığı, gerekli ruhsat ve izinlerin alınıp alınmadığı vb. konularda neredeyse hiçbir denetim yapılmıyor. Dahası, işçi katliamlarının yaşandığı birçok işletmede binanın kaçak olduğu, iş yerinin yapılan iş için gerekli koşulları sağlamadığı, hatta kaza ve ölüm risklerinin bilinmesine rağmen hiçbir önlem alınmadığı görülüyor. Denetim yapılmış, gerekli şartlar sağlanmış gibi gösterilerek birçok ihmalin üzeri örtülüyor. İSG önlemleri bir maliyet kalemi, kârın azalması olarak görülüyor; patronların hiçbir önlem almadan, hiçbir masrafa girmeden kârlarını büyütmesi sağlanıyor” diye belirtiyor.
“İş cinayetlerine karşı topyekün mücadele etmeliyiz”
Ünal, iş cinayetleri davalarında cezasızlık politikası nedeniyle patronların ceza almadığını vurguluyor. İş cinayetlerine karşı topyekün mücadele etmek gerektiğinin altını çiziyor. “İş cinayetleri, İSG önlemleri alınmadığı için yaşanıyor. Ekonomik kriz bahanesiyle işçilerin her türlü hakkı tırpanlanıyor, işçiler daha güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor. İşçilerin sendikalı olmasına dahi tahammül edilemeyen, grevlerin yasaklandığı koşullarda işçiler daha ağır ve güvencesiz şartlarda, daha az ücretle çalışıyor. Denetim mekanizması neredeyse hiç işlemiyor. İş cinayeti davalarında ise cezasızlık politikası uygulanıyor. Hiçbir patron ceza almıyor. Sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmıyor. Devlet sürekli sermaye sahiplerini koruyor. İş cinayetlerine karşı, güvencesiz, kayıt dışı çalıştırılmaya karşı iş yerlerinde ayrımcılığa karşı kadın yoksulluğuna karşı topyekün mücadele etmeliyiz.”
“Basit önlemler bile can kayıplarını önlüyor”
Sinema Emekçileri Sendikası(SİNE-SEN) Merkez Yönetim Kurulu üyesi Yeliz Vurgun, işyerlerinde işçilerin esnek ve güvencesiz çalıştırıldığını vurguladı. “İş cinayetlerinin artmasının asıl sebebi, patronların kar hırsının insan hayatının önüne geçmesidir. Kar marjını artırmak için çalışma süreleri uzatılıyor, üretim baskısı katlanıyor, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri ise ilk gözden çıkarılacak masraf kalemi olarak görülüyor. Üstelik sistemin kendisi baştan sakat. Patron, İSG uzmanı ve iş yeri hekimini OSGB’lerle anlaşarak sağlıyor. OSGB burada aracı kurum görevini görüyor ve patron doğrudan uzmanın, hekimin ücretini ödemiş oluyor. Bu da kişilerin bağımsız çalışmasını ve karar almasını engelliyor. Düşünün, karar alma özerkliği tamamen elinden alınmış bir uzman, tehlike anında işi nasıl durdurabilir? Bu durumun mimarı olanlar bu tablodan rahatsız olmayınca da esnek ve güvencesiz çalışma olağan bir kural haline geliyor. Kadın işçiler ise bu sistemde en ağır yükü taşıyan taraf. Hem en ucuz hem de en güvencesiz iş gücü olarak görülüyor ki Dilovası katliamı bunun en acı örneğidir. Ve ev içi yüklerin de getirdiği çaresizlikle patronların insafına terk ediliyoruz. Küçük işletmelerde ve atölyelerde, yapılan işte oluşabilecek her tehlikeye karşı çalışanın sağlığını koruyacak teknik ekipmanlar ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınmalıdır. Hasibe Özdemir, mermer bloklarını sabitleyen aparatlar olsaydı, mermerleri indirmek için vinç gibi mekanik bir cihaz bulunsaydı şu an hayatta olacaktı. Buradan Çalışma Bakanlığı’nın bu atölyeleri neden denetlemediğini sormak zorundayız. Bugün derinleşen yoksulluk yüzünden birçok kadın, geçinebilmek için iş güvenliğinin hiçe sayıldığı güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Oysa tehlikeli işlerde bile alınacak en basit önlemler ve yapılacak denetimler can kayıplarını önlemeye yetebiliyor” diye ekliyor.
“Ücretsiz ve nitelikli kreş hakkının derhal hayata geçirilmesi gerekiyor”
Vurgun, iş cinayetlerine karşı baskıya, mobbinge karşı örgütlenmek gerektiğinin altını çiziyor ve sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini söylüyor. “Her şeyden önce devletin ve onun nezdinde Çalışma Bakanlığı’nın patronların yanında durmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Denetimlerin patronları korumak için değil, çalışanların canını ve hakkını korumak için tarafsız ve caydırıcı yaptırımlarla yapılması gerekiyor. Bugün ekonomik krizin faturası işçilere kesilirken patronların vergi borçları silinerek ödüllendiriliyor. İş cinayetlerinin ardından asli sorumlu olan işverene hiç dokunulmayıp yaptırımlar asli sorumlu olmayan kişilere uygulanıyor. Bu cezasızlık ve denetimsizlik, patronları korudukça kuralsız, güvencesiz düzen aynen devam ediyor. Bununla beraber kadın işçiler için ücretsiz ve nitelikli kreş hakkının derhal hayata geçirilmesi gerekiyor ki kadınlar ev içi bakım yükü yüzünden merdiven altı, korumasız işlere mecbur kalmasın. Asgari ücretin insanca yaşanabilir bir seviyeye çekilmesi, işyerlerinde şiddetten, tacizden ve mobbingden arındırılmış, kadın işçilerin ihtiyacına uygun güvenli çalışma koşullarının yasal zorunluluk haline getirilmesi gerekiyor. En temel meselemiz ise örgütsüzlük. Temmuzda açıklanan istatistiklerde de gördüğümüz gibi Türkiye’de sendikalı işçi oranı yüzde 13,79. 17 milyon işçinin sadece 2 milyon 432 bini sendikalı. Bu veriler, bize Türkiye’de sendikalaşmanın önünde çok ciddi engeller olduğunu gösteriyor. Bu yüzden sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Yaşadığımız sisteme ve onu ayakta tutan sermayeye karşı tek gerçek güç örgütlü mücadeleden geçer.”
