Her gün isyan ettiğimiz bu sisteme ve onun şiddet araçlarına karşı sokakta seslerimizi birleştirdiğimiz yegane dayanışma günü: 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü…
Kapitalizmin kendini var etme araçlarından biri olan ataerkil işleyiş, çalışma yaşamında ve devlet politikalarında kadınların üzerine kara bir gölge gibi düşüyor. Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların emekleri de kimlikleri de bedenleri de eziliyor, sömürülüyor. Ülkemizde ücretli ve ücretsiz kadın emeği türlü biçimlerde değersizleştirilirken kadın merkezli bir işçi sağlığı ve güvenliği politikasının da olmadığını görüyoruz.
12 yıllık AKP iktidarı döneminde kadın cinayetlerinin yüzde 1400’ler civarında artmasının, her gün ortalama 4 kadının erkekler tarafından katledilmesinin, taciz-tecavüz olaylarının neredeyse sıradanlaşmasının yanı sıra “kutsal aile” tezleri ile hane içinde “ev kadını” olarak kadınların emeği daha da görünmez kılınıyor. Farklı sektör ve iş kollarında çalışan kadınların güvenli ve güvenceli çalışma koşulları sağlanmıyor; başlarına gelen herşey basit kaza, kader ve ‘fıtrat’ olarak kabul ediliyor.
Diğer taraftan Zonguldak, Soma, Ermenek örneklerinde olduğu gibi madenlerde meydana gelen iş cinayetlerinden sonra yalnız kalan kadınlar üzerinde toplumsal baskının, erkek egemen tahakkümün arttığını, kadınların kendi gelecekleri hakkında söz ve karar sahibi olmalarının engellediğini, kadınlara kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak istihdam olanaklarının ve çocuk bakımı için kreş desteğinin sağlanmadığını görüyoruz.
Soma’da yaşamını yitiren 301 madencinin ardında kalan hayatları, birer “aile” dramı biçiminde izleyerek kadınların yaşamda kalma mücadelelerine ek olarak kendi varlıklarını da kabul ettirme mücadelelerinin bulunduğuna şahit oluyoruz. Bütün bunların merkezi ve yerel yönetimlerde kadından yana böyle bir bakış açısının olmamasından kaynaklandığını da tespit etmekte zorlanmıyoruz. Zira ülkemizde kadının adı ilgili Bakanlık'tan bile kaldırılarak yok sayılıyor.
Kadınların yaşamlarındaki baskı ve şiddet araçlarını duyabildiğimiz alanlar dahi ne yazık ki onların varlığını tüketen olaylar ile gerçekleşiyor. Son dönemlerde yaşananları anımsayarak tablonun ne kadar vahim olduğunu anımsayabiliriz. 31 Ekim günü Isparta’nın Yalvaç İlçesi yakınlarında elma toplayan mevsimlik tarım işçilerini taşıyan midibüsün yol kenarındaki su tahliye kanalına devrilmesi sonucu 17 işçi yaşamını yitirdi. Sürücü dışında can verenlerin 15’i kadın işçi, birisi ise okul harçlığı için annesiyle çalışmaya giden 15 yaşındaki bir çocuktu. 27 kişi kapasiteli bir ulaşım aracına 45 işçinin bindirildiğini bu iş cinayeti ile duyduğumuz olay, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin yalnızca kağıt üstünde işleyen bir hal olduğunu gösteriyor. 19 Kasım’da ise Antalya Organize Sanayi Bölgesinde 2 kadın işçi yaşanan patlama sonucu hayatını kaybetti. Bu yıl ise tespit edebildiğimiz kadarıyla toplam ‘’en az’’ 113 kadın işçi iş cinayetine kurban gitti.
Ev içinde verilen emeğin görülmemesi; işe alma koşullarının zorlaştırılması, kimi zaman cinsiyetçiliğin çok açık uygulanması; işten çıkarılmada kadın olmanın bile basit bir bahane olması; işsizlik sopası ile kayıtsız, güvencesiz, güvenliksiz, düşük ücretli işlerin reva görülmesi; yaşanılan sağlık sorunlarının kadın olmaya bağlanması; iş yerlerindeki potansiyel risk ve tehditlerin cinsiyet körü bir anlayışla kadınlar düşünülmeden yok sayılması; kadınlara örgütsüzlüğün, sendikasızlığın dayatılması gibi devletin ve sermayenin ekonomik şiddetinin yanı sıra Ortadoğu’da yaşanan savaş ve çatışmalarda, IŞİD terör çetesinin saldırılarında yine kadınlar hedef seçiliyor…
Yaşanan erkek şiddetine, devlet ve sermaye şiddetine dur demek için sınırları aşarak, sisteme isyan eden kadınların sesine güç katan direnişlere şahit oluyoruz. Kobane için direnen, zılgıtları ile IŞİD çetesine korku salan puşili kadınları görüyoruz… Deniz Fırat’ı şiddeti resmederken kaybediyoruz, Kader Ortakaya’nın özgürlük istenci ile atan yüreğini durduran devlet şiddetine tanık oluyoruz, gülüşü ile tanıdığımız bir kadını Arin’i görüyoruz bedenine sığmayan cesareti ile… ve Reyhaneh Jabbari’nin sesini duyuyoruz “Dünya bana yaşamak için 19 yıl verdi”…
İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kadın Meclisi olarak her nereden ve kimden gelirse gelsin şiddetin her türlü biçimini reddettiğimizi, şiddete uğrayan ve şiddete karşı mücadele veren bütün kadınlarla dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyor; iş cinayetlerinde yaşamını yitiren kadınların adını saygıyla bir kez daha anıyoruz.
Erkek egemen zihniyetin hayatın her alanına zuhur ettiği yaşamımızda ne evde ne iş yerinde ne de sokakta yaşam için öldürülmek istemiyoruz. Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz hakkındaki tüm söz haklarına sahip çıkarak artarak devam eden bu şiddete artık yeter diyoruz…