Van-Erciş Depremi 7. gün değerlendirmesi

Türk Tabipleri Birliği ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Van-Erciş Depremi'nin bir haftalık değerlendirmesini, bugün (1 Kasım 2011) TTB'de düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştılar. TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, TTB Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Kolu Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Harun Balcıoğlu, SES Genel Başkanı Dr. Çetin Erdolu, SES Genel Sekreteri Mehmet Sıddık Akın ve SES Merkez Yürütme Kurulu üyesi Aslıhan Han'ın katılımıyla düzenlenen basın toplantısında, TTB ve SES'in deprem bölgesindeki inceleme ve değerlendirmeleri aktarıldı.

 

01 Kasım 2011

TTB SES Ortak Basın Açıklaması

Bilindiği gibi Van’da 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen deprem 600’den fazla yurttaşımızın hayatını kaybetmesine, binlerce yurttaşımızın yaralanmasına, evsiz kalmasına neden olmuş ve tüm ülkeyi derinden üzmüştür. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) deprem sonrası ilk saatlerden itibaren bölgeye değerlendirme için bir ekip göndererek sağlık hizmetleri ve koordinasyon konularında katkı sunmaya çalışmaktadır. Deprem sonrası ilk günlerde üç farklı rapor ile deprem bölgesine ilişkin durumu, faaliyetleri ve önerilerini paylaşan TTB ve SES, bölgede görevlendirdiği bir ekiple yeni bir durum değerlendirmesi yapmıştır. Van İl Merkezi ile Erciş İlçe ve köylerinde 28-29-30 Ekim tarihlerinde incelemeler yapılarak hekimler, sağlık çalışanları, kurum yetkilileri ve halkla görüşülmüş ve çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Hazırlanan raporun özeti aşağıda sunulmuştur:

VAN- ERCİŞ Depremi 7. Gün Değerlendirme Raporu Özeti

Bilindiği gibi deprem gibi doğal afetlerle baş edebilme deprem öncesi hazırlıklılıkla yakından ilişkilidir. Depremin yarattığı etkinin boyutunu etkileyen faktörler arasında nüfus yoğunluğu, yapı stoku kalitesi, afet planlarının var olup olmaması, bölgenin nüfus ve sosyoekonomik yapı özellikleri, bölgedeki eşitsizlik düzeyi, sağlık hizmetlerinin ve sağlık kurumlarının yapısı, işlevselliği ve hizmete erişim vb. bir çok faktör yer almaktadır. Bu açıdan deprem bölgesinin bazı özelliklerine kısaca değinmek yararlıdır.

  • Van, toplam il nüfusu 2010 TÜİK verilerine göre yaklaşık 1 milyon olan büyük bir ildir.
  • Nüfusun %48’i kırsal alanda %52’si il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır.
  • Nüfusun %41’ini 0-14 yaş çocuk, %24’ünü de 15-49 yaş kadınlar oluşturmaktadır. 65 yaş üstü nüfus %3 civarındadır.
  • Van, Türkiye’nin işsizlik istatistiklerinde ilk üçtedir.2010 yılı TÜİK verilerine göre, işsizlik oranının en yüksek olduğu üçüncü ildir (%17.2).
  • SGK verilerine göre Van’da toplam nüfusun %52’si yeşil kartlıdır. Yaklaşık 28 bin kişinin ise hiçbir sosyal güvencesi yoktur.
  • Van İl Halk Sağlığı Laboratuarı web sayfasına göre, 2008 yılı içme suyu analiz sonuçlarına göre il genelinde içme suyu numunelerinin %44’ü kirlidir.

Bu özelliklere sahip bölge depremle yeni ve derin sorunlarla karşı karşıya kalmıştır: 600’den fazla ölüm, 2500’den fazla yaralı ve 28 Ekim tarihli resmi açıklamalarave tamamlanmamış hasar tespit çalışmalarına göre 8000 civarında oturulamaz durumda hane, evsiz kalan ya da artçı sarsıntılar nedeniyle evine giremeyen, ağır kış koşullarında, dondurucu soğukta sokakta kalan binlerce insan.

Böyle bir manzara karşısında deprem bölgesinde faaliyetlerini sürdüren TTB ve SES ekibi, değerlendirmelerini aşağıdaki başlıklarda paylaşmaktadır:

BARINMA

Bölgede barınma en öncelikli ve hayati sorun başlığı olarak dikkat çekmektedir. Hükümet tarafından yapılan açıklamalara göre 700 bin kişi bu depremden etkilenmiştir. Oturulamaz durumda olan hane sayısının 8000’den fazla olduğu düşünüldüğünde, muhtemelen önümüzdeki günlerde tamamlanacak hasar tespit çalışmalarıyla kesinleşecek olsa da bölgenin kalabalık nüfus yapısı da dikkate alınarak 40-50 bin kişinin yerinden olmuş kişi durumunda olduğu, diğer bir tanımlamayla evsiz kaldığı ve bu kışı sokakta geçirmek durumunda kalacağı tahmin edilebilir. Bu nedenle başta bu grup olmak üzere depremden etkilenenlerin barınma gereksinimi acil olarak giderilmelidir.

Bugün itibarı ile bölgenin en önemli sorunu evi kullanılamaz/oturulamaz durumda olan nüfusun kışı nasıl geçireceğidir. Bölgenin ağır kış koşulları düşünüldüğünde çadır bir barınma seçeneği olarak mümkün olan en kısa süre için tercih edilmelidir. Kızılay yetkililerinden öğrenildiği kadarıyla ikinci aşama olarak planlanan kışlık çadır, Mevlana evi kurulması ve kalıcı konut yapımı sürecinin hızlandırılması kritiktir. Kışlık da olsa çadırların bu şartlar altında en kötü barınma seçeneği olduğu, diğer bir deyişle çadırın barınmayla eşdeğer görülmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Bölgede barınma sorunu sadece kışlık çadır temin etmenin ötesinde geçici yaşam alanı oluşturma, ısınma ve beslenme ihtiyaçları ile birlikte ele alınmalıdır.

Bölgede yapılan çadır alanları ile ilgili incelemelerde elde veriler aşağıdaki gibidir:

  • Van stadyum çadırkent yerleşim alanı: 336 çadır, 1800 nüfus, 2 tuvalet
  • Erciş 1 no’lu çadıryerleşim alanı: 90 çadır
  • Erciş şehir stadı çadıryerleşim alanı (merkeze 4 km): Birinci bölge 170 çadır, 1580 nüfus, 20 tuvalet ikinci bölge, 51 çadır, 225 nüfus.

Gerek Van’da gerekse Erciş’te kurulan çadır alanlarının bu tip afetler sonrası oluşturulan geçici yerleşim birimleri alanlarının standartlarına kesinlikle uymadığı gözlenmiştir. Bu alanlarla ilgili sorunlar aşağıdaki başlıklarda toplanabilir:

  • Genel olarak etkilenen nüfus göz önüne alındığında geçici barınma alanlarının yetersiz olduğu gözlenmiştir. Yetkililer tarafından Erciş’te barınma gereksinimi olan aile sayısı 3000–3500 olarak ifade edilmesine karşın çadır alanlarında barınan kişi sayısı çok azdır.
  • Çadır alanlarında yeterli tuvalet ve banyo bulunmamaktadır. Var olanların ciddi bir hijyen sorunu vardır.
  • Çadır alanlarında kurulan yemek pişirme yerlerinin hijyen açısından uygun mutfak alanlarında bulunmadığı görülmüştür. Depremin üzerinden yedi gün geçmesine rağmen mutfak ve toplu yemek yeme alanlarının düzenlenmemiş oluşu şaşırtıcıdır. Çadır alanlarında sosyal birimler henüz oluşturulmamıştır.
  • Özellikle kırsal yerleşim yerlerinde geçici barınma gereksinimi oluşan nüfusun ihtiyaçlarına yönelik sistematik bir çalışma gözlenmemiş, köylerde yaşayanların ise sorunlarını kendi başlarına çözme çabası içinde oldukları görülmüştür.
  • Çadır aralarının 1.5-2 m arasında değiştiği görülmüştür. Bu durum çadırlar arasında geçişi sağlayacak yeterli mesafe bırakmamakta ve yangın vb durumlarda yayılımı kolaylaştırma riski taşımaktadır. Yerinde gözlem ve değerlendirme yapılırken Erciş’teki en büyük çadır alanı olan Erciş Şehir Stadı Çadırkent yerleşim alanında bir çadırda yangın çıktığı, kısa sürede çevrede bulunanlarca fark edilip söndürüldüğü bilgisine ulaşılmıştır. Erciş’teki en büyük çadır alanında bir yangının çıkmış olması ilerideki günlerde de bu riskin yeni bir afete neden olabilecek kadar ciddi olduğunu düşündürmektedir.
  • Yukarıda sıralanan sorunların çoğunun, çadır alanlarının yer belirleme ve uygun yer ayarlama süreci sağlıklı bir şekilde tamamlanamadan acele bir şekilde kurulmasına bağlı olduğu yetkililerce ifade edilmiştir.
  • Çadır alanlarında sağlık hizmetleri henüz tam olarak oturtulamamıştır. Çoğunlukla sabit bir sağlık birimi bulunmamakta, hizmet ağırlıklı olarak 112 ekipleri tarafından verilmektedir.

SAĞLIK HİZMETLERİ

Öncelikle deprem sonrası bölgede sağlık hizmeti veren tüm sağlık çalışanlarına özverili çalışmalarından dolayı şükran borçluyuz. Depremi yaşayan sağlık çalışanları depremin ilk dakikalarından itibaren yoğun bir hayat kurtarma çabası içine girmiştir. Depremin Pazar günü olması, hastaneler dışındaki resmi sağlık kurumlarının kapalı olması ve hastanelerde de sadece nöbetçi personelin bulunması sağlık kurumlarını ağır bir yükün altında bırakmıştır. Ancak gerek depremi atlattıktan hemen sonra ailelerini bırakarak hastanelere koşan sağlık çalışanları gerekse de bölge illerden hızla deprem bölgesine intikal eden görevli/gönüllü tüm sağlık çalışanları el birliği ile kayıpları azaltmaya çalışmışlardır.

Bölgede sürdürülen sağlık hizmetleri Van ve Erciş şehir merkezlerindeki yerleşik sağlık kuruluşlarında ve deprem sonrası kurulan sağlık hizmet birimlerinde yapılan yerinde gözlem ve incelemelerde değerlendirilmiştir. Ziyaretlerde başhekimler, başhekim yardımcıları, hastane yöneticileri ve sağlık çalışanları ile görüşülmüştür.

Bu kapsamda ziyaret edilen sağlık kurumları:

Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yüzüncü Yıl Tıp Fakültesi Hastanesi, Van Çocuk Hastanesi, Van Kadın Doğum Hastanesi, Van İpekyolu Devlet Hastanesi, Erciş Devlet Hastanesi, Erciş Toplum Sağlığı Merkezi, Sağlık Bakanlığı Sahra Sağlık Birimi, Çadırkent Sağlık Birimleri (özel hastane gönüllü birimi), Diğer sağlık kurumları

Gerek Van ve gerekse Erciş merkezinde yürütülmekte olan sağlık hizmetlerine ilişkin gözlenen genel sorunlar ve öneriler şu şekildedir:

  • Bölgede yataklı tedavi hizmeti kesintiye uğramıştır. Sorunlar sürmektedir. Hastane binalarının sağlam olması sevindiricidir. Hastanelerin bir an önce deprem öncesi kapasite ve hizmet etkinliğine döndürülmesi gerekmektedir.
  • Deprem bir kez daha “Hastane Afet Planları”nın önemini göstermiştir. Görüşülen çoğu hastanede afet planının olmadığı ya da etkin bir şekilde uygulanamadığı izlenmiştir. Hazırlıklılığın bu denli kötü olması yanıtı da kötü etkilemektedir.
  • Temel sağlık hizmetlerinin koordinasyonu henüz yapılamamıştır.
  • Hastanelerde görüşülen yetkililer kadın doğum uzmanı ve çocuk uzmanı ihtiyacı bildirmişlerdir. Bölgeye bir an önce gereksinim duyulan alanlarda hekim gönderilmelidir.
  • Aşılama çalışması son iki gündür sadece Erciş TSM’de başlatılabilmiştir. Van merkezine ilişkin aşılama hizmetlerinin aksayıp aksamadığı konusunda çelişkili bilgiler bulunmaktadır. Aşılama çalışmaları en kısa zamanda başvuranlara değil tüm gereksinimi olanlara uygulanmalıdır. Bu kapsamda yaşlılara grip ve pnönoni aşısı, çocuklara genel bağışıklama programı kapsamındaki tüm aşılar, gebelere tetanoz aşısı sayılmalıdır.
  • Erciş’te ASM’ler çalışmamaktadır.
  • Bir an önce tüm ASM’ler açılmalı, entegre ve etkin bir birinci basamak hizmeti sunulmalıdır. Çadır ve geçici yerleşim alanlarının oluşmasıyla hizmet ihtiyacı artmış kapsam genişlemiştir. Nüfus ihtiyacı göz önüne alınarak ana çocuk sağlığı ve aile planlaması, bağışıklama, okul sağlığı, beslenme, çevre sağlığı ve sağlık eğitimi öncelikli hizmet başlıkları olmalıdır. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı’nın terk ettiği “Sağlık Ocağı” hizmet modeline ihtiyaç vardır.
  • Sağlık hizmeti sunulan kalıcı ve geçici ünitelerin hemen hepsinde ısınma, tuvalet ve sağlık çalışanları için barınma sorunu mevcuttur.
  • Van’da sağlık hizmetleri depremzede sağlık çalışanları tarafından verilmektedir. Sağlık çalışanlarının aileleri ile ilgilenemedikleri, kişisel hijyen ve dinlenme şartlarını oluşturamadıkları ve çok ağır şartlarda özveri ile çalışmaya devam ettikleri gözlenmiştir. Bunların doğal sonucu olarak çalışanların tükenmiş derecede yorgun oldukları saptanmıştır.
  • Deprem sonrası çeşitli nedenlerle bölgeden ayrılan sağlık çalışanlarının uygun bir zamanlama ve programla bölgeye dönmesi sağlanmalı, mevcut çalışan personelin de dinlenmesi programlandırılmalıdır. Bu konuda sağlık çalışanlarına özel bir psikososyal destek programına ihtiyaç vardır.
  • Dışarıdan yardım için bölgeye Sağlık Bakanlığı tarafından sevk edilen sağlık personelinin barınma, ısınma ve hijyen sorunları vardır. Bir çoğu afet bölgesinde ne kadar kalacaklarını bilmemektedir. Bu olumsuz şartlar nedeni ile sağlık çalışanlarının verimliliği etkilenmekte, gönüllülük motivasyonları kaybolmaktadır.
  • Özellikle kırsal nüfusa yönelik sağlık hizmet ihtiyacı bulunmaktadır. İl sağlık müdürlüğü yetkilileri gezici 112 ekipleriyle köylere sağlık hizmeti götürüldüğünü belirtmişlerdir. Köylerde sağlık hizmeti gereksinimi acil hizmetlerin ötesindedir. Kalıcı ve bütünlüklü bir birinci basamak sağlık hizmeti kurgulanmalıdır.
  • Bir an önce sürveyans sistemi kurularak ve yeniden canlandırılarak sağlık hizmet kaynaklarından bildirim sağlanmalıdır.
  • Çocuklarda beslenme dikkatle izlenmeli bebek ölümleri ve malnütrisyon yani beslenme sorunları ile ilgili önlemler alınmalıdır.
  • Bölgenin deprem öncesi hastalık profili belirlenmeli ve bu kapsamda koruyucu sağlık programları geliştirilmelidir.

BESLENME

Deprem sonrası yaşanan önemli sorun başlıklarından biri de beslenmedir. Özellikle ilk günler ciddi bir gıda sıkıntısı yaşanmıştır. Beslenme ile ilgili olarak aşağıdaki başlıklar dikkat çekmektedir:

  • Yemek yardımlarının gelişigüzel ve yer yer hijyenik olmayan ortamlarda yapıldığı izlenmiştir. Sokakta dağıtılan yemeklerin atıkları düzenli olarak toplanmamaktadır.
  • Çadır alanlarında toplu yemek yenilen birimler henüz oluşturulmamıştır, bu durum sıkıntı yaratmaktadır.
  • Özellikle bebeklere mama yardımlarının yapılması, anne sütü kullanımını azaltması açısından dikkatle planlanmalı, mecbur kalınmadıkça anne sütünden vazgeçilmemelidir. Bu anlamda sağlık eğitimi faaliyetleri ve birinci basamak koruyucu hekimlik hizmetleri bir an önce hayata geçirilmelidir.

ÇEVRE SAĞLIĞI, SU ve SANİTASYON

  • Atıklar: Özellikle Erciş’te çöpler ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Belediye yetkilileri çöp araçlarının yetersiz kaldığını, daha çok çadır alanlarından çöp toplandığını belirtmektedirler. Bu anlamda Erciş’e altyapı desteği sağlanmalıdır.
  • İçme ve kullanma suyu: Erciş’te su kanalizasyon şebekesi hasar görmüştür. Belediye yetkililerinin ifadelerine göre su ve kanalizasyon sistemi incelemeleri henüz tamamlanmamıştır ve bu konuda teknik desteğe ihtiyaç vardır. Şebeke suyunun klorlanmakta olduğu belirtilmesine karşın uç noktalardan yapılan ölçümlerde klor miktarı yetersiz bulunmuştur. Zaten deprem öncesinde % 44’ü kirli olan suların sağlıklı hale getirilmemesi su ve besinlerle bulaşan hastalıklara zemin hazırlayacaktır.
  • Tuvalet: Erciş’teciddi bir tuvalet sıkıntısı bulunmaktadır. Tuvaletler sayıca yetersizdir ve hijyen konusunda ciddi sıkıntıları bulunmaktadır.
  • Enkaz kaldırma çalışmaları: Erciş’te enkaz kaldırma çalışmalarına başlandığı görülmüştür. Enkazların döküleceği alanlarla ilgili sistematik bir çalışma gözlenmemiştir.

YARDIMLAR

Bölgeye gelen yardımların dağıtımı karmaşık sorunlara neden olmaktadır. Görüşmeler sırasında depremzedeler genel olarak, yardımların başlangıçta yetersiz olduğunu, gelen yardımların adil bir şekilde dağıtılmadığını, gerçek ihtiyaç sahiplerinin çoğu zaman yardımlardan yararlanamadığını, yardımlarda kayırmaların olduğunu ve bu kayırmaların da siyasi görüş ve parti taraftarlığı üzerinden yapıldığını ifade etmişlerdir. Bu anlamda halkın yetkililere olan güveninin azaldığı izlenmiştir.

Yetkililerden alınan bilgiye göre, Erciş’e iletilen yardımlar şehir girişinde kontrol edilerek Erciş Şeker Fabrikası bahçesine alınmakta, burada tasnif edilmekte ve muhtar, belediye meclis üyesi ve polis nezaretinde mahallelere dağıtılmaktadır.

Başlangıçta ciddi bir yardım kaosu olsa da, deprem bölgesine yapılan yardımlar ve ilgi giderek artmaktadır. Yardımların ihtiyaçlar kapsamında ve uzun süreli olması gerekmektedir. Henüz erken dönemde olunduğu düşünüldüğünde uzun vadeli bir yardım organizasyonu ve planı yapılmasına gereksinim vardır.

KOORDİNASYON SORUNLARI

Genel olarak değerlendirildiğinde deprem sonrası yürütülen çalışmalarda koordinasyonsuzluk dikkati çekmektedir. Bölgede deprem öncesi farklı nedenlerle yaşanan siyasi gerilimlerin bir şekilde hizmetlere yansıdığı düşünülmüştür. Özellikle yerel yönetimler ile yürütme organına bağlı resmi kurumlar arasında yeterli işbirliğinin sağlanamadığı izlenmiştir. Bu durum çalışmaların etkinliğini azaltmaktadır.

Bölgenin depremden önce zaten var olan altyapı sorunları yoğunlaşmıştır. Bu anlamda bölgenin toparlanması zaman alacaktır.

KATKI-KATILIM PAYI

Yaşanan felakete karşılık özellikle ilaç katılım payının alınmaya devam edilmesine ilişkin SGK tebliği deyim yerindeyse “skandal” olarak nitelendirilmelidir. Afet yasasına ve 5510 sayılı SSGSS yasasına aykırı olan bu durumu açığa çıkartan Ankara Tabip Odasının yaptığı basın açıklaması ve TTB Merkez Konseyinin SGK Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığına yazdığı yazı sonrasında uygulamanın kaldırıldığı bilgisi edinilmiştir. SGK’nın bu girişimi kabul edilemez ve devletin sosyal güvenliğe bakışını açık olarak ortaya koyan bir yaklaşımdır.

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SORUNLARI

Sağlık çalışanları depremin ilk dakikalarından itibaren büyük bir çaba ve gayretle hiç durmadan çalışmışlardır. Yaşadıkları deprem travmasına bir de kaybettikleri hastaları, yakınları, arkadaşları ile müdahale ettikleri hastaların eklendiği düşünüldüğünde yaşadıkları sorunların ağırlaşacağı açık olarak görülebilir. Günlerce çalışmak durumunda kalmışlar, çoğu aileleri ve evleriyle ilgilenememişlerdir.

Depremzede sağlık çalışanlarında aşırı yorgunluk, akut stres belirtileri ve tükenmişlik görünümü mevcuttur. Bir an önce uygun bir programla dinlendirilmeleri gereklidir. Bölgeye rotasyonla gönderilecek sağlık personelinin de görev tanımları ve görev süreleri belirli olmalı, bölgede kalacakları süre içerisinde olanaklar ölçüsünde barınma sorunları giderilmelidir. Bu amaçla zarar görmemiş kamu binaları kullanılabilir.

Depremzede sağlık çalışanlarına yönelik özel bir “Psikososyal Destek Programı” başlatılmalıdır.

Deprem sağlık çalışanları arasında dayanışma duygularını güçlendirmiştir. Ancak zamanla yönetsel sorunlar nedeniyle 1999 depremlerinde görüldüğü gibi personel arasında çatışmalar çıkabilmektedir. Bu sorunları önlemek ve gidermek Sağlık Bakanlığı’nın öncelikli görevidir.

Bölgeye gönderilecek sağlık çalışanları “Olağandışı durumlarda sağlık hizmetleri” eğitimlerinden geçirilmelidir. Bu konuda 1991 yılından bu yana eğitim veren TTB katkı sunmaya hazırdır.

Deprem gibi kitlesel ölüm ve yaralanmaların yoğun olduğu afetlerde sağlıkçılar gibi kritik görevlerde bulunan kamu görevlilerinin ailelerine yönelik olarak bir düzenleme yapılmamaktadır. Bu durum yaşanan sorunları arttırmaktadır. Normal zamanlarda sağlık personelini “Stratejik Personel” olarak gören ve eş durumu tayinlerini kısıtlayan, engelleyen hekim ailelerinin bütünlüğünü bozan Sağlık Bakanlığı’nın afet durumlarında da sağlık çalışanlarının stratejik personel olduğunu hatırlaması ve bu stratejik personelin hayatını zorlaştıran değil, kolaylaştıran bir şekilde çalışmalarını planlamasını bekliyoruz.

Bölgede personel planlaması yapılmalıdır. Bu planlama orta ve uzun vadeli olmalı, bölgenin olası ihtiyaçları göz önüne alınarak yapılmalıdır.

Sağlık çalışanlarından hayatını kaybeden meslektaşlarımızı saygıyla anıyoruz.

VAN VE ERCİŞ BÖLGESİNDE SOSYAL HİZMET ÇALIŞMALARINA DAİR GÖZLEMLER

Van ve Erciş bölgesindeki depremin ardından, insanların yaşamlarını alt üst eden, yeni bir durum ve yeni sorunlar yaratan afetin gerçekliği 7. gününde daha da ortaya çıkmıştır. Ailesini kaybedenler, yaralananlar, işini – evini, mal varlığını, her şeyini tamamen kaybedenler bu kayıplara ek olarak gerekli hizmetlerin yerinde ve zamanında verilmemesinin sonucu olarak daha da büyük bir psikolojik yıkım yaşamaktadırlar.

Depremin ilk günlerinde bölgede görev yapan sosyal hizmet emekçileri de depremden olumsuz etkilenmişlerdir. Birçok sosyal hizmet çalışanı ailesiyle beraber bölgeden ayrılmıştır. Depremde iki sosyal hizmet kuruluşu hasar görmüş, kadın sığınma evi oturulamaz duruma geldiği için kalanlar yakın illere gönderilmiştir. Van merkezde bulunan toplum merkezinde ilerleyen günlerde sosyal hizmet kriz masası oluşturulmaya, acil gelişen ihtiyaçlara cevap verilmeye çalışılmıştır. Genel Müdürlük tarafından diğer illerden görevlendirilen meslek elemanları 7. gün ulaşmış olup, Genel Müdürlüğün gönderdiği “Van afet bölgesi alan tarama formu” ile alan taraması başlatılmıştır.

Sosyal hizmetlerin sunumu açısından toplumla çalışma ve toplum organizasyonu ekseninde ciddi yetersizlikler görülmüş, kısa sürede ve alana etkin düzeyde girilmediği tespit edilmiştir.

İl Afet Acil Durum Müdürlüğü’ne gidilerek kriz masasında sosyal hizmetlerden bir yetkili aranmış, ancak İl Sağlık Müdür Yardımcıları ve Kızılay yetkilileri sosyal hizmetlerden hiç kimsenin kriz masasında görevlendirilmediğini ifade etmişlerdir. Kriz masasında görevlendirilen ruh sağlığından sorumlu İl Sağlık Müdür Yardımcısı ile görüşme yapılmış, yapılan çalışmalar hakkında bilgi alınmış, psiko-sosyal destek boyutunun şu ana kadar bir psikolog üzerinden (İstanbul il Sağlık Müdürlüğü’nün görevlendirdiği) yalnızca arama kurtarma çalışmalarına katılan ve dönen görevlilere yönelik grup terapisi yapıldığı öğrenilmiş, depremzedelere yönelik hizmet verilmediği, kendilerine gönüllü psikologların ve psikiyatristlerin başvurduğunu ancak onları henüz koordine edemediklerini, bazı gönüllüleri Erciş’e yönlendirdiklerini ifade etmişlerdir. Kriz masasında görevli psikologa gelen müracaatlar olduğunu, adreslerini almak dışında görüşme yapılamadığını, bir an önce psikolojik destek sürecinin başlatılması gerektiğini belirtmişlerdir. Yakınını kaybedenler, sakat kalanlar, evinin ve bütün birikiminin yok olduğunu düşünenlerin psikolojik durumları daha vahimdir. Yaşadığı kayıp ne kadar çoksa depremden o kadar fazla etkilendiği görülmüştür.

Erciş ilçesine bağlı mahallelerde ve Çelebibağ beldesinde yapılan çalışmalarda hayatta kalabilenlerin çoğunluğunda büyük oranda akut stresle ilişkilendirilebilecek belirtiler yaşadıkları saptanmıştır. Yakınlarını kaybeden ailelerin mahallelerde taziye çadırları açtıkları görülmüş, ancak yetkililerce ziyaret edilmediklerinden dolayı büyük oranda şikâyetçi olmuşlardır. Gezilen mahallelerde, çadırlarda çok sayıda çocuğun yaşadığı saptanmış ve bu çocukların psikolojik açıdan yetişkinlerden çok daha kötü durumda olduğu görülmüştür. Çocuklarda korku, panik, çığlık atma, ağlama nöbetleri, kâbus görme gibi belirtiler tarif edilmiştir.

Yapılan görüşmelerde halk kendilerini güvende hissetmediklerini, kötü yaşam koşullarının psikolojilerini daha da bozduğunu, çadır kentlerde veya kendi olanaklarıyla yıkılan evlerinin yakınında çadırlarda yaşamak zorunda kalan aileler yaşadıkları travma sonucu ortaya çıkan stres sorunları ile başa çıkamadıklarını, çocukların kaygı düzeylerinin yüksek olduğunu, ailelerin çocuklarına yardımcı ve destek olacak bilgi ve becerilere sahip olmadığını, özellikle kadın ve çocukların eskiye göre çok daralan yaşam alanlarının sorunlarını artırdığını, özellikle Erciş’te önceden bölgede sosyal hizmetler açısından koruyucu – önleyici çalışmaların yeterince ve yaygın yapılmadığını, buna bağlı olarak da afet sonrası rehabilite edici hizmetlerin planının ve hazırlığının olmadığını ifade etmişlerdir.

Sosyal Hizmetler Açısından Öneriler

  • Süratle doğru veri tabanının oluşturulmasına yönelik çalışmaların başlatılması,
  • Depremzede sosyal hizmet çalışanlarının öncelikle bölgeden uzaklaştırılması, yerine kısa aralıklı rotasyonla başka bölgelerden personel görevlendirilmesi,
  • Bölgede çalışan ve aynı zamanda birer depremzede olan sosyal hizmet emekçilerine yönelik travma sonrası stres bozukluğuna bağlı eğitimlerin verilmesi
  • Özellikle çocuk ve kadınlara yönelik gönüllü çalışmak isteyenlerin organizasyonlarının sağlanması,
  • Çocuklar için yürütülecek mesleki çalışmaların ayrıca planlanması,
  • Depremzedelerin stres ve kaygı düzeylerini arttıran kötü barınma alanları olan çadırlardan bir an önce daha uygun yerleşim alanlarına nakledilmesi, sürecin sosyal hizmetler boyutu ile hazırlanması ve yetkililerce bilgilendirilmesi,
  • Kadınlara yönelik sorun ve kaygılarını paylaşacak çözüm önerileri oluşturacak, yaşamlarında ortaya çıkan hızlı değişime karşı yaşadıkları psikolojik ve sosyal travmanın etkilerini azaltacak sosyal hizmet modellerinin uygulanması,
  • Kadınların bu stresli ortamda yaşamlarını kolaylaştıracak, aile içi iletişim becerilerini geliştirecek, daha sağlıklı bir yaşam sürdürmeleri için mesleki çalışmaların başlatılması,
  • Deprem sonrası sarsılan aile içi etkileşimi güçlendirecek, gerginlikleri ve parçalanmaları önleyecek koruyucu önleyici sosyal hizmet çalışmalarının başlatılması,
  • Sosyal hizmet üreten kamu kurum ve kuruluşlarının, demokratik kitle örgütlerinin, gönüllülerin arasında iş birliği ve koordinasyonun kurulması ve ortak çalışma planlarının oluşturulması,
  • Bundan sonra yaşanabilecek afetlere ilişkin her ilin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı da göz önünde bulundurularak Acil Sosyal Hizmet Eylem Planı oluşturulması gereklidir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Van-Erciş depremi etkileri uzun sürecek ağır sorunlara neden olmuştur. Van depremi bir kez daha göstermiştir ki, bir deprem ülkesi olan ülkemizde depreme karşı önlem almayı değil enkaz altında mucize aramayı tercih ediyoruz. Kamu yöneticilerinin neredeyse hepsi kelimesi kelimesine aynı olan başsağlığı mesajlarında şablon değil içerik değişiyor sadece.

1999 depremlerinden beri ne kadar yol aldığımız özellikle ilk 24 saate bakarsak açıkça ortaya çıkmıştır. Organizasyonsuzluk, koordinasyon bozukluğu, eşgüdümsüzlük gibi sözcükler depremlerle özdeşleşmiştir.

TTB ve SES olarak yaptığımız son değerlendirmede aşağıdaki başlıkları vurgulamak istiyoruz:

  1. Bugün itibarı ile bölgenin en önemli sorunu evi kullanılamaz/oturulamaz durumda olan nüfusun kışı nasıl geçireceğidir. “Barınma”’dan anlaşılan “çadır” olmamalıdır.
  2. Bölgenin ağır kış koşulları düşünüldüğünde çadır bir barınma seçeneği olarak mümkün olan en kısa süre için tercih edilmelidir. Kışlık ta olsa çadırların bu şartlar altında en kötü barınma seçeneği olduğu, diğer bir deyişle çadırın barınmayla eşdeğer görülmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Bölgede barınma sorunu sadece çadır/kışlık temin etmenin ötesinde geçici yaşam alanı oluşturma, ısınma ve beslenme ihtiyaçları ile birlikte ele alınmalıdır.
  3. Bölgeye kamu tarafından gönderilen ödenekler ile vatandaş katkıları ile toplanan yardımlar arasındaki uçurum dikkat çekicidir.
  4. Mevcut durumda barınma, yiyecek, salgın hastalıklardan korunma kadar sosyal hizmet çalışmalarının da öncelikli bir hizmet olarak görülmesi ve derhal başlatılması anlayışından uzak olunduğu anlaşılmıştır. Psikolojik ve sosyal yıkımın tespiti ve tedavi sürecinin planlanması açısından depremin 2. günü başlatılabilecek inceleme, değerlendirme ve tespit çalışmalarının 6. gün olmasına rağmen başlatılmadığı görülmüştür.
  5. Yardım karmaşası sürmektedir. Kurumlar arasında karşılıklı iletişim ve işbirliğinde sorunlar bulunmakta zaman zaman gerilimler yaşanmaktadır.
  6. Geçici yerleşim için oluşturulacak alanlar standartlara uygun değildir. Çok ciddi bir yangın riski taşımaktadır.
  7. Yeterli tuvalet, banyo ve geçici yaşam alanları kolaylaştırıcı tesisleri yoktur. Genel olarak çevre sağlığı açısından bölge alarm vermektedir.
  8. Deprem bölgesinde içme suyu yardımlarla temin edilmekle birlikte, şebeke sularında ciddi sorun sürmektedir. Bölgenin depremden önce zaten var olan altyapı sorunları yoğunlaşmıştır. Bu anlamda bölgenin toparlanması zaman alacaktır.
  9. Etkilenen nüfusun kadın ve çocuk yoğunluğu psikososyal program ihtiyacını arttırmaktadır.
  10. Bölgede yataklı tedavi hizmetleri olumsuz etkilenmiştir. Sorunlar sürmektedir. Hastanelerin bir an öncesi deprem öncesi kapasite ve hizmet etkinliğine döndürülmesi gerekmektedir.
  11. Hastanelerde görüşülen yetkililer kadın doğum uzmanı ve çocuk uzmanı ihtiyacı bildirmişlerdir. Bölgeye bir an önce gereksinim duyulan alanlarda hekim gönderilmelidir.
  12. Deprem bir kez daha “Hastane Afet Planları”nın önemini göstermiştir. Görüşülen çoğu hastanede afet planının olmadığı ya da etkin bir şekilde uygulanamadığı izlenmiştir.
  13. Temel sağlık hizmetlerinin koordinasyonu henüz tam anlamıyla yapılamamıştır.
  14. Sağlık hizmeti sunulan kalıcı ve geçici ünitelerin tamamına yakınında ısınma, tuvalet ve sağlık çalışanları için barınma sorunu mevcuttur.
  15. Depremzede sağlık çalışanlarının birçok sorunu bulunmaktadır ve özel bir psikososyal destek programına ihtiyaçları vardır. Sağlık Bakanlığı bölgeye onar günlük rotasyonlar halinde personel görevlendirilmesine hazırlanmaktadır. Bu çalışma düzeni iyi ve eşgüdümlü bir şekilde planlanmalı ve görevlendirilecek personele altyapı desteği sağlanmalıdır.
  16. Özellikle kırsal nüfusa yönelik sağlık hizmet ihtiyacı bulunmaktadır.
  17. Bir an önce tüm ASM’ler açılmalı ve entegre ve etkin bir birinci basamak hizmeti sunulmalıdır. Çadır ve geçici yerleşim alanlarının oluşmasıyla hizmet ihtiyacı artmış kapsam genişlemiştir. Nüfus ihtiyacı göz önüne alınarak ana çocuk sağlığı ve aile planlaması, bağışıklama, okul sağlığı, beslenme, çevre sağlığı ve sağlık eğitimi öncelikli hizmet başlıkları olmalıdır. Depremin etkisi de göz önüne alınarak zaten az sayıda olan ASM çalışanlarının (hekim, ebe, sağlık memuru vb) sayıca artırılmasına, koruyucu hizmetlerin ev ziyaretleri ile sürdürülmesine gereksinim vardır.
  18. Bölgenin özellikleri dikkate alındığında, sağlık ve sosyal hizmetlerin yürütülmesinde, özellikle dışardan görevlendirilecek personelin dil sorunuyla karşı karşıya gelmesi söz konusudur. Bu sorun uygun bir biçimde çözülmelidir.
  19. Hizmetlerin planlanması ve yürütülmesinde toplum katılımı sağlanmalıdır.
  20. Psikiyatrist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının katılımı ile travmaya bağlı sorunlara yönelik bir çalışma planlanmaktadır

Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası bölgeyi yakından izlemeyi ve değerlendirmeyi sürdürecektir. Belirli sürelerle bölgede inceleme ve değerlendirmeler yapılarak süreç izlenecek ve sonuçlar raporlandırılarak kamuoyu ile paylaşılacaktır.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI