Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan bakanlığının kabul ettiği İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’ndan üç hafta sonra İSG Haftası etkinliği düzenlediği Kayseri’de “İş kazası ölüm oranları ciddi oranda azaldı. Tek bir çalışanımızın dahi mesleği sebebiyle hayatını kaybetmediği sağlıklı ve güvenli bir çalışma hayatı temel hedefimizdir” şeklinde konuştu. İş sözleşmesine bağlı çalışan her meslek sahibi işçidir ve hiçbir iş cinayeti işçinin mesleği yüzünden olmaz. İşletmelere sağlanan teşvik ve desteklerle ve bakanlığın çalışmalarıyla yıllar içinde iş kazası ölüm oranının ciddi oranda azaldığını da öne süren Işıkhan, AKP hükümetleri dönemlerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı kuruluşların açıkladığı verileri yalanladı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) en son geçen sene Türkiye’de iş kazası ve meslek hastalıklarına ilişkin 2023 yılı istatistiklerini açıklamıştı. SGK’nin açıkladığı veriler ilk kez, İSİG Meclisinin yerel ve ulusal basından derleyerek hazırladığı rapordaki iş cinayeti sayısını aşmıştı. 2023’teki iş kazaları bir önceki yıla göre yüzde 15 artmıştı. 1972 sigortalı işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmişti. İş cinayeti sayısı da bir önceki yıla göre yüzde 30 artmış. 2023 SGK verilerine göre meslek hastalıkları sonucu hayatını kaybeden kimse yok.
Kendi döneminde bile toplu cinayetler rekoru
Bakan Işıkhan’ın görevde olduğu dönemde yaşanan toplu iş cinayetleri bile kendini yalanlıyor. İliç maden faciasında 9 işçi, Oba Makarna’da 5 işçi, Balıkesir Karesi’de bulunan ZSR Patlayıcı Sanayide 11 işçi, İstanbul Beşiktaş Masquera’de 29 işçi, Adıyaman Merkez İndere’deki TOKİ deprem konutlarında 2024’te en az 9 işçi, 76 kişinin öldüğü Kartalkaya otel faciasında 4 işçi, sadece MESEM’lerde 12 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Zonguldak’ta iş cinayetinde ölmediği için yakılan Afgan Maden İşçisi Vezir Mohammad Nourtani’yi de unutmayalım. Tüm bu toplu iş cinayetleri bile Bakan Işıkhan döneminde oldu ve kendini yalanlamaya yetti.
Gizlenen salgın: Meslek hastalığı
Bir de suyun altında buz dağının görünmeyen yüzü var: Meslek hastalıkları. Salgın hastalıkları konu alan bilim dalı olan epidemiyolojiye ve ILO’nun itiraf edemediği istatistiklere göre dünyada beklenen meslek hastalığı sayısı yılda yaklaşık 160 milyon.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) “İş cinayetinde hayatını kaybeden işçi sayısı 1 ise meslek hastalığı nedeni ile hayatını kaybeden işçi sayısının bu koşularda 6 olması gerekir” diyor. Yani gizlenen bir salgın var, kapitalizmin bizzat iş yerlerinden emekçilerin mahallelerine, evlerine kadar yaydığı bir pandemi. Öyle bir hastalık ki bu tamamen önlenebilir. Önlem alınmış olsa emekçiler bu hastalığa hiç yakalanmayabilir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tanı konulması gereken meslek hastalıklarının ancak yüzde 5’inden azına hekimler tarafından tanı konulabildiğini yazıyor. Meslek hastalıkları tanısı için MÖ 400’lerden beri hekimler “Ne iş yapıyorsun” diye sorup meslek hastalığını tespit edebilmeye çabalıyor. Meslek hastalıklarının kayda alınmaması; insanların çevresel ve mesleki maruziyetlerinin hekimlik pratiğine yansıtılıp, hastalıkların etiyolojik tanılarının alınmaması aslında bir suç.
SGK değil işçi söz sahibi olmalı
Türkiye’de meslek hastalığı tespiti SGK Yüksek Sağlık Kurulu tarafından yapılıyor. Bu kurulda işçi temsilcisi yok. Hekim ve bürokratlardan oluşan bir ekip, bir işçinin meslek hastası olup olmadığına karar veriyor. Bazen hastane heyetinin verdiği raporun bile o kurul için bir geçerliliği olmayabiliyor.
Meslek hastalığı arttıkça devletin ve işverenin sorumluluğu da artıyor. İşveren işçiye tazminat ödemeli ve meslek hastalığına neden olmaktan cezai yaptırımlarla karşılaşmalı. Ayrıca meslek hastalığı tespit edildiğinde işçiye sosyal güvenlik destekleri sağlanmalı, erken emekli olduğu, üretimden çekildiği için ek destekler verilmeli. Devlet bundan kaçınıyor.
Bir yandan denetim yapmazken bir yandan da meslek hastalığı hastanelerini kapatıyor, altyapısını güçlendirmiyor. Meslek hastalıklarının tespitinin yanı sıra tedavisinin de uygulanması gerekiyor ancak o da gerektiği gibi yapılamıyor. Yani işçiyi işverenin istediği gibi kullanıp atabileceğin bir düzenleme var.
Bu tablonun sebebi üretim baskısı, üretim sürecinde işçinin esas alınmaması ve kâr odaklı üretim. Yargı süreçlerinde cezasızlıkla karşılaşılıyor ve işverenin işine gelecek şekilde meslek hastalıkları tespit edilmiyor. Bunların önüne geçmek için işçilerin ve işçi örgütlerinin dahil olacağı şekilde mevzuat düzenlemeleri yapılmalı, meslek hastalıklarının tespiti için hatta işçiyi ilgilendiren her komisyonda işçiler yer almalı.
Türk Toraks Derneği Mesleksel Akciğer Hastalıkları Çalışma Grubu tarafından yapılan öneri şöyle: “Meslek hastalıkları kayıt, bildirim, tanı sürecini Umumi Hıfzısıhha Kanunu 276. maddesi d bendine göre Sağlık Bakanlığı üstlenmeli; özel/kamusal tüm hastaneler, uzmanlık dalları ve hekimler bu sisteme dahil edilmeli; meslek hastalığı tıbbi tanısı sonrası yasal tanı için gerekirse illiyet bağı olarak SGK sistemi ile entegre olan bir sistem oluşturulmalı; meslek hastalıkları hastaneleri Ulusal İş Sağlığı ve İş Güvenliği Enstitüsü (NIOSH) benzeri bir yapının özelleşmiş parçalarından biri haline dönüştürülmelidir. Bu yapıda araştırma kuruluşları, merkezi laboratuvarlar, poliklinik ve yatarak tedavi hizmetleri veren birimler entegre şekilde çalışmalıdırlar.”
