Dünyada ve Türkiye'de İş Güvenliğinde Gelinen Durum ve İnşaat Sektörü - Emre Gürcanlı

Gürkan Emre GÜRCANLI / İstanbul Teknik Üniversitesi / İnşaat Fakültesi / Yapı İşletmesi Anabilim Dalı

Bu yazı TMMOB Ölçü Dergisi'nin Şubat 2008 tarihli sayısında sss. 90-99 arasında yayınlanmıştır.

Not: Teknik bir aksaklıktan dolayı yazıda yer alan iki şekil aşağıda gösterilememiştir. Şekil 1 ve Şekil 2 için yazının yayınlandığı Ölçü Dergisi'nin linkine tıklayınız...

GİRİŞ

Sömürü ilişkileri başladığından beri dünyada büyük bir savaş sürüyor. Bu savaşta sayısız erkek ve kadın işçi yaşamını kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. Günümüzde de bu savaşta her yıl resmi rakamlara göre 1.2 milyon işçi yaşamını yitiriyor. Bu savaş sınıf savaşıdır ve savaşta taraflardan biri olan işçi sınıfı yeni kentler kurdukça, yeni araçlar ürettikçe, girilmedik ormanlara, ulaşılmadık dağlara barajlar, konutlar yaptıkça, her gün kullandığımız her türden araç gereci ürettikçe kendisini tüketmekte, yok olmaktadır. Teknoloji ve bilim dünya tarihinde ulaştığı en üst noktadayken, iş güvenliği ve çalışma koşulları yüzyıllar öncesinden bir farklılık göstermiyor. İşçi sınıfının ürettiği bilim ve teknolojiyi de sermaye sınıfı kullanmakta, işçilere ise iki yüzyıl önceki çalışma koşullarında üretim yapmak düşmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre her yıl 1,2 milyon kadın ve erkek, iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla ölüyor. Her yıl 250 milyon insan, iş kazaları, 160 milyon insan ise meslek hastalıkları sonucu ortaya çıkan zararlara maruz kalıyor. Yalnız bugün değil, gelecek üzerinde de ölüm kokusu var. Gelecek kuşaklar  kurşun, asbest gibi pek çok zararlı kimyasal soluyan işçilerin ölümlerini görecek, bugünden vücutlarına aldıkları zehiri, gelecekte çocuklarına da aktaracak işçiler. İşçi sınıfı günümüzde yalnızca çalışanlardan değil, işsizler ve sakatlar ordusundan da oluşuyor, tabii ki yaşam şansı bulabiliyorlarsa.

Özellikle inşaat sektörü de düşünüldüğünde, göçmen ve çocuk işçi çalıştırma, eğitimsiz iş gücü, sigortasız ve kuralsız çalışma ortamı, ergonomik olmayan ve iş güvenliğine uygun tasarlanmayan teknolojiler her yıl binlerce cana malolmaktadır. Tüm bu koşullarda dünyada değişen koşullarla birlikte, devletin çalışma yaşamındaki denetim fonksiyonunun en aza indirilmesi, değişen iş yasaları ve iş güvenliği mevzuatı var olan kuralsız ortama katkıda bulunmaktadır. İş kazalarının maddi kayıpları ise öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, İngiltere’de yapılan bir çalışmaya göre proje bedelinin %8,5’luk kısmı iş kazaları ve meslek hastalıkları kaynaklı ölüm, yaralanma, iş günü kaybı, sigorta ve sağlık masraflarına ayrılmak zorunda kalmaktadır. Bu çalışmayı 15 AB ülkesini kapsayan coğrafyaya yansıttığımızda 902 milyar euro ciroluk bir boyuta ulaşan inşaat sektöründe, 75 milyar euronun iş kazaları ve meslek hastalıkları kaynaklı giderlere harcandığı gerçeği açığa çıkmaktadır (HSE, 1997).

Geçmişte güçlü olan sendikalar ve işçi hareketlerinin, bu güçlerinden çok şey yitirmeleri, varolan duruma karşı bir kuvvetin çıkmasını engellemektedir. Ancak varolan durumun başta ekonomik, sonrasında ise toplumsal boyutu sermaye kesimini de önlem almak zorunda bırakmaktadır. Ekonomik rasyonalite ile hareket edildiğinde bile, iş kazaları ve meslek hastalıklarının bu dereceye kadar ulaşan maliyeti kabul edilemez. Ancak 19. yüzyılda gelişen iş güvenliği yasa ve önlemlerinden farklı olarak, günümüzdeki gelişmeler tek taraflı olarak gerçekleştirilmekte, sermaye kesimi tarafından hazırlanan mevzuat, önlem ve standartlara işçi kesiminin bir etkisi son derece kısıtlı olmaktadır. Sosyalist ülkelerin çözülüşü ve Avrupa başta olmak üzere, anayasamızda da yerini alan sosyal devlet olgusunun ortadan kalkması, devleti bir arabulucu, düzenleyici işlevden uzaklaştırmaktadır. Sermaye kesiminin bu olumsuz duruma karşı ürettiği yanıt ise, dünya çapında daha esnek iş güvenliği önlemlerini uygulamak yönündedir. Performansa dayalı ve kurala dayalı olarak kavramsallaştırılan iki yaklaşımdan ilkine göre, önemli olan çalışma hayatını esnek davranmaktan alıkoyan ve özellikle yabancı sermaye yatırımlarının kimi zaman önünde uyum ve uygulama konusunda engeller teşkil edebilecek mevzuatı bir yana bırakıp, iş güvenliği ve sağlığına ilişkin şirket performansını baz almaktır. İkinci yaklaşım ise devlet denetimini ve sıkı yasal denetimi zorunlu kılan ve sosyal devlet olgusuyla birlikte gelişmiş bir anlayıştır. İlk yaklaşımla birlikte çeşitli standartlar, yönetim sistemleri, şirket içi performans ölçümleri ve “sosyal sorumluluk” ilkesi hayata geçirilmeye çalışılmakta, bu konuda iyi performans gösteren şirketlerin ödüllendirilmesi yoluna gidilmektedir. Ancak olumsuz koşulların sürdüğü şirketlere dönük yaptırımla ilgili düzenlemeler son derece yetersizdir. İş güvenliği ve işçi sağlığı başlığı devlet denetimi olmadan, özel belgelendirme kuruluşları ile çözülebilecek bir sorun olmaktan son derece uzaktır. Küçük ve orta ölçekli işletmelere dönük olarak geliştirilen yönetim sistemlerinde de, denetim mekanizması son derece önemli bir rol oynamaktadır. Devletin bu alandan çekilmesi, iş kazalarında son derece olumsuz koşulların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Keza, işçilerin eğitimlerinin yalnızca sermaye sahiplerine bırakılan bir sorumluluk olarak görülmesi, bu konuda teknik okullar ve üniversiteleri de kapsayan çalışmaların kamusal boyutundan sıyrılıp, firma bazlı uygulamalara kayması da var olan koşullara olumlu herhangi bir şey eklememektedir.

Devletin işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimi alanından çekilmesi, iş kazalarında son derece olumsuz koşulların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Keza, işçilerin eğitimlerinin yalnızca sermaye sahiplerine bırakılan bir sorumluluk olarak görülmesi, bu konuda teknik okullar ve üniversiteleri de kapsayan çalışmaların kamusal boyutundan sıyrılıp, firma bazlı uygulamalara kayması da var olan koşullara olumlu herhangi bir şey eklememektedir.

Dünyada İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği’ne sayısal olarak bakış

ILO tarafından İşte Sağlık ve Güvenlik günü olarak ilan edilen 28 Nisan tarihinde tüm dünyada pek çok araştırma yayınlanmakta, seminerler, toplantılar ve sempozyumlar gerçekleştirilmektedir. 2005 yılına ait sunuş raporunda ILO’nun yayınladığı veriler oldukça çarpıcıdır. Her yıl en az 2.2 milyon kadın ve erkek işçi ölüm ve sakatlanmayla sonuçlanan iş kazalarına ve meslek hastalıklarına boyun eğmektedir. Tüm dünyada yılda 270 milyon iş kazası olduğu ve 160 milyon meslek hastalığından etkilenen işçi olduğu tahmin edilmektedir. ILO’nun tahminlerine göre, iş kazaları ve meslek hastalıklarından kaynaklanan ölümler tüm ölümlerin %3,9’unu teşkil etmekte, dünya nüfusunun %15’i düşük veya yüksek şiddetli iş kazası veya meslek hastalığından bir şekilde etkilenmektedir. İşsizlerin %30’unun, çalıştığı dönemde geçirdiği bir iş kazası veya o dönemden kalan bir meslek hastalığından olumsuz etkilendiği rapor edilmektedir. İşsizlerin büyük bir kısmı, geçirdikleri kaza veya hastalığın yeni iş bulmalarının önünde engel olduğunu bildirmektedir.

İLO’nun iş kazaları ve hastalıklarına ilişkin son istatistiklerinde bazı ilgi çekici bulgular yer almaktadır. Bu istatistiklere göre:

-Özellikle Asya ve Latin Amerika’da ölümlü iş kazaları sayısı artmaktadır. Örneğin 1998-2001 arasında, Çin’de ölümle sonuçlanan iş kazaları sayısı 73.500’den, 90.500’e çıkmıştır. Latin Amerika için bu değerler 29.500’den 39.500’e artışı göstermektedir. İLO analizleri, hızlı ekonomik büyümenin ardında böylesi bir facianın olduğunu açıkça göstermektedir.

-Meslek hastalıkları, işçiler arasında en fazla ölüme neden olmaktadır. Yalnızca tehlikeli maddelerden kaynaklı ölümler yılda 438.489 sayısına ulaşmıştır.

-İnşaat sanayii kayıtlı kazalar arasında en büyük payı oluşturmaktadır.

-Genç ve yaşlı işçiler, iş kazalarından en fazla etkilenen kesimleri oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfusun artması ve çalışmak zorunda kalmaları (emeklilik yaşının yukarıya çekilmesi sonucu) bu ülkelerde yaşlı işçilere özel bir önem verilmesini gerektirmektedir.

Tüm bu tabloya karşı ILO tarafından uluslararası emek standartlarını geliştirmek için çok sayıda konvansiyon ve öneriler geliştirilmiştir. Tezin ilerleyen bölümlerinde bu standartların bir kısmından söz edilecektir.

ILO tarafından dünya ölçeğinde yapılan istatistikler, anlatılmaya çalışılan durumu gözler önüne sermektedir. Sanayileşmiş ülkelerde küçük de olsa bir kötüye gidiş veya yerinde saymadan söz edilse de, az gelişmiş veya orta gelişkinlikteki ülkelerde durum son derece vahimdir. 

Tablo 1: İş Kazalarının Global Tahminleri (2005'te yapılan en yeni analizler, en yakın ulaşılabilir 2001 berilerini baz almıştır. İLO)

Ekonomik olarak aktif nüfus (2001)

Ekonomik olarak aktif nüfus (1998)

Ölümlü Kazalar (2001)

Ölümlü Kazalar (1998)

3 Günden fazla iş göremezlikle sonuçlanan kazalar (2001)

3 Günden fazla iş göremezlikle sonuçlanan kazalar (1998)

İşle ilgili ölümler (2001)

Sanayileşmiş Ülkeler

419,5 m

409 m 

16,000

16,000

12 m

12,5 m

297,000

Orta ve Doğu Avrupa ve Orta Asya

183 m

184,5 m 

17,500

21,500

13,5 m

16,5 m

166,000

Hindistan

444 m

458,5 m 

40,000

48,000

30,5 m

37 m

302,000

Çin

740,5 m

708 m 

90,500

73,500

69 m

56 m

477,000

Diğer Asya Ülkeleri ve Adalar

415,5 m

404,5 m 

77,000

83,000

58,5 m

63,5 m

256,000

Sahra Altı Afrika

279,5 m

260,5 m 

53,500

54,000

40,5 m

41 m

265,000

Latin Amerika ve Karayipler

219 m

193,5 m 

39,500

29,500

30 m

22,5 m

148,000

Arapça konuşan Ülkeler

135 m

113 m 

18,000

19,000

13,5 m

14,5 m

139,000

Toplam

2,837 m

2,732 m 

351,500

345,500

268 m

264 m

2,2 m***

* En yakın 500’e yuvarlanmıştır ** En yakın 500.000’e yuvarlanmıştır. *** ILO orta nokta tahmini ile 2 farklı yöntemle ortalama alınmıştır

Yine ILO’nun dünya çapındaki verilerinden elde ettiği kaza sıklığı (her 100.000 işçi için) değerlerine baktığımızda şu sonuçları çıkarmak mümkündür.

1. Tahmin edilen işle bağlantığı ölümcül kazaların sıklığı, toplan ölümcül kazaların sayısı azalsa da genelde artmaktadır.

2. Özellikle eski sosyalist ülkelerde toplam ölümlü kaza sayısında azalma olsa da her 100.000 işçide ölümlü kaza oranı oldukça yüksektir ve artmaktadır.

Bu söylenenlerden, özellikle ikinci başlık için çok net yorumlar yapmak mümkündür. Sosyalizmin yıkılmasıyla birlikte, bu ülkelerde işsizlik artmış, pek çok sanayi çökmüş, bununla birlikte de doğal olarak iş kazası sayısında da azalma olmuştur. Ancak çalışanlar arasındaki orana baktığımızda gözle görülür bir artış göze çarpmaktadır. Sosyalist hukuk sisteminin ve iş güvenliği denetim mekanizmasının ortadan kalkması ile birlikte sendikaların üye sayılarının onda bir oranına kadar gerilemesi veya pek çok sendikanın işlerliğini yitirmesi sonucu sendikalarca büyük ölçüde üstlenen iş güvenliği ve işçi sağlığı kontrollerinin yerini, kaotik  ve azgın bir pazar ekonomisi almış ve iş kazalarında büyük artışlar gözlenmiştir. Son yıllarda ortaya çıkan kısma iyileşme, en kötü dip noktadan yukarıya doğru çıkışın göstergesi olarak yorumlanabilir.

Şekil 1: 

 

Sunulan bu veriler, ILO üyesi ülkelerin resmi istatistiklerinden oluşmakta olup, raporlanmayan ve resmi istatistiklere yansımayan pek çok olay da düşünüldüğünde durum ürkütücü boyutlardadır. Yöntem olarak, ILO üç farklı sektörü baz alarak kaza sıklığı değerlerini hesaplamaktadır. Bunlar :

-Tarım, balıkçılık ve ormancılık

-İmalat sanayii, madencilik ve inşaat da dahil olmak üzere

-Hizmet sektörü.

Özellikle tarım, madencilik ve inşaat sanayiinin, toplam içindeki payının fazla olduğu ülkelerin ulusal ölçekte kaza sıklığı değerleri de yüksek çıkmaktadır. Bu bakımdan sektörel bazlı analizler anlamlı olabilmektedir.

ILO tarafından inşaat sektörüne ilişkin saptanan hususlar ise çok daha çarpıcıdır. Gerek AB İşte Sağlık ve Güvenlik Ajansı, gerekse de ILO 2005 yılında inşaat sektörüne özel olarak vurgu yapmışlardır. İnşaat sanayii dünya ölçeğinde hala emek yoğun bir sektör olup, özellikle göçmen işçilerin düşük ücretle çalıştığı ve geçici istihdam biçimiyle yürüyen bir sanayi görünümündedir.

İnşaat sektöründeki global kaza ve hastalıkların nicel olarak saptamak oldukça zor olmakta, pek çok ülkede herhangi bir istatistiksel bilgiye rastlanamamaktadır. Ancak ILO’nun 2003 yılı için inşaat sektörüne ilişkin global tahminlerine göre, dünyada 355.000 civarındaki ölümlü iş kazalarının 60.000’i, bir başka ifadeyle %17’si inşaat sektöründe gerçekleşmektedir. Yine ILO tahminlerine göre:

-Her yıl dünya çapında en az 60 bin ölümlü iş kazası, inşaat şantiyelerinde gerçekleşmektedir, bir başka ifadeyle her 10 dakikada bir şantiyelerde bir işçi yaşamını yitirmektedir.

-6 ölümlü iş kazasından biri inşaat şantiyelerinde gerçekleşmektedir.

-Sanayileşmiş ülkelerde, toplam işgücünün ancak %6-10 arasını inşaat işçileri oluştururken, ölümle sonuçlanan iş kazalarının %25-40’ı inşaat işçileri arasında olmaktadır.

-Bazı ülkelerde yapılan tahminlere göre, inşaat işçilerinin %30’u sırt ağrısı ve diğer kas iskelet sisteminden kaynaklı hastalıklar sonucu rahatsızlık çekmektedir.

Şekil 1.2’den de anlaşıldığı üzere, inşaat sektöründeki yaralanma ve ölümler hep %20’nin üzerinde olsa da, istihdamda sektörün payı %10’un altındadır. Az gelişmiş ülkelerde ise bu kadar net verilere maalesef ulaşılamamaktadır. Ancak istihdamdaki payın oldukça yüksek olduğu ve toplam ölümlerde genelde birinci sırada olduğu yorumu yapılabilir. İstihdam yaratan, emek yoğun bir sektör olan inşaat sektöründe iş kazalarının da yoğun olması, varolan ekonomik sistemin mantığı açısından anlaşılırdır.

Şekil 2:

    

           
           

AB ülkelerinde 1996 yılında üç günden çok işten kalmaya yol açan 4.757.611 iş kazası olmuştur. Bu rakam 1994 yılı değerlerinden %3,3 düşüktür. Ancak 9 ülkede kazaların azaldığı, 6 ülkede arttığı görülmektedir. İnşaat sanayiinde gerçekleşen kazalar tüm kazaların %18’ini oluşturmaktadır. Kazaların büyük çoğunluğu 50’den daha az işçi çalıştıran işyerlerinde gerçekleşmiştir. AB inşaat sektörünün yapısı düşünüldüğünde çalışanların %98’inin küçük ve orta ölçekli inşaat firmalarında çalıştığı görülecektir. Başlıca kaza nedenleri sıklıklarına göre, kayma, takılma ve düşmeler (T.C Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, 1999), elle taşıma ve kaldırma, hareket halindeki nesnelerin çarpması (EU Commission, No: 3/93), sert nesneler, el aletleri, işletme içindeki nakliye, düşen nesnelerin çarpması (Occupational Hygiene in Europe, 1993) ve çalışma çevresi ile makinalardır (EU Commission, 1999). Yedi ülkede kazalara karşı ek önlem alınması gerekli görülmüştür.

Ölümle sonuçlanan kazalara bakıldığında ise 1996 yılında 5549 ölümlü iş kazası olduğu görülmekte olup, bu sayının 1994 yılına oranla düşük olduğu görülecektir. Ölümlü kazaların %25’i inşaat şantiyelerinde gerçekleşmiştir. Yine kazaların büyük bir kısmının 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde gerçekleştiği görülmektedir. Altı ülkede bu kazalara karşı ek önlemlerin alınması saptanmıştır. Ölümle sonuçlanan kazaların en sık karşılaşılan nedenleri taşıt kazaları, platformdan kayma ve düşme (EU Commission, No: 3/93), nesne düşmesi ve nesneler arasında sıkışma (Occupational Hygiene in Europe, 1993), kayma, takılma düşme, trafik kazalarıdır (EU Commission, 1999). Tablo 2’de Avrupa Birliği’nde kazaların ana sektörlere göre dağılımı 3 farklı yıl için verilmektedir.

Tablo 2: AB'de ölümle sonuçlanan kazaların ana sektörlere göre dağılımı

 

1993

1996

1998

 

Sayı

%

Sayı

%

Sayı

%

Tarım

441

7,4

676

12,2

631

11,5

İnşaat

1395

23,3

1349

24,3

1330

24,3

İmalat

1279

21,4

1128

20,3

1101

20,1

Taşımacılık

843

14,1

841

15,2

883

16,1

Toptancılık ve Perakendecilik

588

9,8

486

8,8

515

9,4

Elektrik, Gaz, Su Temini

?

?

67

1,2

39

0,7

Finans Sigorta

272

4,6

258

4,6

289

5,3

Hizmet

60

1,0

53

1,0

66

1,2

Diğer

1099

18,4

691

12,5

622

11,4

TOPLAM

5977

100,0

5549

100,0

5476

100,0

Avrupa Birliği’nde üç günden fazla iş göremezlikle sonuçlanan kazalara baktığımızda da, bu kez dört yılın verilerini aldığımızda inşaat sektörünün ağırlığı çok net olarak görülecektir.

Tablo 3: AB'de yaralanmayla sonuçlanan kazaların ana sektörlere göre dağılımı

SEKTÖR

YARALANMA (3 Günden Fazla Raporlu)

1993

1996

1998

1999

Sayı

%

Sayı

%

Sayı

%

Sayı

%

Tarım

242.133

5,0

408.666

8,6

345.766

7,4

373.340

7,7

İnşaat

905.004

18,9

831.000

17,5

830.873

17,8

883.045

18,2

İmalat

1.526.084

31,8

1.357.022

28,5

1.354.762

29,0

1.369.376

28,2

Taşımacılık

426.103

8,9

438.973

9,2

440.143

9,4

461.309

9,5

Toptancılık ve Perakendecilik

468.826

9,8

491.424

10,3

498.926

10,7

521.011

10,7

Elektrik, Gaz, Su Temini

?

?

19.734

0,4

19.505

0,4

19.875

0,4

Finans Sigorta

201.334

4,2

240.411

5,1

269.727

5,8

306.446

6,3

Hizmet

171.585

3,6

176.472

3,7

187.850

4,0

196.165

4,0

Diğer

859.878

17,9

793.909

16,7

731.034

15,6

719.553

14,8

TOPLAM

4.800.947

100,0

4.757.611

100,0

4.678.586

100,0

4.850.120

100,0

Bazı çevrelerce AB’nin bir uygarlık projesi olarak görülmense karşılık, uygarlık projesi olarak sunulan Avrupa Birliği’nde de durumun iç açıcı olmadığı görülmelidir. Özellikle eski Yugoslavya cumhuriyetlerinden ve eski sosyalist ülkelerden ucuz, kayıtsız işgücü akını  ile birlikte göçmen işçilerin büyük bir kısmı inşaat sektöründe kazaların kurbanları olmaktadır. 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde, Türkiye’de kabul edilen yeni yönetmeliklerde de olduğu gibi iş yeri hekimliği veya işyeri komiteleri kurma zorunluluğu bulunmamakta, bu işyerleri pek çok işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamasından uzak kalmaktadır. İnşaat sektörünün kendine özgü yapısı ve AB’de inşaat işlerinin genelde küçük ve orta ölçekli firmalarca yapıldığı düşünüldüğünde, devletin denetimi büyük ölçüde kalkmakta, bunun yerini kimi belgelendirme, standardizasyon çabaları ile özel kuruluşlar, enstitüler almaktadır.

15 Avrupa Birliği ülkesi düşünüldüğünde, inşaat sektörü yıllık 900 milyar Euro’luk cirosu ve 12 milyon çalışanıyla Avrupa’nın en büyük sektörlerinden birisidir. Öte yandan işçi kazalarının maliyetinin ise yaklaşık 75 milyar Euro civarında olduğu tahmin edilmektedir (EASHW, 2004). İnsan yaşamına ilişkin herhangi bir sorunun maliyet olarak ifade edilmesi ne kadar ters olsa da, AB sermayesinin işçi sağlığı ve iş güvenliğine son yıllarda fazlasıyla eğilmesinin en büyük nedenlerinden biri artık cinayet olarak toplumsal algıya yansıyan iş kazalarının bu miktara ulaşan maliyetidir. Öte yandan, zaten yapılması zorunlu olan iş güvenliği önlemleri, esnekleşen mevzuat gözönünde tutulduğunda bile etkin bir uygulama ile iş kazalarında büyük bir azalma sağlayacaktır. Ancak devlet denetiminin büyük ölçüde azalması, iş güvenliğinin bir zorunluluk değil “sosyal sorumluluk” şeklinde şirket politikalarına tahvil edilmesi, bir reklam ve promosyon aracı olarak görülmesi oldukça düşündürücüdür. Avrupa Birliği’ndeki genel anlayış yerini sıkı denetimlerden “iyi yapanı ödüllendir” anlayışına evrilmiştir. Güvenlik önlemlerini etkin bir şekilde uygulamayan firmalara ise yaptırım noktasında büyük eksiklikler bulunmaktadır. Tüm bu söylenenler, Avrupa Birliği’nde iş kazaları için alarm zillerinin çalması sonucunu getirmiştir.

Yeni üye ülkelerin ve üye adayı ülkelerin istatistiklerinde büyük eksiklikler olduğu için, incelenen belge ve kaynaklarda genelde 15 AB üyesine dair verilere rastlanmaktadır. Öte yandan bu verileri kamuoyuna aktaran AB İşte Sağlık ve Güvenlik Ajansı, inşaat sektörünün enformal yapısına dikkat çekip, istatistiklere dikkatli bakılması gerektiğini ve gerçek durumu tam olarak yansıtmadığını açıkça ifade edebilmektedir (EASHW, 2004).

Aynı kaynaktan edinilen verilere göre AB inşaat sektörünün ve sektördeki iş güvenliği ve sağlığının güncel durumu aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Sanayinin genel yapısı:

-AB İnşaat sanayii yıllık yaklaşık 902 milyar Euro ciroya sahiptir

-Resmi olarak 12,7 milyon işçi sektörde çalışmakta olup, bu toplam AB işgücünün %7,9’unu teşkil etmektedir. Öte yandan AB komisyonuna göre AB içinde tüm işgücünün %7 ila %19’u resmi makamlara bildirilmeyen, kayıtdışı çalışanlardan oluşmaktadır. Bu problem özellikle inşaat sektöründe son derece yaygındır.

-İnşaat işçilerinin %47’si 10 işçiden az kişinin çalıştığı işyerlerinde çalışmaktadır.

Sağlıkla ilgili veriler:

Kazaların riski AB ortalamasının çok üzerindedir

-Ölümlü olmayan kazalara uğrama riski diğer sektördeki işçilere oranla iki kattır. Yüksekten düşmeler, örneğin iskelelerden düşmeler, trafik kazaları, şantiye içi ve dışı, ile birlikte en büyük problemlerden biridir.

-2001 yılında 800.000’den fazla işçi 3 günden fazla iş göremezlikle sonuçlanan kazaya maruz kalmıştır.

-Her yıl yaklaşık 1200 işçi ölmektedir. Bu sayı 15 AB üyesi ülkenin ulusal kuruluşları tarafından alınan tüm ölümlü kazaların yaklaşık dörtte birini teşkil etmektedir. Araştırmalar göstermiştir ki, inşaatlardaki ölümler ve kazalar herhangi bir inşaat işi başlamadan önce alınan planlama kararlarından kaynaklanmaktadır.

-10 yeni üye ülkede, inşaatlardaki kazalar, işle ilgili tüm kazaların %20’sini oluşturmaktadır.

Kas ve iskelet sistemiyle ilgili sakatlanmaların sıklığı sektörde AB ortalamasının üzerindedir

-İnşaat işçilerinin %48’inin sırt ağrıları olduğu rapor edilmiştir (AB tüm sektörlerin ortalaması %33)

-%36 oranında omuz ve boyun ağrısı şikayeti bulunmaktadır (Tüm sektörlerin ortalaması %23)

-%28’i üst kol kası rahatsızlıklarından şikayetçidir (Tüm sektörlerin ortalaması %13)

-%23’ü alt kol kası sorunlarından şikayetçidir (Tüm sektörlerin ortalaması %12)

Tüm bu şikayetlerin yanısıra, asbest kullanımı, toz yutma, kimyasallar ve tehlikeli maddeler, kurşun gibi nedenlerden dolayı solunum yolu enfeksiyonları ve kanser vakaları son derece yüksektir. Ayrıca gürültü ve titreşimden kaynaklı rahatsızlıkların oranı oldukça yüksektir. Yalnızca İngiltere’de asbest kaynaklı hastalıklardan dolayı yılda 750 inşaat işçisi yaşamını kaybetmektedir (EASHW, 2004).

Tablo 4’te inşaat sektöründe ilişkin bazı gelişmiş ülkelerin verileri bulunmaktadır. Bu verilere bakıldığında, inşaat sektöründe gerçekleşen toplam iş kazaları ve ölümlü kazalar görülmekte, son sütunda ise sektörde gerçekleşen ölümlü kazaların, tüm kazalara oranı görülmektedir. Tüm kazalar derken, ölümle sonuçlanan, 3 günden fazla iş göremezlikle sonuçlanan kazaların toplamı anlaşılmalıdır. Türkiye’deki verilere bakıldığında dikkat çekici husus, toplam iş kazalarının sayısının oldukça düşük görünmesidir. Öte yandan, ölümlü kazalar toplam kazalara oranlandığında en yakın ülkeye bile büyük bir fark atacak şekilde yüksek bir oranla karşılaşılmaktadır. Buradan bazı yorumlar yapmak mümkündür. Tüm ülkelerde kaza istatistikleri oldukça yanıltıcı olabilmektedir. Ancak Türkiye’de 3 günü aşmış pek çok kazanın bile resmi istatistiklere girmediği düşünüldüğünde, ölümlü kazalar üzerinden yorumlar yapmak daha doğru olacaktır. Ölümlü kazaların resmi makamlardan saklanması kolay olmadığından, sektörün genel yapısını gözönüne sermek açısından ölümlü kazalara odaklanmak daha anlamlı olacaktır.

Tablo 4: Bazı Gelişmiş Ülkelerin İnşaat Sektörü Kaza İstatistikleri

1992

1993

1994

1995

1996

1997

1998

1999

2000

Ort.

Değer

Toplam Kazaya Oranı

ABD

Ölüm

919

932

1028

1055

1047

1107

1174

1191

1154

1067

Toplam Kaza

226800

226500

241700

217900

216800

227400

217000

240200

246100

228933

0,47%

Danimarka

Ölüm

9

8

14

16

13

12

14

10

13

12

Toplam Kaza

3714

3671

4144

4489

4426

4615

4684

4987

4667

4377

0,27%

İspanya

Ölüm

268

239

244

259

246

260

270

294

292

264

Toplam Kaza

115825

105961

106988

124756

130486

142634

172042

215751

238952

150377

0,18%

Fransa

Ölüm

298

256

214

189

208

176

175

155

191

207

Toplam Kaza

162296

141999

136692

133443

124685

118837

118717

119673

125980

131369

0,16%

Almanya

Ölüm

443

514

362

324

295

257

239

227

196

317

Toplam Kaza

381636

396392

383469

362404

323298

313197

293074

288597

260499

333618

0,10%

Macaristan

Ölüm

46

42

31

29

32

36

38

47

35

37

Toplam Kaza

3450

2938

2244

2021

1666

1630

1632

1610

1510

2078

1,78%

İtalya

Ölüm

397

316

310

293

269

269

284

278

267

298

Toplam Kaza

134739

112738

102834

93841

89042

84624

84361

89814

89908

97989

0,30%

Polonya

Ölüm

139

118

123

114

110

177

135

120

145

131

Toplam Kaza

12562

11417

10909

12593

12811

13084

13047

11531

10943

12100

1,08%

İsviçre

Ölüm

39

32

30

27

33

33

23

20

18

28

Toplam Kaza

37065

32070

31775

30521

25624

23768

21493

21178

21172

27185

0,10%

İngiltere

Ölüm

70

75

59

66

66

59

48

65

75

65

Toplam Kaza

13489

11303

11619

10235

11973

13790

13670

14775

13837

12743

0,51%

Türkiye

Ölüm

559

464

421

348

555

437

380

407

379

439

Toplam Kaza

22863

17565

13991

12809

11784

14703

12355

10278

7845

13799

3,18%

Türkiye’deki durum

Sermaye için güvenli liman olduğu söylenen ve sürekli yabancı yatırımcıların davet edildiği ülkemiz, daha ucuz ve kayıt dışı işçi cenneti yolunda hızla ilerliyor. AKP hükümeti bu konuda büyük adımlar atıyor ve atmaya devam edecek. AKP’nin attığı bu adımlar ile sermayenin göz bebeği bir ülke olmak demek, ülkemizde daha fazla işçinin ölümü, sakatlanması ve meslek hastalıkları sonucu hastalanması anlamına geliyor. İlişki bu kadar net. Çünkü iş kazasına karşı alınacak önlemler patronlar için yük teşkil ediyor. Diyanet işleri başkanlığına ayrılan payın çok ama çok küçük bir kısmı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı için ayrılıyor. İşyerlerini teftiş etmesi gereken müfettişlerin sayısı son derece az. 2003 yılı SSK İstatistik Yıllığı’na göre Türkiye’de 777,177 kayıtlı işyeri bulunmakta olup, 294 müfettiş bulunmaktadır. Bugün ise kayıtlı işyeri sayısı 933 bin ve müfettiş sayısında gözle görülür bir artış hala yoktur. Bu müfettişlerin yılda 300 gün çalıştığı ve her gün bir işyeri denetlediği düşünüldüğünde bile ancak işyerlerinin %10’unun denetlenebileceği görülecektir. Sermayenin devleti, patronları denetlememekte bunu bilinçli olarak aksatmaktadır. İşyerlerini teftişe gelen iş müfettişlerinin habersiz gelmedikleri, çoğu kez bir çay içip, sohbet ettikleri, onlar gelmeden ortalığın derlenip toplandığı, çocuk işçilere ise bu zaman zarfında “gidin şöyle bir dolaşın gelin” dendiği herkesin bildiği bir gerçektir.

Sayıların bir noktadan sonra fazla bir anlam ifade etmediği bilinmelidir, özellikle ölümler söz konusu olduğunda. Dışarıdan bakıldığında 916 veya 917 olmuş ne fark eder ki, denebilir. Ancak aradaki bir sayı farkı, bir yaşam, bir aile, acılar ve sıkıntılar demektir işçiler için. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı 2006 yılına ilişkin teftiş raporu, geçen yıl meydana gelen iş kazalarında 916 kişinin yaşamını yitirdiğini bildiriyor. Bu resmi rakamlar  3 bin 233 işçinin yaralandığını, 758 işçinin sakat kaldığını, 121 işçide de çeşitli sağlık sorunları oluştuğunu söylüyor. Tabii ki bu rakamların doğruluğu şüphelidir. Her ne kadar ölümleri saklayamasalar da, gerçek ölüm sayısının 916’nın çok üzerinde olduğunu işçiler çok iyi biliyor. Ama iş kazası sonucu yaralanmalarda ve meslek hastalıklarında durum çok daha vahim, çoğu yaralanma bildirilmiyor ve kayıtlara geçmiyor, en az 10 bin işçinin geçtiğimiz sene iş kazaları sonucu yaralandığını söyleyebiliriz. Sakat kalanların sayısı da resmi rakamların çok üzerindedir.

Sosyal Sigortalar Kurumu istatistiklerine göre 2005 yılında Türkiye’de 73 bin 923 iş kazası, 519 meslek hastalığı vakası meydana gelirken, bunların 1096’sı ölümle sonuçlanmıştı. Bu rakamların yanı sıra SSK istatistiklerine yansımayan iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu kayıplar da ayrıca dikkate alınmalı. 2005 yılında toplam iş kazalarında yaklaşım 10 bin civarında bir azalma olduğu söylenmiş ve bununla övünülmüştü. Ancak 2004 yılında 843 kişi ölürken, 2005 yılında bu sayı birden 1096’ya çıkmıştı. Rakamlarla oynamak her zaman sermaye sınıfının yaptığı ve sevdiği bir iştir. Bu sene ise biraz ayarlama yapıldığı anlaşılmakta, resmi ölüm sayısını 916’ya çekildiği görülmektedir.
 
Türkiye'de yaklaşık her 7 dakikada bir iş kazasının meydana geldiği ve her 10.8 saatte bir çalışanın (her gün en az iki çalışan) hayatını kaybettiği vurgulanırken, her 5.5 saatte bir çalışanın "sürekli iş göremez" şekilde sakat kaldığı resmen açıklanıyor. Resmi raporlar şunu da söylüyor: SSK'lı olmayan kayıt dışı çalışanların uğradıkları ve SSK'ya bildirilmeyen iş kazaları da göz önüne alındığında bu oranların SSK istatistiklerinin birkaç kat üstünde olacaktır. Aşağıda iş güvenliği konusunda Türkiye’yi Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü yapan tablo açıkça görülüyor:

-İş müfettişleri, geçen yıl iş sağlığı ve güvenliği konusunda çocukların da aralarında bulunduğu toplam 1 milyon 158 bin 372 kişinin çalıştığı iş yerlerinde 26 bin 617 teftiş gerçekleştirdi.
-Bir milyona yakın işyerinde yalnızca 26 bin teftiş.
-Bu teftişlerin 4 bin 983'ü iş kazası nedeniyle yapılan inceleme teftişleriydi.
-Teftişlerde 4 bin 887 iş kazası tespit edildi. Bu kazalarda, 71'i 18 ve altındaki yaşlarda toplam 5 bin 28 işçi etkilendi.
-İş kazalarının yaklaşık 5'te 1'i İstanbul'da yaşandı. Bu şehirdeki iş kazası sayısı 1128'i buldu. İstanbul'u 581 kazayla Ankara, 432 kazayla İzmir izledi.
-İstanbul, aynı zamanda 129 can kaybıyla iş kazaları sonucu en çok ölümün gerçekleştiği il oldu.
-En tehlikeli sektör inşaat, yaklaşık her 5 iş kazasının ve bu kazalar sonucu gerçekleşen her 3 ölümün biri inşaat sektöründe yaşandı.
-Müfettişlerin tespitlerine göre, geçen yıl inşaatlarda 342 kişi yaşamını yitirdi.
-2000 yılından bu yana ise yalnızca Tuzla havzasında 100’ü aşkın işçi öldü, son aylarda ise işçi ölümleri artık inanılmaz boyutlara ulaştı.

İş sağlığı ve güvenliği yönünden yapılan teftişlerde, kurma izni ve işletme belgesi alması gereken 12 bin 665 iş yerinden yalnız 3 bin 98'inin işletme belgesi, 459'unun kurma izni olduğu belirlendi.

En çok ölüm olayının yaşandığı inşaatlarda kurma izni ve işletme belgesi alması gereken 532 iş yerinden sadece 28'inin işletme belgesi, 6'sının da kurma izni olduğu tespit edildi.

Teftişlerde iş yeri hekimi çalıştırması gereken 4 bin 11 iş yerinden 1003'ünde bu şartın gereğinin yapılmadığı belirlendi.

Ayrıca İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu kurulması gereken 3 bin 931 iş yerinden 1057'sinde bu kurala uyulmadığı tespit edildi.

İş sağlığı ve güvenliği yönünden yapılan teftişler sonunda söz konusu ihlaller nedeniyle talep edilen idari para cezası tutarı 7 milyon 879 bin 395 YTL 93 YKr'yi buldu.

Müfettişler, 29 iş yeri hakkında da kapatma ve faaliyet durdurma talebinde bulundu.

Türkiye’de inşaat sektörüne ilişkin bazı veriler

Yukarıda çizilen genel tabloyu, inşaat sektörüne ilişkin istatistiklerle tamamlamak mümkündür. Her yüzbin işçide karşılaşılan ölüm, yaralanma veya kazayı anlatan kaza sıklığı değeri için tüm sektörlerin ve inşaat sektörünün ortalamaları düşünüldüğünde, inşaat sektöründe ölümlü kazalarda iki kat daha fazla risk olduğu görülmektedir.

Tablo 5: Tüm sektörler ve İnşaat Sektörü İçin Kaza Sıklığı Değerleri (Her yüzbin işçide)

Toplam Kaza Sıklığı

Sürekli İş Göremezlikle Sonuç. Kaza Sıklığı

Ölümle Sonuçlanan Kaza Sıklığı

Yıllar

Türkiye Geneli

İnşaat Sektörü

Türkiye Geneli

İnşaat Sektörü

Türkiye Geneli

İnşaat Sektörü

1981

7.409

5.570

103,2

88,1

42,1

71,7

1982

6.496

4.834

83,1

77,7

36,7

71,5

1983

6.243

4.723

111,3

102,6

46,0

83,2

1984

6.259

4.887

100,6

78,4

36,3

65,9

1985

5.676

4.292

97,7

70,4

33,6

61,7

1986

5.357

4.399

81,1

65,6

39,4

70,6

1987

5.517

4.926

86,2

77,1

29,1

56,9

1988

5.470

5.475

69,1

75,8

37,0

76,8

1989

7.875

5.007

73,2

83,5

35,2

75,9

1990

4.522

4.928

80,6

88,0

37,5

87,0

1991

3.621

4.166

102,0

106,5

45,3

97,1

1992

3.673

4.232

90,9

109,2

46,8

103,5

1993

2.755

3.047

99,2

96,4

38,1

80,5

1994

2.341

1.818

81,6

62,4

30,3

54,7

1995

2.112

1.502

71,8

57,2

22,1

40,8

1996

1.952

1.421

72,8

54,6

33,5

66,9

1997

2.147

1.695

95,5

64,4

32,2

50,4

1998

1.928

1.340

80,8

66,5

26,3

41,2

1999

1.571

958

68,7

67,2

26,9

38,0

2000

1.495

1.030

36,3

52,4

23,4

49,8

2001

1.481

1.241

44,7

75,8

20,6

50,0

2002

1.385

1.119

35

62

17

45

Ortalama

3.968

3.300

80

76

33

66,38

1968-1999 yılları arasındaki inşaat kazalarına ilişkin yapılan bir değerlendirmede (Gürcanlı, 2006), inşaat sektöründe en fazla karşılaşılan kaza tipleri aşağıdaki gibi verilmektedir.

Tablo 6: İnşaat Sektöründeki Ana Kaza Tipleri

NO

KAZA TİPİ

Ölüm

%

Yaralanma

%

1

İnsan Düşmesi

1028

42,9

934

32,9

2

Elektrik Çarpması

293

12,2

80

2,8

3

Malzeme Düşmesi

251

10,5

278

9,8

4

Yapı Makinasındaki Kazalar

206

8,6

97

3,4

5

Şantiye İçi Trafik Kazası

168

7,0

38

1,3

6

Yapı Kısmının Çökmesi

167

7,0

73

2,6

7

Kazı Kenarının Göçmesi

138

5,8

53

1,9

8

Diğer Tip

85

3,5

74

2,6

9

Patlayıcı Madde Kullanımındaki Kazalar

50

2,1

82

2,9

10

Malzeme Sıçraması

10

0,4

211

7,4

11

Tezgah ve Makinaya Uzuv Kaptırma

1

0,0

604

21,3

12

Malzeme Altında Arasında Uzuv Sıkıştırma

1

0,0

200

7,0

13

El Aleti İle Ele Vurma

0

0,0

42

1,5

14

Sivri Uçlu Keskin Kenarlı Cisimle Yaralama

0

0,0

75

2,6

TOPLAM

2398

2841

Tablodan da görüleceği üzere, inşaat sektöründe gerek ölümle, gerekse de yaralanmayla sonuçlanan kazalarda insan düşmeleri (yüksekten düşmeler) birinci sırada yer almaktadır. Ölümle sonuçlanan kazalarda elektrik çarpmaları ikinci, yaralanmayla sonuçlanan kazalarda ise tezgah ve makinaya uzuv kaptırma ikinci sırada yer almaktadır. Malzeme düşmeleri yaklaşık toplam kazadaki %10’luk oranla hem ölümle hem de yaralanmayla sonuçlanan kazalarda önemli bir yere sahiptir. Ölüm ve yaralanma sayıları ve oranları karşılaştırıldığında, kazaların kaza şiddetine dair de yorumlar yapmak mümkündür. Sözgelimi yaralanmaların %21’ini oluşturan tezgah ve makinalara uzuv kaptırmadan dolayı yalnızca bir ölüm vakasına rastlanırken, elektrik çarpmalarının büyük bir kısmı ölümle sonuçlanmıştır.

Kazazedelerin büyük bir kısmını vasıfsız işçiler oluşturmakta, ustalar ve teknik personel vasıfsız işçileri takip etmektedir. En tehlikeli inşaat şantiyelerinin ise bina şantiyeleri olduğu,iş kaleminin fazla olması ve genellikle küçük ve orta ölçekli firmalar tarafından gerçekleştirildiği için, bu projelerde iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı tespit edilmiştir.

SONUÇ

İş güvenliği konusunda dünyanın ve Türkiye’nin geldiği nokta içler acısı bir durumdadır. Gelişkin ülke istatistikleri de çok büyük başarıları göstermemektedir. İş güvenliğini yalnızca şirket politikalarına ve işçilere verilen kişisel koruyuculara indirgeyen yaygın anlayışın bir an önce değişmesi gerekmektedir. İş güvenliği devlet denetiminin en yoğun hissedileceği alan olmalı, bu konuda yaptırımlar gerçekleştirilmeli, iş güvenliği konusunda uzman teknik personel eğitimi için, üniversiteler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve meslek odalarının işbirliği ile lisans ve yüksek lisans programları açılmalı, yasal alandaki boşluk bir an önce giderilmeli, sendikaların bünyesinde de işçilere dönük iş güvenliği eğitimleri gerçekleştirilmelidir. Tüm bu hususlar bir acil eylem planı çerçevesinde yapılmalıdır. Aksi takdirde her gün en az üç veya dört işçinin ölümü kanıksanır hale gelecek, var olan durum daha da kötüye gidecektir.

Kaynaklar

Council of the European Communities, 1992. Implementation of Minimum Safety and Health Requirements at Temporary or Mobile Construction Sites. EC Directive 92/57/EEC

European Council, 1999. The Regulation of Working Conditions in the Member States of the EU, Part 4: Occupational Health and Safety, V. 1.

European Agency for Safety and Health at Work, 2002. The Use of Occupational Safety and Health Management Systems in the Member States of the European Union (Experiences at company level), Office for Official Publications of the European Communities,  Belgium

Gürcanlı, G.E. İnşaat Şantiyelerinde Bulanık Kümeler Yardımıyla Bir İş Güvenliği Risk Analizi Yöntemi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İTÜ, 2006

HSE, (1997). The costs of accidents at work,HSG96, Great Britain.

ILO, 2002. Guidelines on occupational safety and health management systems, ILO-OSH 2001, International Labour Office, Geneva.

ILO, 2002. Yearbook of Labour Statistics, Geneva,

International Labour Organization, 2005. World Day for Safety and Health at Work: A Background Paper, ILO InFocus Programme on SafeWork, Geneva

SSK İstatistik yıllıkları

T.C Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, 1999. AB ve Türkiye,  Ankara