Çikolata yemek çoğunlukla neşeli bir şeydir. Özellikle de çocuklar için... Ancak bazı olaylar halihazırdaki ekonomik-politik sistemin nasıl da bu neşeyi bile hepimiz için karanlığa dönüştürebildiğini gösteriyor.
Birinci sınıf öğrencisi Mert Yağız Köksal, Ankara’da Keçiören’de yaşıyordu.
Aynı yaştaki Miraç Umut Bilgi ise Diyarbakır Yenişehir’de...
Mert Yağız Köksal, 10 Aralık 2019’da okul kantininden aldığı şırınga şeklinde çikolatanın kapağının nefes borusuna kaçması sonucu kötüleşti. Götürüldüğü aile sağlığı merkezinden ambulansla hastaneye sevk edildiği sırada ne yazık ki yaşamını kaybetti.
Miraç Umut ise Mert Yağız’ın yediği çikolatanın benzerini aynı yıl 25 Kasım’da yemişti. Benzer şekilde çikolatanın kapağı onun da nefes borusuna kaçmış, dokuz gün yoğun bakımda kalmıştı. Ne yazık ki Miraç Umut da Mert Yağız’ın ölümünden iki gün sonra yaşamını kaybetti.
Miraç Umut’un ölümüyle ilgili soruşturma açıldı. Aralarında çikolatayı üreten şirketin yetkilisi ve şirkette ürün ile ilgili çalışan personel tutuklandı. Bir yıldan fazla süren soruşturma sonunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı bir iddianame hazırladı. İddianamede ürünün paketlemesinin ve üretilmesinin mevzuata uygun olup olmadığı, dolayısıyla Miraç Umut’un ölümünde çikolata üreticisinin ve satıcısının bir kusurunun bulunup bulunmadığına dair bilirkişi raporuna da yer verildi. Uzmanların hazırladığı raporda “dava konusu kakaolu fındık kremasının şırınga şeklinde olan, bir parçası ağızda, yutakta sıkışarak veya alt solunum yolu girişine yerleşerek tıkanmasına yol açacak boyutta olan ambalajının oyuncak yönetmenliğine uygun olarak, üzerinde yetişkin gözetiminde kullanılmasına dair bir ibare bulunması gerekmesine rağmen böyle bir uyarının etikette yer almadığı tespit edilmiştir” dendi.
Dolayısıyla üretici şirket kusurlu bulundu.
Benzer bir rapor Mert Yağız için de hazırlandı. Ancak Ankara’daki uzmanlar şirketin değil, Mert Yağız’ın tedbirsiz ve dikkatsiz davrandığını, bu sebeple ölümünde asli kusurlunun kendisi olduğunu söyledi. Neyse ki bu rapora karşın adli süreç devam edebildi.
Mert Yağız’ın ölümü hakkında başlatılan soruşturmada önce okul kantinini işleten N.Y. ile ürünün dağıtımını yapan Y.T. hakkında “taksirle ölüme neden olmak” suçundan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Ardından okulda satılan gıdaların kontrolü için oluşturulan kurulda yer alan okul müdürü A.P., müdür yardımcısı E.Ç., öğretmenler A.O.D ve A.A. ile diğer kamu görevlileri gıda kontrolörleri F.Ş. ile K.H. hakkında da ‘taksirle ölüme neden olmak’ ve ‘görevi kötüye kullanmak’ suçlarından bir başka dava daha açıldı. Her iki dava birleştirildi ve duruşmalar başladı.
Son duruşmada haklarında suçlama bulunulan gıda kontrolörü sanıklar F.Ş. ile K.H., okul kantinlerinde satılan ürünlerin yasaklı olup olmadığı konusunun kendi sorumluluk alanları dışında olduğunu savundu.
Sanıklardan okul müdürü A.P., kendisinin belirlediği müdür yardımcısı ve iki öğretmenden oluşan kurul tarafından kantin denetimi yapıldığını, bu denetimlerde hiçbir usulsüzlük tespit edilmediğini, söz konusu ürünün kantinde satılmadığını ileri sürdü. A.P. ayrıca delilleri karartmakla suçlandığını ancak bunu da kabul etmediğini ekledi.
Okulda satılan gıdaları yani kantini denetlemekten sorumlu kurulda bulunan diğer sanık öğretmenler A.D., A.A. ve müdür yardımcısı E.Ç. de ifadelerinde okul kantininde Mert Yağız Köksal’ın ölümüne neden olan ürünün satılmadığını söyledi.
Sanıklar kantin işletmecisi N.Y.’nin, ürünü kantinde sattığı yönündeki beyanlarının hatırlatılması üzerine, yaptıkları denetimlerde ürüne kesinlikle rastlamadıklarını iddia etti.
Sanık öğretmen A.D. ifadesinde ayrıca her ayın 15’i ile 20’si arasında denetim yaptıklarını belirtti. Bunun üzerine savcı -olağan bir tepki ile- “Diğer günler ne olacak, her gün denetleme yapılması gerekmiyor mu? Diğer 25 günden kim sorumlu olacak? ‘Bin 600 öğrenci var’ diyorsunuz. Bu nüfusta ilçe var. Rutin denetimler dışında neden kantine kamera konulmadı? Denetleme yapıldığı günlerden işletmecinin haberi var zaten. Diğer günlerde bu ürünü satmış olamaz mı?” diye sordu.
İfadeleri ayrıntılı yazdım çünkü özellikle çocukların yaşam hakkı ihlallerinde denetlemekle yükümlü kamu görevlileri benzer ifadeleri kullanıyor: “Aslında sorumlu ben değilim.”
Burada farklı olan belki de savcının tutumu. Çünkü savcılar bu tür yaşam hakkı ihlallerinde denetleme zincirinde bulunan kamu görevlilerini çoğunlukla soruşturmuyor. Ya da bu savcılar bir soruşturma başlatmak istese bile kamu görevlilerinin bağlı bulundukları kurumlar soruşturmaya izin vermiyor. Böyle olunca da cezasızlık adalete erişimde güçlü bir zırh gibi karşımızda durmaya devam ediyor.
Bu iki çocuğun maruz kaldığı yaşam hakkı ihlali son dönemlerde gündeme gelen şirketlerin insan hakları yükümlülükleri ile devletlerin, şirketlerin bu yükümlülüklerini yerine getirmedeki rolü açısından oldukça önemli.
Evet çocuklar için hizmet ya da mal üreten şirketlerin çocuk hakları açısından yapması gerekenler var. Ama bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinde asıl sorumlu yine de kamu görevlileri, yani devlet...
Yarın, 12 Kasım’da, Mert Yağız’ın ölümüyle ilgili davanın görülmesine devam edilecek. Duruşmada çikolatayı üreten şirket temsilcilerinin yanı sıra çocuklara ulaşan gıda ve oyuncakların çocukların yaşamını, gelişimini tehlikeye atmaması için denetleme yükümlülüğü zincirinde bulunan kişiler; gıda kontrolü, okul kantinini denetleyecek öğretmen ve yöneticiler de yargılanacak... Dedim ya çocukların yaşam hakkı ihlallerinde bu çok sık olmuyor.
Miraç Umut Bilgi’nin ve Mert Yağız Köksal’ın yaşamlarını kaybetmeleri önce kapitalizmin eleştirisi olarak da okunabilecek Road Dahl’in Charlie’nin Çikolata Fabrikası romanındaki hırslı patron Willy Wonka’yı aklıma getirdi. Ardından çocuk işçilerin topladığı fındıkları satın alarak çikolata üreten dünyanın en büyük çikolata üreticisi Ferrero’yu...
Çocuklar için çoğunlukla neşeli şeylerin başında gelen çikolata yemenin birer hak ihlaline dönüşebiliyor olmasının nedeni şirketlerin daha fazla kazanma hırsı ve devletlerin bu hırsı görmezden gelme hatta zaman zaman destekleme politikaları.
Bakalım iki çocuğun davası nasıl ilerleyecek. FİSA Çocuk Hakları Merkezi ve İHD Çocuk Komisyonu’nun takip ettiği Mert Yağız’ın duruşması 12 Kasım 2021, saat 13.30’da Ankara 17. Asliye Mahkemesi’nde. Bu davayı izlemek bir yandan da ekonomik-politik sistemin hepimizin hayatında yarattığı karanlığa karşı durmak demek. Sonra sıra Diyarbakır’da, Miraç Umut Bilgi’nin davasında...
