İşyeri Hekimi Nazmi Algan: İşçi servisleri risk taşıyor

Üretimin devam ettiği işyerlerinde büyük oranda önlem alınmadığını, işçiler stres altında çalıştığı için kaza riskinin arttığına dikkati çeken İşyeri Hekimi Dr. Nazmi Algan, günde iki kere servis veya toplu taşıma aracı kullanan çalışanların salgın riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Üretimin devam ettiği işyerlerinde koronavirüsü riski büyüyor. Fabrikalardaki çalışma koşulları, mesai saatleri ve alınmış önlemlere dair gözlemlerini aktaran İstanbul Tabip Odası İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Komisyon Başkanı Dr. Nazmi Algan, özelikle işçi servislerinin taşıdığı riske dikkati çekti. Çalışma yaşamında yaşananları Mezopotamya Ajansı (MA) ile paylaşan Dr. Algan, bu süreçte işyeri hekimlerinin işten çıkarıldığını vurgulayarak acilen üretime ara verilmesi gerektiğini ifade etti.

KÜÇÜK İŞLETMELERDE KORUMA YOK

Koronavirüs salgınıyla birlikte özellikle İstanbul’da farklı iş sektörlerine rağmen önlemlerin tam anlamıyla alınmadığını dile getiren Dr. Nazmi Algan, “İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının çalıştığı, dolayısıyla işçi sağlığı ve iş güvenliklerinin işlevsel olduğu büyük kurumsal şirketlerde işlerin görece daha iyi olduğunu söylemek uygun olur. El yıkama, dezenfeksiyon, sosyal mesafe kuralı, işe girerken ateş ölçme, vardiyaların azaltılması gibi işler bir miktar kontrol altına alındı gibi. Ama bunlar tüm çalışanların çok azını temsil ediyor. Zaten büyük ölçekli şirket sayısı az. 50'den az çalışanı olan az tehlikeli sınıfta işyeri hekime ve iş güvenliği uzmanı çalıştırılmıyor. Bu yerlerde de çoğunlukla iş güvenliği uzmanı bulunmaz. 2012 yılında çıkan 6331 Sayılı yasa, 8 yıldır herkese eşit uygulanmadı. Bütün çalışanlar bu yasanın şemsiyesi altında değil, yasa defalarca ertelendi. Şu anda 50 kişiden az çalıştıran yerlerde bir koruma yok” dedi.

İŞYERİ HEKİMLERİNİN ELİ KOLU BAĞLI

Çalışma yaşamını düzenlemek amacıyla çıkartılan 6331 Sayılı yasaya ilişkin bugüne kadar sayısız yönetmelik yayınlandığını ve değiştirildiğini ifade eden Dr. Algan, “Bu yasanın en önemli noktası piyasaya açıldı. İş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri ortak sağlık birimlerinde çalışmaya zorlandı. Bu ortak sağlık birimleri de aslında bir tür ticari işletme. Bunlar aracılığıyla istihdam oldu. Bugün İstanbul’da çalışan işyeri hekimlerinin büyük bir çoğunluğu bu şekilde çalışıyor. Şu anda bir işyeri hekimi, Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB) üzerinden 20-25 yere gidebiliyor. İşyeri hekimleri yasanın öngördüğü şekilde işyerlerine kısıtlı periyodlarla çalışan başına ayda 10-15 dakika ayırıyor. Hekim gittiği yerde koronavirüs salgını karşısında eli kolu bağlı. İki tane patronu var; biri gittiği işyerinin patronu, diğeri ise Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi’nin patronu” diye belirtti.

İŞYERİ HEKİMLERİ İŞTEN ÇIKARILDI

Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi patronlarının süreç karşısında şaşkın olduğunu ve hazırlıksız yakalandıklarına dikkati çeken Algan, “Onların temel sorunu biz anlaştığımız şirketlerden tahsilat yapabilecek miyiz, paraları alabilecek miyiz. Salgınla birlikte çok fazla işyeri hekimi işten çıkarıldı, anlaşmalar feshedildi. Çünkü patronlar 'işyerlerinden para alamazsak, size para vermeyiz' diyor. İşler tamamen paraya dayalı. Küçük yerlerde işyeri hekimi hiç olmayan ya da Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi üstünde çalışan yerlerde bu önlemlerin alınması çok zor. Gerek büyük şirketler gerekse bu küçük yerlerde en büyük sorun üretim durdurulmadı” diye konuştu.

ÖNLEM ALINMADAN ÜRETİME DEVAM EDİLİYOR

Salgına hazırlıksız yakalanıldığını ancak önlem alınmadan işçilerin çalıştırıldığını vurgulayan Dr. Algan, şöyle devam etti: “Hem küçük yerlerde hem büyük yerlerde hazırlıksız yakalandık. Sadece biz değil bütün dünya hazırlıksız yakalandı. Bir pandemi planı varmış ama Türkiye’de kimse işin üzerinde durmadı. Mart ortasında ilk vakalar açıklandı ama biz Şubat’ın ortasında vakaların olduğunu biliyorduk. Geç girdi diye sevindiler, 'başardık' dediler, kendilerine başarı öyküsü yazıyorlar ama iş öyle değil. Yeterli önlemler ve tedbirler alınmadan bir mücadeleye girildi. İşçiler için hala bir önlem alınmadan üretim devam ediyor.”

SERVİSLER RİSK TAŞIYOR

İşçilerin taşıma sisteminde bir değişikliğin yaşanmadığına işaret eden Algan, şu uyarılarda bulundu: “Bize en önemli şikayetler servisler konusunda geliyor. Elinden geldiği kadar önlemlerini alan işyerleri dahil, işe minibüs, otobüs ya da toplu ulaşımla geliyorlar. Kendi arabası olan işçi sayısı çok az ve siz ne yaparsanız yapın, kapalı ortamlarda 40-50 dakika yolculuk yapıyorlar. 'Hepsine mutlaka maske takınız' diyoruz, 'elinizi dizinize koyun, kıpırdamayın, temas etmeyin' diyoruz. Ekonomik durumu biraz daha iyi olan fabrikalarda servis sayısını çoğaltarak önlemler alındı ama her işyerinin kabul etmesi de kolay değil. En önemli sorunlardan biri servis, yani ulaşım sorunu. İşçiler günde iki kere binlerce insanın bindiği ya toplu taşımalarla ya da servislerle gidip geliyor. Haliyle birbiriyle çok yakın temastalar.”

İŞYERİ HEKİMİ YOKSA HİJYEN DE YOK

Küçük işletmelerde koşulların daha kötü olduğu ve çoğunda işyeri hekiminin olmadığını yineleyen Algan, şunları ifade etti: “İşyeri hekimi olmayan bir yerde bu işler patronun inisiyatifine kalır. Küçük yerlerde bildiğimiz kadarıyla sıhhi koşullarda iyi olmuyor. İşyeri hekimi olmayan yerlerde iş güvenliği uzmanı da olmuyor. Temizlik, hijyen, dezenfekte imkanları ne kadardır çok fazla bir bilgim yok ama genel olarak batığımız zaman bu işyerinin nispeten asgari koşulları sağlaması için hiç olmazsa bir işyeri hekimi ve işyeri uzmanı olması lazım. Bunlar olursa işçi sağlığı iş güvenliği kurulu da olur, biraz bağlayıcılığı da olur. Nispeten biraz daha önlem alınabilir. Bunların hiçbiri yoksa oralarda ne olup bittiğini anlamak çok zor.”

NİSAN SONU MAYIS BAŞI İVME KAZANACAK!

Gelinen aşamada önerilerde de bulunan Dr. Algan, şunları dile getirdi: “Toplumsal hareketliliğin kısıtlanmaması, 'üretmeye mecburuz' anlayışı, işyerlerinde üretimin durdurulmaması, işyerlerinde salgının yayılmasına ve işçilere bulaşmasına neden oluyor demiştik. Bu politikalardan mutlaka vazgeçmek gerekir. Gıda ve zorunlu üretim dışında üretimi durdurmak gerekiyor. Başka çaremiz yok. Bütün ülkelerde iyi kötü karantina uygulanıyor. 15-20 gün insanlar karantinada kalıyor ama bizde bu olmadı. Bize ‘evde kalın’ diyorlar sadece. Bir kişi evde kalırsa ya açlıktan ölür ya da işsizlikten ölür. Bu bize Hazine’nin tam tıkır olduğunu gösteriyor. Muhtemelen sosyal yardım yapacak durumda değiller, üretim devam etsin diyorlar. Üretim yapılan yerlerde insanlar çalışıyor. Bunlar daha iyi günler. Nisan sonu, Mayıs başı bu salgın ivme kazanacak ve vakalar artacak. Zaten anlattıkları rakamlarda gerçeği yansıtmıyor. Karantina olmaz ve sosyal hareketlilik devam ederse İstanbul için durum daha vahim. Bazı merkezler kalabalık değil eve çekilmiş durumdalar ama üretimin olduğu yerler, işçi sınıfı havzasının yaşadığı yerlerde üretim devam ediyor. Bu iş pek iyiye gitmiyor.”

TRAVMA YAŞANIYOR

Gözlemlerine dayanarak işyerlerindeki genel havayı da paylaşan Dr. Algan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bir kere psikososyal travma (stres bozukluğu). İnsanlara diyorsunuz ‘evde kal, evde hayat var’ öbür tarafta da 'işe git üretimi sürdür' diyorsunuz. Biz buna oksimoron diyoruz. İki tarafı saçma sapan bir önerme bu. Hem ‘evde kal, sağlığını koru' diyorsun hem de ‘git çalış' diyorsun. Liberallerin çok sevdiği bir şey var ‘vin vin (kazan kazan)’ burada ‘kaybet kaybet’ var. İşe gitse sağlığını kaybedecek evde kalırsa işini. Bu işçiler için ağır bir psikososyal travma. Herkes çok endişeli.

İŞ KAZALARININ ARTMASI KAÇINILMAZ

Çalıştığım işyerinde işçilerde, 'biz koronoya yakalanırsak ne yapacağız' kaygısı var. Kaygı anksiyete, dikkat eksikliğine neden olur. Endişe nedeniyle işine dikkatini veremez. Ağır ve tehlikeli iş kollarında iş kazalarının artması kaçınılmaz. Uyku bozukluklarına neden olur. Herkeste endişe kaygı var ama işçilerde biraz daha fazla var. Bazıları evden çalışabiliyor ama onlar hem kaygılı hem çalışmaya gidiyorlar. Ne kadar korunursan korun, servisten veya başka bir yerden kapabilirsin.

HASTALANSA NEREYE GİDECEĞİNİ KİMSE BİLMİYOR

Bir de Türkiye’de sağlık sistemi çok iyi olmadığı için şu sıkıntılar da var; bir işçi pozitif çıktı ne yapacağız, nereye bildireceğiz, kim ilgilenecek bu işçiler ne olacak? Kimse ne yapacağını bilmiyor. Yüzlerce işçi var fabrikada… Birinden pozitif çıkınca yakın çevresinde bulunan kişiler eve gönderilip izolasyona alınıyor. Onun dışından kalanlar çalışmaya devam edebilirler. Onlar da 14 gün süreyle izleniliyorlar bir sorunları var mı diye. Takiplerinin ise İlçe Sağlık Müdürlükleri tarafından yapılması gerek. En küçük bir şeyde insanlar acaba koronavirüs mü oldum diye endişeleniyor. Hastaneye gitse gerçekten koronavirüs kapabilecek bir kaos durumu var. İşçilerin işi diğer insanlara göre daha zor, riskleri daha fazla. Virüse karşı korumasızlar. Üretime devam ediyorlar, bu da siyasi iktidarın politik bir tercihi.”

Algan ayrıca, koronavirüsü testi pozitif çıkan işçilerin durumunun işyeri hekimlerince iş kazası bildirimi olarak kayıtlara geçmesi gerektiğini dile getirdi.

MA / Sedat Yılmaz