Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, öğrencileri ve çalışanlarının oluşturduğu Boğaziçi Üniversitesi Soma Dayanışması, "Soma: Hakikat, Adalet ve Anma Sempozyumu" düzenliyor. İki gün sürecek sempozyuma, Somalı maden işçileri ve aileleri de katılıyor.
EMEK HAFTASI'NIN ÖNCÜLERİNDENDİ
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Boğaziçi Üniversitesi Soma Dayanışması üyesi Zeynel Gül, konuşmasının başında Kobane’de ölümsüzleşen MLKP savaşçısı Suphi Nejat Ağırnaslı'yı andı.
Ağırnaslı’nın Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin 2008 yılında Tuzla’da yaşanan iş cinayetlerine karşı başlayan ve daha sonra geleneksel hale gelen Emek Haftası’nın örgütleyicileri arasında yer aldığını söyleyen Gül, "O, adil bir dünya için, sıradan insanların hayatlarını büyülemek için çıktığı yolda, Kobane’de, IŞİD’e karşı mücadele ederken hayatını kaybetti. Soma ile Rojava’yı, Gezi ile bütün emek sömürüsünü birleştiren aklı ve eylemi mücadelemize rehberlik edecektir" dedi.
SOMA'NIN GERÇEKLERİ
Türkiye’nin iş cinayetlerinde Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada yer aldığını söyleyen Gül, AKP’nin döneminde 11 bin 282 işçinin yaşamını yitirdiğini, bu sayının kayıtdışı oranların da eklenmesiyle on binlere ulaştığını söyledi. Soma katliamı sonrasında "ölüm bu işin fıtratında var" şeklinde açıklamaları hatırlatan Gül, "İnsan yaşamını metalaştıran bu yaklaşım iş güvenliği ve işçi sağlığını maliyet olarak görmekte, işçi yaşamlarını 'ekonomide hızlı büyüme' propagandasının gölgesine itmektedir" dedi.
Soma’da yaşamını yitiren işçilerin ailelerini ziyaret ettiklerini hatırlatan Gül, "İşçilerin ifadesi ile kendilerini öldüren 3S -Sermaye, Siyaset ve Sendika (şirket yanlısı)- eliyle yaratılan cehenneme tanık olduk. Bu tanıklık elbette ki Soma’nın sadece Soma ile sınırlı olmadığına, daha geniş bir çerçevede ele alınması ihtiyacına işaret etti" dedi. Soma Katliamı'nın Türkiye emek tarihinin en vahşi cinayetlerinden biri olduğunu vurgulayan Gül, "Soma’da hayatın ortaya koyduğu gerçek, emeğin değersizleştirilmesinin, emekçinin bedenine ve diline nasıl kazındığıdır. Her gün ölüme giden, madende çalıştıkları alanda yemek yiyen, tuvalet ihtiyaçlarını gideren, yevmiye kesilecek endişesiyle olağanüstü hallerde bile madeni terk etmeyen, iş hiyerarşisi içerisinde üretim baskısı nedeniyle küfürlere, zaman zaman fiziksel şiddete maruz kalan, Soma sokaklarını dolduran bankaların borç baskılarıyla, sosyal güvenliği olmayan çocuklarının hastalanması korkusuyla madenleri dolduran bu işçilerin ‘en değerli’ olduğunu söylemek abesle iştigal değilse nedir?" diye konuştu.
GERÇEK ADALET İÇİN
Boğaziçi Soma Dayanışması olarak, adalet, hafıza ve hakikat mücadelesine katkı sunmasının ötesine geçerek, olası seçenekler üzerine kafa yormak gerektiğine inandıklarını belirten Gül, sempozyumun hem işçileri anma, hem de iş cinayetlerinin yaşanmaması için harekete geçme çağrısı olduğunu kaydetti. Gül, "Bizce adalet, intikam değildir. Adalet sadece bir suçun sahiplerinin ne kadar ağır olursa olsun cezalandırılması da değildir. Adalet, bir adaletsizlik durumunun bir daha gerçekleşmeyeceği koşulların ve yaşamın örgütlenmesidir" dedi.
BİRİKİM REJİMİ VE SOSYAL POLİTİKALAR
Sempozyum açılış konuşmasının ardından, Boğaziçi Üniversitesi’nden Ayşe Buğra ve Fikret Adaman "Türkiye’de birikim rejimi ve sosyal politikalar" üzerine genel bir görünüm sundu.
"Türkiye’de büyüme/kalkınma sorusu, sorunlar" başlıklı sunum yapan Adaman, "Yapısal dönüşüm, gelir dağılımı, yoksulluk, çalışanların yoksunluğu, sosyal harcamaların GSMH içindeki yeri, kamusal sosyal harcamalar, işsizlik, enformalite çalışma koşulları ve çevresel tahrip" başlıklarının tartışılması ve irdelenmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye’de işsizliğin yüzde 10, kadınlardaki iş gücüne katılımın yüzde 30, düşük kamu gelirinin yüzde 25, sosyal koruma harcamalarının yüzde 14 oranında olduğunu belirten Adaman, Türkiye’de yüksek yoksulluk oranının yüzde 20’lere ulaştığını kaydetti. Adaman, Türkiye’de bir işçinin olması gerekenin üstünde saatlerde çalıştırıldığını söyledi.
‘SOMA’YI SOMA’NIN ÖTESİNDE DÜŞÜNMELİYİZ’
Ayşe Buğra da yaptığı konuşmada, Soma katliamının Türkiye'deki gerçek çalışma koşullarının görülmesine neden olduğunu belirtti, "Soma'yı, Soma’nın ötesinde düşünmeliyiz. İstihdam ilişkileri ve sosyal politikalar alanında yaşanan sorunlara bakmak lazım" dedi. Buğra, "Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun 'insana yakışır iş' şeklinde bir kavram üzerinde durduğunu, bununla önemli olan bir iş yaratmanın değil, doğru, düzgün iş yaratmaktır" mesajı verildiğini söyledi.
Madencilik sektöründe toplu sözleşme ve sendikalaşma oranlarına ilişkin bilgiler veren Buğra, inşaat ve imalat iş kollarındaki iş cinayeti sayısında, madencilik iş kolunun da meslek hastalıkları konusunda ilk sırada olduğunu belirtti. Toplu işçi ölümleri yaşandığında dikkatlerin arttığını söyleyen Buğra, Soma’da yaşananların tek tek ölümlerin gözden kaçırılmamasının önemini gösterdiğini kaydetti. İş kazalarının özel işletmelerde daha çok yaşandığını vurgulayan Buğra, özelleştirme ve taşeronlaşma politikalarına dikkat çekti.
Fethiye Erbil'in Boğaziçi Soma Dayanışması’nın hazırladığı raporu sunmasının ardından Soma'da yaşamını yitiren işçiler ile Kobane’de şehit düşen Suphi Nejat Ağırnaslı için anma yapıldı. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü, Ağırnaslı’nın ölümsüzleşmesinin ardından düzenlediklerini belirttikleri Kürtçe, Ermenice ve Türkçe bir eseri seslendirdi.
Sempozyum, "Emeğin esnekleşmesi: taşeronlaşma ve sendikal mücadele" başlığıyla yapılacak tartışma ve konuşmalarla devam ediyor.
Boğaziçi Üniversitesi Soma Dayanışması’nın düzenlediği "Soma: Hakikat, Adalet ve Anma Sempozyumu" ilk günü "Emeğin esnekleşmesi: Taşeronlaşma ve sendikal mücadele" ve "Tarımda serbestleşme ve çiftçilerin yoksullaştırılması" başlıklı oturumlarla tamamlandı.
Öğleden sonra Zeynep Kadir’in yönettiği oturumda, Somalı işçiler Nihat Çelik ve Osman Kapçak ile akademisyen Alpkan Birelma, iktisatçı Erhan Bilgin ve Dev Maden-Sen Uzmanı Ethem Akdoğan konuştu.
Birelma, "Taşeronlaşma; emeğin örgütlü gücünü kırmak, sendikal örgütlülüğü azaltmaktır" dedi. Taşeronlaşmanın tüm iş kollarına yayıldığını belirten Birelma, Özel İstihdam Büroları’na dikkat çekti, bu projenin şimdilik, emek örgütlerinin mücadelesiyle yasalaştırılamadığını söyledi. Taşeron işçilerin kadrolulara göre daha fazla iş kazasına maruz kaldığını vurgulayan Birelma, AKP hükümeti döneminde taşeron çalışmanın nasıl yükselişe geçirildiğini istatistiklerle aktardı.
İktisatçı Bilgin, Soma’nın kendine özgü yanları olduğunu söyledi, katliamın henüz tüm yönleriyle kavranmadığını ve tartışılmadığını söyledi. Taşeronluğun kapitalizmde sistemli bir saldırı olduğunu söyleyen Bilgin, kamu eliyle adım adım yaygınlaştırıldığını söyledi. Sendikaların ihmallerine değinen Bilgin, "Taşerona karşı bütünlüklü bir mücadele verilemedi" dedi.
‘SÖMÜRÜ İÇİN SIRT SIRTA VERİLMİŞ’
Dev Maden-Sen Eğitim ve Örgütlenme Uzmanı Ethem Akdoğan oturumda yaptığı konuşmada, Soma’da yaşanan son durumu aktardı. Soma’nın etrafındaki köy ve komşu ilçelerle büyük bir havza olduğunu söyleyen Akdoğan, "13 bin maden işçisi var. Soma'ya geldiğinizde üç şey görürsünüz, Kaymakamlık, Maden-İş ve Belediye binası. Bu üç kuru yıllardır sömürü için sırt sırta verdiler. Katliamın altında da işveren, sendika ve devlet üçlüsü var" dedi. Madenlerdeki taşeronluk ile diğer işkollarındaki taşeron çalışmanın farklı olduğunu belirten Akdoğan, Dayıbaşı sistemini anlattı. Yırca’ya yapılmak istenen termik santral için doğa katliamı yapıldığını hatırlatan Akdoğan, zeytin ağaçları için dayanışma istedi. Sendika olarak Soma'da örgütlenme çalışması yürüttüklerini söyleyen Akdoğan, Türk-İş'e bağlı Maden-İş’in işverenle birlikte her türlü hileyi yaptığını, para dahi dağıtmaya başladığını kaydetti. Akdoğan, "Soma’da sorun sıkıntı bitmeyecek, maalesef iş kazaları bitmeyecek. Soma’dan gözlerinizi ayırmayın lütfen" çağrısında bulundu.
Somalı maden işçisi Nihat Çelik konuşmasına Maden şehitlerini anarak başladı, "Taşeronluk büyük bir sorun ama Soma’da başka bir sorun" derken, diğer işçi Osman Kapçak ise dayıbaşı sistemine dikkat çekti, "kraldan daha kralcılar. Bizden 8 saatte 16 saatlik iş yaptırmaya çalışıyorlar" dedi. Kapçak, sürekli işten atılmakla tehdit edildiklerini söyledi.
ÇİFTÇİLİK BİTİRİLDİ, İNSANLAR MADENE ZORLANDI
Sempozyumun öğleden sonraki ikinci oturumu "Tarımda serbestleşme ve çiftçilerin yoksullaştırılması" başlığıyla yapıldı. Bu oturumda Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu, Tütün-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim görevlisi Huricihan İslamoğlu ve Somalı işçi Oktay Uyan konuştu.
Akademisyen İslamoğlu, Soma başta olmak üzere bir çok yerde tarımın nasıl yok edildiği, çiftçilerin nasıl yoksullaştırıldığını aktardı. Soma Katliamı sonrasında "bu tarımda yaşanan tsunami nedeniyle ortaya çıkan çaresizliğin sonucudur" fikrine vardığını belirten İslamoğlu, yasalarla Soma ve çevresinde üretici sayısının hızla düşürüldüğünü söyledi.
Oturumda yapılan diğer konuşmalarda da bölgede çiftçiliğin bitirilmesiyle insanların madenlere yönelmek zorunda kaldığını dikkat çekildi. Soma'dan gelen işçi Oktan Uyan, madende çalışmadan önce tütün ve zeytin üreticiliği yaptığını belirtti. "Tütün çok zahmetli bir iştir. Buna rağmen emeğimizin karşılığını alıyorduk. Ta ki TEKEL’in özelleştirilmesi ve ardından getirilen kotalara kadar" dedi.
Yırca Köyü'nden geldiğini belirten Uyan, şimdi de zeytin üreticiliğine göz dikildiğini söyledi.
Sempozyum yarın, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük binasında panel ve forumlarla devam edecek.