Zifiri karanlık bir kuyu! 130 metre derinliğe inip inemeyeceğimizi soruyorlar. Korkuyoruz korkmasına ama inmekte kararlı olduğumuzu söyleyince, yukarıdan kuyunun karanlığına “Halatı boş gönderin, iki gazeteci yanınıza geliyor” diye sesleniyorlar... Maden kuyusunun dibine seyahat böyle başlıyor.
Şirnex’e (Şırnak) 8 kilometre uzaklıktaki madene gelip sohbet etmek istediğimizde bir tedirginliği hissediyoruz. Enerji-Sen, Şirnex ESM Temsilcisi Kenan Sakın, insanların AKP ve işverenlerin tepkisinden çekindiğini anlatıyor. Daha sonra onlarca iş makinasının kazı yaptığı dev çukurların yanından geçerek, üstleri çadırlarla kapatılmış barakaların sıralandığı alanlara ulaşıyoruz.
Barakada ilk rastladığımız, çadırın altında gırgır diye tabir edilen, ilkel bir asansör. Aşağıya bununla iniliyor. Asansör operatörüne ocağa inip inemeyeceğimizi sorduğumuzda barakadan biri bizi birkaç basamaklı bir merdivenden yukarıya çıkararak, kömürün ve insanların girip çıktığı 50 santim çapındaki kuyunun yanına götürüyor. Aşağısı zifiri karanlık! Madenci ocağın 130 metre derinlikte olduğunu belirterek, inip inemeyeceğimizi soruyor. Biraz korktuğumuzu ama yine de inmekte kararlı olduğumuz söyleyince, kuyunun karanlığına “Halatı boş gönderin iki gazeteci yanınıza geliyor” diye sesleniyor. Gırgır operatörü halatı çekiyor ve birkaç dakika sonra kemer belimizden geçirilerek, önce birimiz daha sonra diğerimiz kuyunun karanlığına doğru inmeye başlıyoruz.
Karanlık bir kuyudan
Birkaç metre sonra, yukarıdan yansıyan ışık kaybolmaya başlıyor ve zifiri karanlıkta bir borudan aşağı, kenarlara sürte sürte inmeye devam ediyoruz. Çakılma ihtimalinin getirdiği tedirginlik ve borunun darlığı bir süre sonra nefesimizi kesmeye başlıyor. Giderek yukarıda kalanların sesleri kaybolurken aşağıdan kazma darbelerinin sesleri gelmeye başlıyor. Derken ayaklarımızın arasından bir ışığın belirdiğini görünce rahat bir nefes alıyoruz. Aynı anda kömür yatağındaki kükürt kokusu genzimizi yakıyor. Borudan içeri girmez bir madenci bacağımızdan tutarak, bizi kenara çekiyor: Sonunda 130 metredeyiz!
Labirent gibi
İlk anlarda koku ve ışığa alışmaya çalışıyor ve etrafımızı gözlemlemeye başlıyoruz. Yan tarafımızda bir genç makaranın başında eliyle bir kolu çeviriyor. Bir başkası kürekle bidonlara kömür dolduruyor. Kısa süreli yabancılıktan sonra bizi ilk karşılayan madencinin ustabaşı Enver Kabul (43) olduğunu öğreniyoruz. Kabul, bize kafamızı alçakta tutmamızı ve yürüdüğümüz yerlere dikkat etmemiz uyarısında bulunuyor. İlk kez bir maden ocağına iniyoruz ve koruyucu ekipmanlar görmeyi bekliyoruz, ancak bu güne kadar gördüğümüz madenci fotoğraflarındaki o baretlerden de eser yok! Ustabaşı önde biz arkada sağa sola tutuna tutuna bir tünelde yürümeye başlıyoruz. Tünelin tavanından kafamıza bardaktan boşalırcasına sular dökülüyor. Onlarca tünelden oluşan bir labirentte yön bilincimizi kaybetmiş bir şekilde ustabaşının rehberliğinde yürümeye devam ediyoruz.
Köyümüzü yaktılar
Biraz daha ilerledikten sonra nihayet kömür karası yüzlerine işlenen ve kazma küreklerle çalışan maden emekçileriyle buluşuyoruz. Yaklaşık 18 yıldır çalıştığını dile getiren ustabaşı Kabul, kazmalarla kazdıkları kömürü el arabaları vasıtasıyla kuyunun önüne taşıdıklarını daha sonra da gırgır vasıtasıyla bidonlarla yukarıya çıkardıklarını, her kuyuda 10-15 kişi arasında işçinin çalıştığını belirterek, günlük olarak yaklaşık 10-15 ton kömür çıkarıldığını anlatıyor.
Sabah 6’da başlayıp ortalama 8 ya da 8 buçuk saat çalıştıklarını ve duruma göre 30 ile 50 lira arasında para kazandıklarını söyleyen Kabul, başka çarelerinin olmadığını ifade ederek çarpıcı şeyler söylüyor. Aviyan (Dereler) köyünü 23 yıl önce terk ettiklerini söyleyen Kabul,”PKK ile devletin mücadelesi sırasında devlet bütün köylerimizi yaktı, göçe zorlandık. Buranın sermaye sahipleri batıda fabrika açmış. Bu termik santral yerine burada fabrika açılsaydı ve Şırnak’tan 500 insan istihdam edilseydi daha iyi değil miydi? Sermayedarlar Ankara’daki bir şirkete ortak olarak, onlar adına burada termik santral kurmaya çalışarak elimizde olan bu işi de almaya çalışıyorlar. O fabrikalar buraya kurulsaydı bu rezilliği çekmezdik” diye konuşuyor.
Korkunun ecele faydası yok
Mecit Kabul (46) ise devlet tarafından yakılmış olan yaklaşık kırk köyün sakinlerinin kuyularda çalıştığını belirterek “Tüm kuyularda köyleri yakılmış ve köylerinden çıkarılmış olan köylüler çalışıyor. Tek çaremiz bu kuyularda çalışmak. Malımız mülkümüz, toprağımız göç ettirildiğimiz köylerde kaldı. İki yıldır bu ölüm kuyusunda çalışıyorum” diyor. İki yıllık emeği ile oğlunu ancak evlendirebildiğini dile getiren Kabul, işe geldiklerinde ailelerinin korktuğunu anlatıyor: “Korkuyorlar; fakat korkunun ecele faydası yok. Geçen gün göçüğün altında kalan genç, ardında yeni evi için çektiği 15 bin TL’lik borç bıraktı. Dört çocuklu eşi ne yapsın şimdi?”
Başka ne iş yapalım?
Bu arada, yeni evli Nihat Kabul (20) söze karışıyor ve okulu bırakan bütün gençlerin yer altında çalıştığına dikkat çekerek “Ya aç kalacağız ya da bu işi yapacağız, zaten okul okuyanlarımıza da görev vermiyorlar” diyor.
Hüseyin Kabul (24) ise iki yıldır evli ve bir kız çocuğu babası. Her sabah evden çıktığında eşinin kendisiyle kapıya kadar çıktığını söyleyen Hüseyin, “Ama elimizde başka imkan yok. Burada kazandığımı sigortaya yatırsam eve götürecek ekmek bulamam” diyor ve yaklaşık 4-5 bin insanın bu şekilde çalıştığını anlatıyor. Bir başkası, Fatih Kabul (22), “Güneydoğu’da zenginlerimizin tek bir fabrikasına rastlayamazsın. Bir hafta işsiz kalsam evime ekmek götüremem” diyerek öfkesini dillendiriyor: “Burada abim kardeşlerim ve tüm ailem çalışıyor, hepimiz akrabayız. Buradan başka çalışabileceğimiz bir yer yok ki!”
Seçim malzemesi nereden geliyor?
Yıllarca kaçak ocaklardan çıkarılan kömürün sözleşmeyi imzalayan şirket üzerinden irsaliye fişi alınmak suretiyle aklandığı ve Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na satıldığı iddia edilirken, yaşanan göçükler nedeniyle madencilere mezar olan kaçak ocaklarda geçtiğimiz yıl eylül ayında da bir işçi yaşamını yitirmiş ve Enerji Bakanlığı olaya el koyarak, sözleşmeyi termik santral yapımına dek durdurmuştu.
Baştan sona usulsüzlük dolu
Şirnex’in Cudi Dağı eteklerinde bulunan ve TKİ tarafından İr 2505 Asfaltit kömür rezerv sahası olarak adlandırılan bölgede bulunan yüzlerce kaçak kömür ocağında tüm sosyal güvencelerden yoksun olarak yaklaşık 3500 kişi her gün hayati risk pahasına ‘ölüm kuyularına’ iniyor.
Maden Tetkik Arama Kurumu tarafından 90’lı yılların başında yapılan sondaj çalışması sonucunda Şirnex’e bağlı İkizce köyünden başlayan ve Şırnak kent merkezi, Balveren Beldesi ve Besta bölgesine kadar uzanan geniş bir alanda yaklaşık 90 milyon ton kömür rezervi olduğu tespit edilmişti. Kömürün kalitesiz bir tür olduğu anlaşılsa da, kayıt altına alınarak, TKİ’ye tahsis edildi.
Köyler boşaltılınca
Başlarda Şirnex ve sahanın üzerinde bulunan köylüler tarafından çıkarılan kömür, bölgede estirilen köy boşaltma furyası ardından köylerini terk ederek, Şirnex ve Kumçatı (Dergûl) ile Balveren (Gûndike Melê) beldelerine yerleşen mağdur yurttaşlar için tek geçim kaynağı haline geldi. Bölgedeki zengin yatakların cazip getirisi nedeniyle kısa süre sonra bölgede faaliyet yürüten bazı şirketler iş makinaları eşliğinde kaçak olarak, devasa çukurlar kazmaya başladı ve yataklardaki kömür rezervini bölge illerine satmaya başladı.
Elden ele geçen madenler
2002’de asfaltit madenleri, TKİ ile Şırnak Valiliği arasında düzenlenen bir protokol ile Şırnak Valiliği İl Özel İdaresi’ne devredildi. Protokolün bir maddesi, bu maden sahalarının, TKİ’den izin alınmadan bir başkasına devredilemeyeceğini belirtiyordu ama valilik önce yüzde 99 hissesi Şırnak Valiliği İl Özel İdaresi’ne ait olan Dicle A.Ş. isimli bir şirket kurdu, sonra da Şırnak İl Özel İdaresi TKİ’den devraldığı asfaltit sahalarını Dicle A.Ş.’ye devretti. Bu devirden sonra Geliş Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. asfaltit sahalarının işleticisi olarak ortaya çıktı. Geliş firmasının yasaya ve sözleşmeye aykırı ve hileli devirler zinciri sonucunda yüz milyonlarca lira değerindeki sahayı tek kuruş ödemeden ihalesiz olarak kendi adına işletmeye başladığını iddia eden ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen Şırnaklılar, TKİ’nin kendi asfaltitini, fahiş fiyatla ve ihalesiz olarak Geliş Madencilik’ten satın aldığını ileri sürdü. Bu arada, Geliş Madencilik şirketi asfaltit madenlerinin bir kısmının işletme hakkını da, termik santral kurmak isteyen Global Madencilik’e milyonlarca dolara sattı.
Baş döndüren trafik
İşveren Mehmet Kutman ve Kanadalı ortağı Gregory Kiez’in sahibi olduğu Global Yatırım Holding A.S iştirakı olan Ege Global Madencilik, Enerji, İnşaat Ticaret A.Ş şirketiyle ortaklık için 2007 yılında protokol imzaladıklarını doğrulayan Acar Madencilik yetkilileri, kendi iştirakları olan Geliş Madencilik şirketini, kamuoyunun Termik Santral karşıtı tepkisi nedeniyle 23 Ekim 2013 tarihinde Global Yatırım Holding’e devrettiklerini söyledi. Ege Madencilik şirketi sözleşmeye göre 394 milyon dolara mal olması beklenen 270 MW gücünde asfaltit bazlı elektrik santrali kurulması için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na üretim lisansı başvurusunda bulunarak, 3 yıl içerisinde termik santrali kurmayı taahhüt etti.