Pandemi Koşullarında İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği – Nuran Gülenç

Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel salgın olarak adlandırdığı Covid-19 koşullarındayız. Aralık 2019 tarihinden bugüne tüm dünyayı etkisi altına alan salgının yayılma riski henüz ortadan kalkmadı. Daha ne kadar süreceği ise belli değil. Çalışanların büyük bir çoğunluğu gelir kaybı yaşadı ve milyonlarca işçi işini kaybetmekle karşı karşıya kaldı. Salgın kadınları, emeğini satarak geçinmeye çalışanları daha yoksullaştırdı, açlıkla yüz yüze getirdi, çaresiz bıraktı. Önümüzdeki günlerde ekonomik ve sosyal boyutta daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağımızı bugünden kestirmek hiç de zor değil.

Birçok ülkede sosyal paketler gündeme geldi. Ancak ihtiyaç sahiplerine ne kadar ulaşıldığı bir başka tartışma konusu. Ülkemizde de, 11 Mart 2020 tarihinden itibaren alınan önlemlerin insandan çok sermayeyi ve üretimi öncelemesi bir yana açıklanan “Ekonomik İstikrar Kalkanı” ve ardından gelen “İstihdam Kalkanı” paketlerinin de işçilerden ziyade sermayeye kalkan olduğu görülüyor.

Salgının başında kamu alanında alınan tedbirlerin özel sektörde geçerli olmaması işçiler ile işverenleri karşı karşıya getirdi. İşçiler salgına yakalanma ile işini kaybetme riskleri arasında bırakıldı. Hükümet özel sektöre yönelik acil ve zorunlu olmayan işlerin durdurulması kararı almamışken, işçileri psikolojik olarak etkileyen “evde kal” çağrıları karantina döneminin en belirgin iki yüzlü hükümet politikası oldu.

Bu dönemde DİSK’in işçilerin gelirleri güvence altına alınarak, zorunlu ve acil işlerin durdurulması talebi ile birlikte en ciddi ve önemli tutum DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası’ndan geldi. Birleşik Metal-İş Sendikası örgütlü olduğu 14 işyerinde Covid-19 hastası tespitini takiben 14 gün karantina uygulamasını hayata geçirdi. Üyelerine sahip çıktı. Böylece Birleşik Metal-İş Sendikası sendikal alanda örnek alınacak bir salgın politikasını tarihe not düştü.

Normalleşme normal olmamalı
1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla “normalleşme” adı altında hayatı rutine döndürme kararı uygulanmaya başladı. Tüm işçiler fabrikalarına döndü. İşçiler fabrikalara döndüler dönmesine ama işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından çok büyük sorunlarla karşı karşıya kaldılar. Özellikle sendikasız işyerlerinde işçiler ciddi salgın tehdidi altında çalışmak zorunda bırakıldı, bırakılıyor.

Normalleşmeyle birlikte salgının yayılmasının önlenmesi için birçok önlem gündeme geldi. Bu önlemler uygulama sırasında birçok tutarsızlıkları da getirdi. Bunlar sosyal mesafe diye adlandırılan fiziki mesafe uygulaması, etkin hijyen uygulamalarının hayata geçirilmesi, maske uygulaması gibi önlemlerde tüm çıplaklığı ile gözler öne seriliyor.

Salgına karşı önlem almak işverenlerin sorumluluğudur. Birçok işyerinde yapılan risk değerlendirmelerinde yeni salgın koşullarının titizlikle ele alınmadığı görülüyor. Bunlardan biri, fiziki mesafenin düzenlenmesidir. İşçilerin fiziki mesafeyi koruyabilmeleri, işyerinin fiziki koşulların yeniden düzenlenmeden, makina ve ekipmanlar arasındaki mesafeler arttırılmadan, bantlarda çalışma düzenlerinde değişiklik yapılmadan mümkün değildir. İşçilere molalarda sosyal mesafeyi koruyun demek yeterli bir önlem değildir.

Çalışma süresince maske takma uygulanması ve ne sıklıkla yenilenmesi gerektiği diğer bir başlık. İşyerinde yapılan iş, dış hava sıcaklığı çalışma ortamının termal konforunda en büyük etkendir. İşçiler gün boyu tek maske ile çalışmak zorunda bırakılıyor ya da işçilere hiç maske verilmiyor. Çoğu işyerinde kullanılan maskeler ise koruma için uygun değil.

Sıcak yaz günlerindeyiz. İşyerlerinde havalandırma sistemlerinin, klimaların, pervanelerin kapatılması yaygın bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. Sağlık Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu “Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi”nde merkezi havalandırma sistemleri dışında klima sistemlerinin kullanılmaması gerektiği belirtiliyor. Yine Makina Mühendisleri Odası da merkezi havalandırma sistemlerinin hangi koşullarda çalıştırılması gerektiğini ayrıntılı olarak açıkladı.

Birçok işyerinde merkezi havalandırma sistemi bulunmuyor. İşçiler, bu yaz günlerinde yapılan işe göre sıcaklığın 40-45 dereceye ulaştığı koşullarda çalışmak zorunda bırakılıyor. Bu ortamda en az 8 saat çalışmanın hem ruh sağlığı hem de beden sağlığı üzerinde olumsuz hatta yaşamsal riskleri var. İşçileri salgından koruyalım derken başka sağlık riskleri ile karşı karşıya bırakmamak için detaylı bir risk değerlendirilmesi yapılmalı. Bu hayati riskler göz ardı edilmek yerine çözümler üretilmelidir. Mola sürelerini arttırmak, çalışma sürelerini kısaltmak toplu alınabilecek önlemler arasına alınmalı, kişiye özel risk değerlendirmesi yapılmalıdır.

İşyerlerinde fiziki mesafenin uygulanması için işçilere sürekli uyarılar yapılırken, işçi servislerinde kapasite sınırlamasının kaldırılması işçilerin karşı karşı kaldığı bir diğer yanlış uygulama oldu. Bu da birbiriyle çelişen ve alınmaya çalışılan diğer önlemleri etkisiz hale getiren bir uygulamadır. Alınan önlemlerdeki tutarsızlığı gözler önüne sermektedir. Bu nedenle kapasite sınırlamasının kaldırılmasına şiddetle karşı çıkılmalıdır. Salgın günleri göstermiştir ki, eski “normal” gayri insani, akla ve vicdana uygun değildi. Önümüzdeki günler de “normal” olmamalı ve çalışma hayatı insanı merkezine alan bir şekilde yeniden inşa edilmelidir.

Salgın koşulları sendikal örgütlenmenin önemini bir kez daha gündeme getirdi. Özellikle işçileri çaresiz bir noktaya sürükleyen salgın koşulları, hükümetin işçi düşmanı politikaları ile daha da ağırlaştı. Sermaye ve hükümet “kurt puslu havayı sever” misali işçilerin kazanılmış haklarına saldırıları gündeme getiriyor. Kıdem tazminatı, İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere uzun süredir ortadan kaldırmak için fırsat kolladığı kazanımlar tehdit altında. Emek cephesi, bu salgından en az zararla çıkmanın çarelerini ararken, onlar kazanılmış hakları gasp etmenin derdine düştü.

Bu zor günler sendikalara insan odaklı bir emek politikasını savunmak ve hayata geçirmek için tarihi bir sorumluluk yüklüyor. İşçilere de yaşamlarını ve emeklerini kazanılmış haklarını savunacak sendikalarda örgütlenme zorunluluğundan başka bir yol kalmıyor.