(16) 16 Haziran tersane direnişinin doruk noktasıydı

Soma'da yüzlerce işçinin yaşamını yitirdiği maden katliamının ardından AKP Hükümeti iş cinayetlerine karşı hala adım atmadı. Medenlerdeki çalışma koşullarının düzeltileceği iddiasıyla hazırlanan yasaya, iş cinayetlerinin temel sebeplerinden olan taşeronluğun yaygınlaştırılmasını amaçlayan maddeler de eklendi. Böylece, Soma katliamının üzerini örtmek için AKP'nin attığı adım, daha hayata geçmeden çöktü.

Türkiye işçi sınıfının tarihi, hakların ancak fiili meşru mücadele ile kazanıldığını gösteren örneklerle dolu. Bu örnekler arasında, işçilerin ekonomik ve sosyal haklarının yanı sıra "yaşam hakkı" için yürüttüğü mücadele de var. Limter-İş Sendikası'nın, 2008 yılında Tuzla tersanelerinde yürüttüğü mücadele ve "yaşam hakkı grevi", her gün ölüm haberlerinin geldiği tersanelerdeki iş cinayetlerini büyük oranda azalttı. Tuzla tersanelerindeki "Yaşam hakkı grevi", 6. yıl dönümünde, işçi sınıfına yol gösteriyor.

Patronlar için sömürü cenneti olan Tuzla tersaneleri, işçiler için adeta bir cehennemdi. Kuralsızlık diz boyu, en geri yasalar bile uygulanmıyordu. Kölece çalışma koşullarının olduğu tersanelerden hemen her gün ölüm ve kaza haberleri geliyordu. İşçilerin sesi yıllardır duyulmadı. Tuzla tersanelerinde örgütlü Limter-İş Sendikası, her iş cinayeti sonrası tersane patronlarının kapısına dayandı, havzada yürüyüşler düzenledi, hükümeti temsil eden kamu binalarının önünde eylemler yaptı. Ancak TİS yetkisi olmadığı iddiasıyla hükümet tarafından muhatap alınmadı ve talepleri dinlenmedi.

İş cinayetleri 2007-2008 yıllarında artarken, Tuzla işçilerin mücadelesi sonucu artık toplumun vicdanı haline gelmişti. 7 ayda 18 işçinin iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdiği günlerde, Limter-İş Sendikası greve gitme kararı aldı. Böylece Türkiye'de ilk yaşam hakkı grevi, 27-28 Şubat 2008 tarihlerinde yapıldı. Limter-İş'in çağrısıyla Tuzla tersaneler havzasında iki gün üretimi durduran işçiler, aslında sadece mevzuatın uygulanmasını istiyordu. İşçiler, taleplerini, "tersanelerde, 'Ağır ve Tehlikeli İşkolu Yönetmeliği'nin uygulanması, günlük çalışma süresinin 7,5 saate indirilmesi, sigortaların, alınan ücret üzerinden ana firma tarafından tam ödenmesi, ücretlerin ödenmesinin ana firma tarafından güvence altına alınması, sağlıklı barınma evleri, soyunma dolapları, işkoluna uygun kaliteli yemek, saat 10.00'da ve 15.00'de çay molası ile sosyal hakların eksiksiz verilmesi, tüm tersanelerde temsilcilik açma olanağı sağlanması" olarak açıkladı.

Grev sonrası bazı tersanelerde günde 7,5 saat iş süresi uygulaması başladı. Grev ve kamuoyunun baskısı sonucu, Tuzla tersaneleri hükümetin de gündemine girdi. Çalışma Bakanlığı ve patronların örgütleri, Limter-İş'le toplantılar yaptı. Ancak hükümet adım atmama tavrını sürdürünce, Limter-İş bu kez 16 Haziran'da grev kararı aldı. 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin yıl dönümünde tersane işçileri greve giderken, tersanelerde iş cinayeti sayısı 100'e dayanmıştı.

'ARTIK ÖLMEK İSTEMİYORUZ'
Tüm tersane bölgesinde, özellikle bazı tersane önlerinde geniş polisiye önlemler alındı. Kimi zaman gerginlik yaratmak istendi ancak işçiler bütün provokasyon çabalarını boşa çıkardı. "İnsanca yaşam ve çalışma koşulları istiyoruz. Grevdeyiz" yazılı pankart açan işçiler, "Grev grev grev", "İnadına sendika, inadına Limter-İş", "Artık ölmek istemiyoruz" sloganları ile taleplerini dile getirdi.

2008 yılında Limter-İş'in Genel Sekreteri olan ve şimdi sendikanın Genel Başkanlığını yapan Kanber Saygılı, Tuzla tersaneler grevinin günümüze etkilerini ETHA'ya değerlendirdi.

LİMTER-İŞ YAŞAM HAKKI İÇİN MÜCADELE ETTİ
Limter-İş'in Tuzla'da verdiği mücadelenin sadece 2008 yılıyla sınırlı olmadığını belirten Saygılı, "Sendikamız 12 Eylül askeri faşist darbesi sonrası kurulan bir sendikadır. Bu tarihten itibaren, hep yaşam hakkı için mücadele etti. Taşeronlaştırmaya, kuralsızlığa ve iş cinayetlerine karşı mücadele etti. İş cinayetlerine karşı çalışma yürütürken, hastalanmama, çalışırken ölmeme, uzuvlarımızı kaybetmeme mücadelesi de verdik" dedi.

Tuzla tersaneler bölgesinde yaşam hakkı için onlarca eylem örgütlediklerini ifade eden Saygılı, 2007-2008 yıllarında tersanelerde seri iş cinayetlerinin yaşandığı bir süreçte iş cinayetlerini minimize etmek için çaba harcadıklarını belirtti. Saygılı, "Bu mücadelenin sadece Limter-İş'in mücadelesiyle sınırlı olmaması, toplumun vicdanı, emekçi kamuoyunun vicdanı haline gelmesi gerektiği bilinciyle hareket ettik. Dolayısıyla grevler, mücadelenin bir sonucuydu. Hep yaşam hakkı için mücadele ettik ve kazandık" dedi.

16 HAZİRAN MÜCADELENİN DORUK NOKTASI OLDU
Limter-İş'in Tuzla tersaneler bölgesinde verdiği mücadelenin doruk noktası 16 Haziran grevi oldu. Toplu sözleşme yetkisi olmayan bir sendikanın yaşam hakkı için grev örgütlemesinin dünyada örneğinin olmadığını ifade eden Saygılı, "Yaptığımız eyleme bütün işçiler katılmadı ama üretimi durdurdu. Patronlar üzerinde çok büyük etki gücü oldu, yaptırım gücü oldu. Patronlar işçilerin çalışma koşullarını değişmek zorunda kaldı. İşçi sağlığı iş güvenliği konusunda ciddi tedbirler almak zorunda kaldılar. Ve bugün, bunları sonucunu görmek mümkün" diye belirtti. Yaptıkları eylemin işçilere işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda bilinç kazandırdığını da söyleyen Saygılı, ayrıca o günlerde İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin temelinin atıldığını hatırlattı.

KAYIT DIŞILIK ORTADAN KALKTI
Saygılı, verdikleri mücadele neticesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın "Ağır ve Tehlikeli İşkolu Yönetmeliği"ni çıkarmak zorunda kaldığını söyledi. Taşeron çalışma konusunda hala yönetmeliğe uyulmadığına dikkat çeken Saygılı, ancak çalışma saatlerine bazı işyerlerinin uyduğunu kaydetti. Tuzla tersanelerinde kayıt dışılığın ortadan kaldırıldığını da belirten Saygılı, "Diğer taraftan iş güvenliği tedbirleri ciddi anlamda arttırıldı. Mesela fileler çekildi, daha nizami merdivenler yapıldı. Aynı zamanda patlamaların önüne geçilmesi için daha çok kontrol mekanizması çalışmaya başladı. Fanla daha çok işletilmeye başladı. Kontroller çok arttırıldı. İş güvenliği mühendisleri bu işin takipçisi oldular" dedi. Saygılı, iş kazaları ve iş cinayetleri sıfırlanmasa da büyük oranda azaldığının altını çizdi.