
Türk Tabipleri Birliği ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Van-Erciş Depremi'nin bir haftalık değerlendirmesini, bugün (1 Kasım 2011) TTB'de düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştılar. TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, TTB Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Kolu Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Harun Balcıoğlu, SES Genel Başkanı Dr. Çetin Erdolu, SES Genel Sekreteri Mehmet Sıddık Akın ve SES Merkez Yürütme Kurulu üyesi Aslıhan Han'ın katılımıyla düzenlenen basın toplantısında, TTB ve SES'in deprem bölgesindeki inceleme ve değerlendirmeleri aktarıldı.
01 Kasım 2011
TTB SES Ortak Basın Açıklaması
Bilindiği gibi Van’da 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen deprem 600’den fazla yurttaşımızın hayatını kaybetmesine, binlerce yurttaşımızın yaralanmasına, evsiz kalmasına neden olmuş ve tüm ülkeyi derinden üzmüştür. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) deprem sonrası ilk saatlerden itibaren bölgeye değerlendirme için bir ekip göndererek sağlık hizmetleri ve koordinasyon konularında katkı sunmaya çalışmaktadır. Deprem sonrası ilk günlerde üç farklı rapor ile deprem bölgesine ilişkin durumu, faaliyetleri ve önerilerini paylaşan TTB ve SES, bölgede görevlendirdiği bir ekiple yeni bir durum değerlendirmesi yapmıştır. Van İl Merkezi ile Erciş İlçe ve köylerinde 28-29-30 Ekim tarihlerinde incelemeler yapılarak hekimler, sağlık çalışanları, kurum yetkilileri ve halkla görüşülmüş ve çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Hazırlanan raporun özeti aşağıda sunulmuştur:
VAN- ERCİŞ Depremi 7. Gün Değerlendirme Raporu Özeti
Bilindiği gibi deprem gibi doğal afetlerle baş edebilme deprem öncesi hazırlıklılıkla yakından ilişkilidir. Depremin yarattığı etkinin boyutunu etkileyen faktörler arasında nüfus yoğunluğu, yapı stoku kalitesi, afet planlarının var olup olmaması, bölgenin nüfus ve sosyoekonomik yapı özellikleri, bölgedeki eşitsizlik düzeyi, sağlık hizmetlerinin ve sağlık kurumlarının yapısı, işlevselliği ve hizmete erişim vb. bir çok faktör yer almaktadır. Bu açıdan deprem bölgesinin bazı özelliklerine kısaca değinmek yararlıdır.
Bu özelliklere sahip bölge depremle yeni ve derin sorunlarla karşı karşıya kalmıştır: 600’den fazla ölüm, 2500’den fazla yaralı ve 28 Ekim tarihli resmi açıklamalarave tamamlanmamış hasar tespit çalışmalarına göre 8000 civarında oturulamaz durumda hane, evsiz kalan ya da artçı sarsıntılar nedeniyle evine giremeyen, ağır kış koşullarında, dondurucu soğukta sokakta kalan binlerce insan.
Böyle bir manzara karşısında deprem bölgesinde faaliyetlerini sürdüren TTB ve SES ekibi, değerlendirmelerini aşağıdaki başlıklarda paylaşmaktadır:
BARINMA
Bölgede barınma en öncelikli ve hayati sorun başlığı olarak dikkat çekmektedir. Hükümet tarafından yapılan açıklamalara göre 700 bin kişi bu depremden etkilenmiştir. Oturulamaz durumda olan hane sayısının 8000’den fazla olduğu düşünüldüğünde, muhtemelen önümüzdeki günlerde tamamlanacak hasar tespit çalışmalarıyla kesinleşecek olsa da bölgenin kalabalık nüfus yapısı da dikkate alınarak 40-50 bin kişinin yerinden olmuş kişi durumunda olduğu, diğer bir tanımlamayla evsiz kaldığı ve bu kışı sokakta geçirmek durumunda kalacağı tahmin edilebilir. Bu nedenle başta bu grup olmak üzere depremden etkilenenlerin barınma gereksinimi acil olarak giderilmelidir.
Bugün itibarı ile bölgenin en önemli sorunu evi kullanılamaz/oturulamaz durumda olan nüfusun kışı nasıl geçireceğidir. Bölgenin ağır kış koşulları düşünüldüğünde çadır bir barınma seçeneği olarak mümkün olan en kısa süre için tercih edilmelidir. Kızılay yetkililerinden öğrenildiği kadarıyla ikinci aşama olarak planlanan kışlık çadır, Mevlana evi kurulması ve kalıcı konut yapımı sürecinin hızlandırılması kritiktir. Kışlık da olsa çadırların bu şartlar altında en kötü barınma seçeneği olduğu, diğer bir deyişle çadırın barınmayla eşdeğer görülmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Bölgede barınma sorunu sadece kışlık çadır temin etmenin ötesinde geçici yaşam alanı oluşturma, ısınma ve beslenme ihtiyaçları ile birlikte ele alınmalıdır.
Bölgede yapılan çadır alanları ile ilgili incelemelerde elde veriler aşağıdaki gibidir:
Gerek Van’da gerekse Erciş’te kurulan çadır alanlarının bu tip afetler sonrası oluşturulan geçici yerleşim birimleri alanlarının standartlarına kesinlikle uymadığı gözlenmiştir. Bu alanlarla ilgili sorunlar aşağıdaki başlıklarda toplanabilir:
SAĞLIK HİZMETLERİ
Öncelikle deprem sonrası bölgede sağlık hizmeti veren tüm sağlık çalışanlarına özverili çalışmalarından dolayı şükran borçluyuz. Depremi yaşayan sağlık çalışanları depremin ilk dakikalarından itibaren yoğun bir hayat kurtarma çabası içine girmiştir. Depremin Pazar günü olması, hastaneler dışındaki resmi sağlık kurumlarının kapalı olması ve hastanelerde de sadece nöbetçi personelin bulunması sağlık kurumlarını ağır bir yükün altında bırakmıştır. Ancak gerek depremi atlattıktan hemen sonra ailelerini bırakarak hastanelere koşan sağlık çalışanları gerekse de bölge illerden hızla deprem bölgesine intikal eden görevli/gönüllü tüm sağlık çalışanları el birliği ile kayıpları azaltmaya çalışmışlardır.
Bölgede sürdürülen sağlık hizmetleri Van ve Erciş şehir merkezlerindeki yerleşik sağlık kuruluşlarında ve deprem sonrası kurulan sağlık hizmet birimlerinde yapılan yerinde gözlem ve incelemelerde değerlendirilmiştir. Ziyaretlerde başhekimler, başhekim yardımcıları, hastane yöneticileri ve sağlık çalışanları ile görüşülmüştür.
Bu kapsamda ziyaret edilen sağlık kurumları:
Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yüzüncü Yıl Tıp Fakültesi Hastanesi, Van Çocuk Hastanesi, Van Kadın Doğum Hastanesi, Van İpekyolu Devlet Hastanesi, Erciş Devlet Hastanesi, Erciş Toplum Sağlığı Merkezi, Sağlık Bakanlığı Sahra Sağlık Birimi, Çadırkent Sağlık Birimleri (özel hastane gönüllü birimi), Diğer sağlık kurumları
Gerek Van ve gerekse Erciş merkezinde yürütülmekte olan sağlık hizmetlerine ilişkin gözlenen genel sorunlar ve öneriler şu şekildedir:
BESLENME
Deprem sonrası yaşanan önemli sorun başlıklarından biri de beslenmedir. Özellikle ilk günler ciddi bir gıda sıkıntısı yaşanmıştır. Beslenme ile ilgili olarak aşağıdaki başlıklar dikkat çekmektedir:
ÇEVRE SAĞLIĞI, SU ve SANİTASYON
YARDIMLAR
Bölgeye gelen yardımların dağıtımı karmaşık sorunlara neden olmaktadır. Görüşmeler sırasında depremzedeler genel olarak, yardımların başlangıçta yetersiz olduğunu, gelen yardımların adil bir şekilde dağıtılmadığını, gerçek ihtiyaç sahiplerinin çoğu zaman yardımlardan yararlanamadığını, yardımlarda kayırmaların olduğunu ve bu kayırmaların da siyasi görüş ve parti taraftarlığı üzerinden yapıldığını ifade etmişlerdir. Bu anlamda halkın yetkililere olan güveninin azaldığı izlenmiştir.
Yetkililerden alınan bilgiye göre, Erciş’e iletilen yardımlar şehir girişinde kontrol edilerek Erciş Şeker Fabrikası bahçesine alınmakta, burada tasnif edilmekte ve muhtar, belediye meclis üyesi ve polis nezaretinde mahallelere dağıtılmaktadır.
Başlangıçta ciddi bir yardım kaosu olsa da, deprem bölgesine yapılan yardımlar ve ilgi giderek artmaktadır. Yardımların ihtiyaçlar kapsamında ve uzun süreli olması gerekmektedir. Henüz erken dönemde olunduğu düşünüldüğünde uzun vadeli bir yardım organizasyonu ve planı yapılmasına gereksinim vardır.
KOORDİNASYON SORUNLARI
Genel olarak değerlendirildiğinde deprem sonrası yürütülen çalışmalarda koordinasyonsuzluk dikkati çekmektedir. Bölgede deprem öncesi farklı nedenlerle yaşanan siyasi gerilimlerin bir şekilde hizmetlere yansıdığı düşünülmüştür. Özellikle yerel yönetimler ile yürütme organına bağlı resmi kurumlar arasında yeterli işbirliğinin sağlanamadığı izlenmiştir. Bu durum çalışmaların etkinliğini azaltmaktadır.
Bölgenin depremden önce zaten var olan altyapı sorunları yoğunlaşmıştır. Bu anlamda bölgenin toparlanması zaman alacaktır.
KATKI-KATILIM PAYI
Yaşanan felakete karşılık özellikle ilaç katılım payının alınmaya devam edilmesine ilişkin SGK tebliği deyim yerindeyse “skandal” olarak nitelendirilmelidir. Afet yasasına ve 5510 sayılı SSGSS yasasına aykırı olan bu durumu açığa çıkartan Ankara Tabip Odasının yaptığı basın açıklaması ve TTB Merkez Konseyinin SGK Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığına yazdığı yazı sonrasında uygulamanın kaldırıldığı bilgisi edinilmiştir. SGK’nın bu girişimi kabul edilemez ve devletin sosyal güvenliğe bakışını açık olarak ortaya koyan bir yaklaşımdır.
SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SORUNLARI
Sağlık çalışanları depremin ilk dakikalarından itibaren büyük bir çaba ve gayretle hiç durmadan çalışmışlardır. Yaşadıkları deprem travmasına bir de kaybettikleri hastaları, yakınları, arkadaşları ile müdahale ettikleri hastaların eklendiği düşünüldüğünde yaşadıkları sorunların ağırlaşacağı açık olarak görülebilir. Günlerce çalışmak durumunda kalmışlar, çoğu aileleri ve evleriyle ilgilenememişlerdir.
Depremzede sağlık çalışanlarında aşırı yorgunluk, akut stres belirtileri ve tükenmişlik görünümü mevcuttur. Bir an önce uygun bir programla dinlendirilmeleri gereklidir. Bölgeye rotasyonla gönderilecek sağlık personelinin de görev tanımları ve görev süreleri belirli olmalı, bölgede kalacakları süre içerisinde olanaklar ölçüsünde barınma sorunları giderilmelidir. Bu amaçla zarar görmemiş kamu binaları kullanılabilir.
Depremzede sağlık çalışanlarına yönelik özel bir “Psikososyal Destek Programı” başlatılmalıdır.
Deprem sağlık çalışanları arasında dayanışma duygularını güçlendirmiştir. Ancak zamanla yönetsel sorunlar nedeniyle 1999 depremlerinde görüldüğü gibi personel arasında çatışmalar çıkabilmektedir. Bu sorunları önlemek ve gidermek Sağlık Bakanlığı’nın öncelikli görevidir.
Bölgeye gönderilecek sağlık çalışanları “Olağandışı durumlarda sağlık hizmetleri” eğitimlerinden geçirilmelidir. Bu konuda 1991 yılından bu yana eğitim veren TTB katkı sunmaya hazırdır.
Deprem gibi kitlesel ölüm ve yaralanmaların yoğun olduğu afetlerde sağlıkçılar gibi kritik görevlerde bulunan kamu görevlilerinin ailelerine yönelik olarak bir düzenleme yapılmamaktadır. Bu durum yaşanan sorunları arttırmaktadır. Normal zamanlarda sağlık personelini “Stratejik Personel” olarak gören ve eş durumu tayinlerini kısıtlayan, engelleyen hekim ailelerinin bütünlüğünü bozan Sağlık Bakanlığı’nın afet durumlarında da sağlık çalışanlarının stratejik personel olduğunu hatırlaması ve bu stratejik personelin hayatını zorlaştıran değil, kolaylaştıran bir şekilde çalışmalarını planlamasını bekliyoruz.
Bölgede personel planlaması yapılmalıdır. Bu planlama orta ve uzun vadeli olmalı, bölgenin olası ihtiyaçları göz önüne alınarak yapılmalıdır.
Sağlık çalışanlarından hayatını kaybeden meslektaşlarımızı saygıyla anıyoruz.
VAN VE ERCİŞ BÖLGESİNDE SOSYAL HİZMET ÇALIŞMALARINA DAİR GÖZLEMLER
Van ve Erciş bölgesindeki depremin ardından, insanların yaşamlarını alt üst eden, yeni bir durum ve yeni sorunlar yaratan afetin gerçekliği 7. gününde daha da ortaya çıkmıştır. Ailesini kaybedenler, yaralananlar, işini – evini, mal varlığını, her şeyini tamamen kaybedenler bu kayıplara ek olarak gerekli hizmetlerin yerinde ve zamanında verilmemesinin sonucu olarak daha da büyük bir psikolojik yıkım yaşamaktadırlar.
Depremin ilk günlerinde bölgede görev yapan sosyal hizmet emekçileri de depremden olumsuz etkilenmişlerdir. Birçok sosyal hizmet çalışanı ailesiyle beraber bölgeden ayrılmıştır. Depremde iki sosyal hizmet kuruluşu hasar görmüş, kadın sığınma evi oturulamaz duruma geldiği için kalanlar yakın illere gönderilmiştir. Van merkezde bulunan toplum merkezinde ilerleyen günlerde sosyal hizmet kriz masası oluşturulmaya, acil gelişen ihtiyaçlara cevap verilmeye çalışılmıştır. Genel Müdürlük tarafından diğer illerden görevlendirilen meslek elemanları 7. gün ulaşmış olup, Genel Müdürlüğün gönderdiği “Van afet bölgesi alan tarama formu” ile alan taraması başlatılmıştır.
Sosyal hizmetlerin sunumu açısından toplumla çalışma ve toplum organizasyonu ekseninde ciddi yetersizlikler görülmüş, kısa sürede ve alana etkin düzeyde girilmediği tespit edilmiştir.
İl Afet Acil Durum Müdürlüğü’ne gidilerek kriz masasında sosyal hizmetlerden bir yetkili aranmış, ancak İl Sağlık Müdür Yardımcıları ve Kızılay yetkilileri sosyal hizmetlerden hiç kimsenin kriz masasında görevlendirilmediğini ifade etmişlerdir. Kriz masasında görevlendirilen ruh sağlığından sorumlu İl Sağlık Müdür Yardımcısı ile görüşme yapılmış, yapılan çalışmalar hakkında bilgi alınmış, psiko-sosyal destek boyutunun şu ana kadar bir psikolog üzerinden (İstanbul il Sağlık Müdürlüğü’nün görevlendirdiği) yalnızca arama kurtarma çalışmalarına katılan ve dönen görevlilere yönelik grup terapisi yapıldığı öğrenilmiş, depremzedelere yönelik hizmet verilmediği, kendilerine gönüllü psikologların ve psikiyatristlerin başvurduğunu ancak onları henüz koordine edemediklerini, bazı gönüllüleri Erciş’e yönlendirdiklerini ifade etmişlerdir. Kriz masasında görevli psikologa gelen müracaatlar olduğunu, adreslerini almak dışında görüşme yapılamadığını, bir an önce psikolojik destek sürecinin başlatılması gerektiğini belirtmişlerdir. Yakınını kaybedenler, sakat kalanlar, evinin ve bütün birikiminin yok olduğunu düşünenlerin psikolojik durumları daha vahimdir. Yaşadığı kayıp ne kadar çoksa depremden o kadar fazla etkilendiği görülmüştür.
Erciş ilçesine bağlı mahallelerde ve Çelebibağ beldesinde yapılan çalışmalarda hayatta kalabilenlerin çoğunluğunda büyük oranda akut stresle ilişkilendirilebilecek belirtiler yaşadıkları saptanmıştır. Yakınlarını kaybeden ailelerin mahallelerde taziye çadırları açtıkları görülmüş, ancak yetkililerce ziyaret edilmediklerinden dolayı büyük oranda şikâyetçi olmuşlardır. Gezilen mahallelerde, çadırlarda çok sayıda çocuğun yaşadığı saptanmış ve bu çocukların psikolojik açıdan yetişkinlerden çok daha kötü durumda olduğu görülmüştür. Çocuklarda korku, panik, çığlık atma, ağlama nöbetleri, kâbus görme gibi belirtiler tarif edilmiştir.
Yapılan görüşmelerde halk kendilerini güvende hissetmediklerini, kötü yaşam koşullarının psikolojilerini daha da bozduğunu, çadır kentlerde veya kendi olanaklarıyla yıkılan evlerinin yakınında çadırlarda yaşamak zorunda kalan aileler yaşadıkları travma sonucu ortaya çıkan stres sorunları ile başa çıkamadıklarını, çocukların kaygı düzeylerinin yüksek olduğunu, ailelerin çocuklarına yardımcı ve destek olacak bilgi ve becerilere sahip olmadığını, özellikle kadın ve çocukların eskiye göre çok daralan yaşam alanlarının sorunlarını artırdığını, özellikle Erciş’te önceden bölgede sosyal hizmetler açısından koruyucu – önleyici çalışmaların yeterince ve yaygın yapılmadığını, buna bağlı olarak da afet sonrası rehabilite edici hizmetlerin planının ve hazırlığının olmadığını ifade etmişlerdir.
Sosyal Hizmetler Açısından Öneriler
SONUÇ VE ÖNERİLER
Van-Erciş depremi etkileri uzun sürecek ağır sorunlara neden olmuştur. Van depremi bir kez daha göstermiştir ki, bir deprem ülkesi olan ülkemizde depreme karşı önlem almayı değil enkaz altında mucize aramayı tercih ediyoruz. Kamu yöneticilerinin neredeyse hepsi kelimesi kelimesine aynı olan başsağlığı mesajlarında şablon değil içerik değişiyor sadece.
1999 depremlerinden beri ne kadar yol aldığımız özellikle ilk 24 saate bakarsak açıkça ortaya çıkmıştır. Organizasyonsuzluk, koordinasyon bozukluğu, eşgüdümsüzlük gibi sözcükler depremlerle özdeşleşmiştir.
TTB ve SES olarak yaptığımız son değerlendirmede aşağıdaki başlıkları vurgulamak istiyoruz:
Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası bölgeyi yakından izlemeyi ve değerlendirmeyi sürdürecektir. Belirli sürelerle bölgede inceleme ve değerlendirmeler yapılarak süreç izlenecek ve sonuçlar raporlandırılarak kamuoyu ile paylaşılacaktır.