Asgari ücret tartışması ve sermayenin kölelik saldırıları!

Seçim öncesi partilerin öne çıkardığı vaatlerin başında gelen asgari ücret üzerine tartışmalar gündemdeki yerini koruyor. Bu da toplumun büyük bir kesiminin ilgisini toplamaya yetti. Hükümetin asgari ücreti 1300 lira yapacağına dair kesin vaatlerde bulunması sermaye çevrelerinin ardı arkası kesilmeyen taleplerini (emirlerini) sıralaması için bir fırsata dönüştü. TÜİK ve sendikaların açıkladığı yoksulluk sınırının çok altında kalan asgari ücret artışı sermaye çevrelerinin kendilerini mağdur göstermeleri için bir algı operasyonuna dönüştü. Bu algı operasyonu; sermaye, hükümet, basın kuruluşları vb. elbirliğiyle “mağdur patronlar” teması öne çıkarılarak yürütülüyor. İşçi ve emekçilere yönelik “kaşıkla verip kepçeyle alacakları” saldırıların zeminini düzlüyorlar. Asgari ücrete yapılacak zam üzerinden kıyamet senaryoları yazarak “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” için sermaye çevreleri ve hizmetindeki hükümet el birliğiyle çalışıyorlar.

Asgari ücret tartışmalarıyla örtülmeye çalışılan sermayenin azgın sömürüsüdür
Devlet kuruluşları ve sendikaların açıkladığı istatistiklerde bile asgari ücret 4 kişilik aile için belirlenen aylık açlık sınırının altında kalıyor. Yoksulluk sınırının ise yakınından dahi geçmiyor. Asgari ücret üzerinden yapılan tartışmalarda patronlara maliyetinin çok olacağı, bu maliyeti birçok patronun kaldıramayacağı sürekli olarak dillendiriliyor. Yıllardır işçi ve emekçileri azgınca sömüren her türlü yasal ve yasadışı sömürü yöntemlerini hayata geçiren patronlar elde ettikleri karın iğne ucu kadar dahi azalmasını istemiyorlar. Asgari ücret zammını da kendileri için fırsata çeviriyorlar. Asgari ücret zam farkının devlet tarafından karşılanması sermaye çevrelerinin bu gün en çok dillendirdikleri konuların başında geliyor. 2008 yılından bu yana hazineden ve işsizlik sigortası fonundan teşvikler alan patronlar bu teşviklerin artırılmasını, yeni vergi indirimleri, SGK pirim katılım paylarının 3-5 puanlık bir kısmının daha hazineden karşılanmasını vb. istiyorlar. Çok sınırlı olan iş güvencesi uygulamaları da sermayenin gözünü diktiği hak gaspları arasında yer alıyor. Sermaye sınıfı ve hükümet işçi ve emekçiler aleyhine hayata geçirilecek sosyal ve ekonomik yıkım paketleri konusunda anlaşmış gözüküyorlar. Sadece ayrıntılar üzerinde mutabakat sağlamaya çalışıyorlar.

Kıdem tazminatının kaldırılması, kiralık işçi büroları, kuralsız ve esnek çalışma koşullarının daha da artırılması, hastanelerde alınan SGK katılım payının artırılması, temel tüketim ürünlerine yeni zamların yapılması gibi saldırılar hükümetin gündeminde. Yasal düzenleme gerektirmeyen bir kısım uygulamayı hayata geçirmek için adımlar attılar. Yasal düzenleme gerektiren saldırılar içinse hükümet vakit kaybetmeden harekete geçmiş durumda. Bu saldırıları hayata geçirmenin en önemli ayağını toplumda oluşturacakları sahte yanılsama oluşturuyor. Sermayenin zihniyet yaratma aygıtları bu görevi yerine getirmek için canhıraş çalışıyorlar. “İstikrarın sağlanması”, “sermayenin Türkiye’yi terk etmemesi”, “işten atmaların olmaması” vb. için bu saldırıların hayata geçirilmesinin zorunluluk olduğu algısı yaratıyorlar.

Sermaye sınıfının asgari ücret zammı üzerinden yaratmaya çalıştığı korku duvarlarını yıkmak bizim elimizde
Sermaye sınıfı günlerdir işçi ve emekçilere yönelik psikolojik bir harp yürütüyor. Hükümetle danışıklı yürütülen bu harple sosyal ve ekonomik yıkım programları bir bir hayata geçirilirken işçi ve emekçilerin seslerini çıkarmamaları için zemin hazırlıyorlar. Saldırıları tereyağından kıl çeker gibi hayata geçirmeye çalışıyorlar. “Asgari ücret 1300 lira oluyor! Ama siz de başka şeylerden vazgeçmelisiniz” diyorlar. Yoksa işçi atarız, üretimi başka ülkelere taşırız, kayıt dışı çalışma artar vb. tehditleri savuruyorlar. Diğer yandan ise artan-arttırılan şovenist rüzgârda sınıfın uyanışının önünü kesmek için bir dalga kıran olarak kullanılıyor. İşçi sınıfının örgütsüz olduğu koşullarda bu tehditler bir karşılık da buluyor.

“Sendikalarda” örgütlü olan işçi ve emekçi bölükleri de sendikaların tepesindeki patron ajanlarının sürekli olarak dillendirdiği “iş barışı” “ülke ekonomisi”, “konjonktürel koşullar” söylemleriyle pasifize ediliyorlar. Düşünün ki bir “işçi” örgütünün başını tutan kişi asgari ücrete yapılan zammı önemli gördüğünü ama bütün patronların bu yükün altından kalkamayacağını ifade ediyor. Devamında ise hükümetin bu duruma bir çözüm üretmesi gerektiğini söylüyor. Hem de uşaklığını yaptığı patron örgütü temsilcileriyle birlikte ekranlara çıkarak bunu söylüyor. Yani asgari ücret artsın, biz de işçilere “bakın daha ne istiyorsunuz” diyerek daha rahat sustururuz diyor. Öte yandan da artışın faturası yine işçiye kesilsin demiş oluyor. Tabiri uygunsa “Bir cebe para koyalım, işçi onun heyecanını yaşarken çaktırmadan öbür cepten fazlasını alalım!” demiş oluyorlar.

Sermayenin ve işbirlikçilerinin yarattığı korku duvarlarını aşmanın tek yolu var; işçi ve emekçilerin örgütlü birliğini sağlamak, sermayenin saldırılarına ve tehditlerine karşı fiili meşru mücadele yol ve yöntemlerini hayata geçirmek.

İşten atma tehditlerine, kölece çalışma, kayıt dışı çalışma vb. dayatmalara karşı işçi sınıfı ve emekçiler bir birine sıkıca kenetlenmeli ve üretimden gelen güçlerini kullanmalıdır.

Fabrika taşıma ve kaçırma tehditlerine karşı “İşgal, Grev, Direniş!” silahını kullanmak için hazırlanmalı sermayeye bu işin öyle kolay olmadığı gösterilmelidir.

Temel tüketim ürünlerine yapılan zamlardan, kıdem tazminatının gaspından işçi sağlığı ve güvenliğine kadar sermayenin hayata geçirmeye çalıştığı yıkım saldırılarına karşı genel grev silahını kullanmak için şimdiden hazırlık yapılmalıdır.

Sermayenin her türlü kölelik saldırılarına karşı fabrika ve bölgelerde ortak işçi insiyatifleri oluşturulmalı ve “sınıfa karşı sınıf” tutumuyla hareket edilmelidir. İşçi sınıfının başka bir alternatifi yoktur.

İşçi sınıfının örgütleri olan – olması gereken sendikaların temel görevi sınıfın mücadelesini örgütlemek olmalıdır. Sermayenin denetimi altındaki sendikalar ve diğer “işçi” örgütleri, patron ajanları tarafından etkisizleştirildiği için saldırılar karşısında işçi ve emekçileri pasifize etmekten başka bir işe yaramıyorlar. Bu tabloyu değiştirecek öncü ve ilerici işçilerin alacakları insiyatif, izleyecekleri mücadele yol ve yöntemleri olacaktır.

İnsanca yaşamaya yeten vergiden muaf asgari ücret
Asgari ücret bir işçinin alması gereken ücretin en alt sınırı olarak ifade ediliyor. Asgari ücret belirlenirken patron, hükümet ve sözde “işçi” temsilcileri bir araya geliyorlar. Komisyon, sermaye ve hükümetin belirlediği zam artışlarını onaylamaktan ve bu soyguna meşruluk kazandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Asgari ücretin insanca yaşamaya yeten ücret seviyesine çıkarılması işçi sınıfının örgütlü gücüyle mümkündür. Bugün işçi sınıfı örgütsüz olduğu için sefalet koşullarının dahi altında ücrete mahkum oluyor. Türkiye servet ve sefalet kutuplaşmasının en yoğun yaşandığı ülkeler sıralamasında başlarda yer alıyor. Sermaye çevreleri buna rağmen ah vah etmekten, işçi sınıfına saldırmaktan, daha fazla kazanma hırsından geri durmuyorlar. Çünkü sermaye sınıfı işçilerin karşısına örgütlü bir sınıf olarak çıkıyor. İşçiler ise örgütsüz oldukları için sermayenin karşısında dik duramıyorlar.

Ücret sorunundan tutalım da en sıradan bir takım hakları elde etmek için dahi işçi sınıfı örgütlü olmak zorundadır. Sermayenin karşısına sınıf kimliği ve örgütlülüğüyle çıkmalıdır. Aksi halde gerçek ve kalıcı kazanım elde edilmesi mümkün değildir. Bu günlerde yaşanan asgari ücret tartışmaları bunun en belirgin göstergelerindendir. Söz söyleyen herkes patronların durumundan bahsediyor. Nedense işçilerin yaşadığı sefaletten ve kölelikten bahsetmiyorlar. Sermaye sınıfı örgütlü olduğu için toplumun gündemini istediği gibi belirliyor. İşçi sınıfı da kendi sorunlarını daha güçlü dillendirmek, çözüm yollarını toplumun gündemine sokmak için örgütlü bir sınıf haline gelmelidir. İnsanca yaşamaya yeten ücret, çalışma ve yaşam koşulları ancak böyle elde edilebilir.

Sermayenin asgari ücret üzerinden yaptığı tartışmaların yedeği konumuna düşmekten çıkmalıyız. Sermayenin ve hizmetindeki hükümetin sahte vaatlerine karşı kendi taleplerimizi oluşturmalı ve mücadele etmeliyiz. Yapılacağı söylenen artışla dahi açlık sınırının altında kalan asgari ücret üzerinden oynanan oyunlara karşı talebimiz “insanca yaşamaya yeten vergiden muaf ücret” olmalıdır. Bu talep hayal olmadığı gibi imkânsız da değil. Bu talebi elde etmemiz için yapmamız gereken örgütlenmek ve sermayenin her türlü ideolojik-fiili saldırısına, baskısına, tehditlerine karşı örgütlü bir sınıf olarak mücadele etmektir.

En temel insani taleplerimiz doğrultusunda fiili meşru mücadeleyi büyütmeliyiz. Sermayenin saldırılarını geri püskürtmeli yeni haklar elde etmek için mücadele etmeliyiz.

İnsanca yaşamaya yeten vergiden muaf asgari ücret

Herkese iş tüm çalışanlara iş güvencesi

7 saatlik iş günü 35 saatlik çalışma haftası

Her türlü kuralsız, esnek çalışma biçimleri vb. yasaklansın!

İşsizlik sigortası ve diğer fonların yağmasına son!

Herkese genel sigorta ve her düzeyde parasız sağlık hakkı tanınsın!