Oradaydık
O taştan dünyanın ortasında.
Bejan Matur
Sınıflı toplumlarda çocuklar, yetişkin emeğinin tamamlayıcısı; hane gelirine katkı sunan, ucuz, denetimi kolay ve itaatkâr bir emek kaynağı olarak görülür. Kapitalizm öncesi toplumlarda çocuklar hane içinde, tarımda, hayvancılıkta, ev işlerinde ya da loncalarda usta–çırak ilişkisi içinde çalıştırılmaktaydı. Ancak çocuk emeğinin kitlesel, sistematik ve devlet eliyle örgütlenen bir biçime kavuşması kapitalizmle birlikte gerçekleşti.
Loncalarda da ücretsiz ya da düşük ücretli ve itaat ilişkisine dayalı bir çalışma vardı; ancak üretim sınırlıydı, piyasa genişliği yoktu ve çocuklar kısa vadeli yüksek kârın doğrudan aracı hâline getirilmemişti. Makineleşmeyle birlikte çocuk emeği hem üretime daha “uygun” hâle geldi hem de meşrulaştırıldı. Düşük ücretli, itiraz edemeyen ve kolay disipline edilen çocuklar, kapitalist üretimin asli unsurlarından biri hâline getirildi.
Zamanla çalışma saatlerinin sınırlandırılması, tehlikeli işlerde çocuk çalıştırılmasının yasaklanması ve yaş sınırlamaları için mücadeleler yürütülse de bu düzenlemeler esas olarak ücretli çocuk işçiliğini kapsadı. Ev içinde çalışan, tarımda ücretsiz ya da yarı ücretli çalışan, büyük ölçüde kız çocuklarından oluşan çocuk emeği bu düzenlemelerin dışında bırakıldı. Böylece çocuk işçiliği, kapitalizmle birlikte yalnızca fiilî bir gerçeklik değil, hukuken düzenlenmiş bir kategoriye dönüştü.
Bu hukuki çerçeve, çocuk emeğini görünmez kılmanın ve meşrulaştırmanın araçlarını da beraberinde getirdi. Çocuk işçi yerine “çırak”, “stajyer”, “öğrenci” gibi adlandırmalar kullanılarak çocuk emeği, mesleki eğitim adı altında sermayenin hizmetine sunuldu. Eğitim faaliyeti olarak tanımlanan bu süreç, çocukların üretime katılımını meşrulaştıran bir araç işlevi gördü.
1970’lerin sonlarında kapitalist sistemin yapısal krizlerine çözüm olarak geliştirilen neoliberal politikalar, hizmet alanlarının ticarileştirilmesini ve kamusal alanların piyasa ilişkilerine açılmasını hedefledi. Bu uluslararası çerçeve, Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararları ile somutlaştı. Bugün yaşadığımız ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal değişimlerin kırılma noktası sayılabilecek bu kararlar, 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle birlikte zor yoluyla hayata geçirildi. Sendikal hareket bastırıldı, emek ucuzlatıldı, hak arama faaliyetleri şiddetle cezalandırıldı. Eğitim de bu süreçte piyasanın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlendi; kamusal bir hak olmaktan çıkarılarak sermayeye işgücü üretme aracına dönüştürüldü.
Bu dönüşüm, mesleki eğitimi de doğrudan hedef aldı. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu (1986), mesleki eğitim ile piyasa arasında doğrudan bağ kurdu. Öğrenciler, öğrenen özne olmaktan çıkarılarak üretime katılacak işgücü olarak konumlandırıldı. Millî Eğitim Bakanlığı; yönetmelik ve müfredat değişiklikleri, 4+4+4 gibi yapısal dönüşümler ve sermaye gruplarıyla yapılan protokol ve projeler aracılığıyla öğrencileri piyasaya ucuz emek olarak sundu.
Mesleki Eğitim Kanunu ve Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerle açık liseye yönlendirme kolaylaştırıldı, staj ücretleri düşürüldü, okul–işletme ilişkileri güçlendirildi. Bu düzenlemeler, eğitimin pedagojik bir süreç olmaktan çıkarılıp sermayenin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmasının önünü açtı. 4+4+4 ile kesintisiz eğitim parçalandı; özellikle kız çocukları ve yoksul çocuklar örgün eğitimin dışına itildi ya da mesleki eğitime mecbur bırakıldı.
Bu süreçte çeşitli sermaye gruplarıyla yürütülen “Meslek Lisesi Memleket Meselesi”, “Mesleğim Hayatım” gibi projelerle; “diploma değil meslek”, “iş garantili eğitim”, “aileye destek” söylemleri dolaşıma sokuldu. Sermaye gruplarıyla yapılan bu protokollerin yarattığı tahribat, cemaat ve tarikatlarla yapılan protokollerin eğitime verdiği zarar kadar konuşulmadı, gündemleşmedi.
Zaten var olan çocuk emeği sömürüsünün ve cinsiyetçi yönlendirmelerin katmerlendiği Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), 2016’da örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alındı. Bu adımla çocuk işçiliği, herhangi bir meslek öğretme derdi de olmadan, devlet eliyle teşvik edilen bir modele dönüştürüldü. Daha önce mesleki eğitimde öğrenciler üç yıl okulda eğitim görüp, alanında belli bir birikim edinip son yıl staja giderken, MESEM ile birlikte çocuklar, 9. sınıftan itibaren haftanın dört günü işletmede, yalnızca bir günü okulda olacak şekilde çalıştırılmaya başlandı.
Bu düzen, çocukların okul, öğretmen, akran ve rehberlik hizmetleriyle bağını fiilen koparmaktadır. Okula haftada yalnızca bir gün gelen, akranlarıyla, öğretmenleriyle ve rehberlik hizmetleriyle düzenli bağlar kuramayan MESEM öğrencileri; iş yerinde yaşadıkları sorunları paylaşabilecekleri, destek alabilecekleri ve birlikte çözüm üretebilecekleri kolektif ilişkilerden de yoksun bırakılır. MESEM, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını da yok sayar; okulun eşitleyici, koruyucu ve sosyalleştirici rolünü ortadan kaldırır. 9. sınıf bir çocuk ile 12. sınıf bir gencin gelişimsel olarak aynı olmadığı gerçeği bilinçli biçimde görmezden gelinir. Bu durum, daha erken yaşta işçileşen çocuğun daha kolay baskılanacağı ve sömürüleceği gerçeğinin yanında, sağlıklı ruhsal ve bedensel gelişim hakkının açık bir gaspıdır.
Okulla bağı zayıflatılan çocuklar, “Eğitim dışına düşmesinler” denilerek fiilen üretim alanlarına toplanmaktadır. MESEM’ler bu anlamda çocuklar için birer işgücü toplama kampı işlevi görür. Bu rejim, çocukları özne olarak değil; denetlenmesi, yönlendirilmesi ve dolaşıma sokulması gereken emek rezervi olarak konumlandırmaktadır.
MESEM öğrencileri çalıştıkları iş yerlerinde iş kazalarında yaralanmakta, sakatlanmakta ve hayatını kaybetmektedir. Bunlar münferit kazalar değildir; öngörülebilir, önlenebilir ve bu nedenle suç niteliği taşıyan sonuçlardır. Çocukların tehlikeli üretim alanlarında çalıştırılması, denetimsizlik ve korumasızlıkla birleştiğinde bu ölümler kaçınılmaz hâle gelir.
Sermaye için öğrenci çalıştırmanın neredeyse hiçbir maliyeti yoktur. Okullara aç giden, yeterli beslenemeyen öğrencilere bir öğün yemek dahi veremeyen devlet, çocukları sermayeye işçi olarak sunmakla kalmayıp; çalışan öğrencilerin sigortalarını ödemekte ve öğrenci çalıştıran işletmelere “devlet katkısı” adı altında bir de maddi destek sağlamaktadır. Çocuklar normal işçi olarak çalışsa en az asgari ücret alacakken, staj adı altında ucuz emek olarak sisteme dâhil edilmektedir. Kamusal kaynaklar çocukların yaşamına değil, patronlara aktarılmaktadır.
Cinsel taciz ve sessizleştirme
Çocukların eğitim adı altında ucuz, denetimsiz ve güvencesiz işgücüne dönüştürüldüğü bu sistem, kız çocukları açısından çok daha ağır sonuçlar üretmektedir. MESEM’lerde kız çocukları güzellik, bakım, tekstil, büro hizmetleri, hasta ve yaşlı bakımı gibi alanlara yönlendirilir. Bu cinsiyetçi yönlendirme yetmezmiş gibi, iş yerlerinde kız çocuklarına sıklıkla çay, temizlik, yemek hazırlama, ikram ve servis gibi meslek dışı işler de yaptırılır. Bu durum, kız öğrencilerin eğitim aldıkları alanda mesleki donanım edinmelerini de engellemektedir. Cinsel taciz, sözlü şiddet ve sessizleştirme yaygındır. İşverenin “stajını yakarım” tehdidiyle ya da ailesi duysa sosyal çevresini kaybedeceği, eve kapatılacağı korkusuyla sessizleşen; çözüm bulabileceği, güçlenebileceği bağları kuramadan işçileşen kız çocukları demektir MESEM.
TBMM lokantasında stajyer olarak çalışan kız öğrencilerin yaşadığı tacizle ilgili destek olmak isteyen kadınların, duruşmaya katılabilmek için dahi barikatlar aşmak zorunda kaldığı, yetkililerin olayı örtbas etmeye çalıştığı bir ülkede; kız çocuklarının yaşadıklarını anlatabilmesinin, güvenli bir ortamda “ben güvende değilim” diyebilmesinin ne kadar zor olabileceğini hepimiz biliyoruz. “Eve maddi destek sağlayabilmek için MESEM’e gitmek zorundaydım” diyen; pastacılık alanında staj yapan ve düzenli olarak ustası C.U.’nun fiziksel tacizine maruz kalan, cezasızlığa karşı mücadele eden; olay duyulduktan sonra ise yaşadığı Sivas’ta staj yapacak yer bulamayıp okul hayatını bitirmek zorunda kalan kız öğrencinin hikâyesi binlerce kız çocuğunun hikâyesidir.
Balıkesir’de, MESEM öğrencisi 15 yaşında bir kız çocuğunun staj yaptığı simit fırınında iş yeri sahibi tarafından cinsel istismara maruz kalması da aynı yapısal sorunun bir sonucudur ve başka kız çocuklarının da yaşadığı bir şiddeti işaret etmektedir. MESEM kapsamında çalıştığı lojistik firmasında tacize uğrayan bir öğrenciye patronunun “Alışın, iş hayatınızda sık sık karşılaşacaksınız” nasihatı verebilmesi; bu sistemin çocukları yalnızca şiddete ve cinsel istismara açık hâle getirmekle kalmadığını, aynı zamanda şiddeti normalleştirdiğini de göstermektedir. Çocukların eğitim hakkını ortadan kaldıran, onları denetimsiz iş yerlerinde şiddete ve cinsel istismara açık hâle getiren; yaşadıkları ifşa edildiğinde ise çocukları eğitimden koparan bu düzen kabul edilemez. Çocukları korumayan, aksine onları yaralayan ve ölüme sürükleyen MESEM’ler kapatılmalıdır.
Katmerli eşitsizlik
Kız çocukları bu sistemde hem çocuk, hem kadın, hem işçi olarak üçlü bir kırılganlık yaşar. Ev içindeki bakım emeği ihtiyacı da kız çocuklarının eğitimden koparılmasının temel nedenlerinden biridir. Kardeş, hasta ya da yaşlı bakımı için dışarıdan hizmet almanın maliyeti yüksek olduğu için, MESEM’den alınan düşük ücretle bu maliyetlerin karşılanması da mümkün olmadığından kız çocukları eve çekilmekte, örgün eğitimden uzaklaştırılmaktadır. Öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla temas edip farklı bir yolculuk yaratma şansı elinden alınan kız çocukları bu eşitsiz koşullarda çok erken büyümek zorunda kalmaktadır. Böylece MESEM’ler, kız çocuklarını geleceğin görünmeyen ücretsiz kadın emeğine ya da ucuz işgücüne hazırlayan bir mekanizma hâline gelmektedir.
MESEM, sermayenin işgücü maliyetini azaltan sınıfsal bir meseledir. Çocuk emeğinin ucuzlatılması, yetişkin emeğinin de değersizleştirilmesinin temel araçlarından biridir. Sendikasız, düşük ücretli ve itiraz gücü zayıf çocuk emeği yaygınlaştıkça, yetişkin işçilerin pazarlık gücü de kırılır; ücretler düşer.
Geçmişte yoksul çocuklar mesleki eğitimden mezun olup üniversitede nitelikli bölümler kazanabiliyordu. Bugün ise mesleki eğitimden mezun olup dört yıllık bir bölüm kazanmak neredeyse imkânsızdır. Bu tablo, nitelikten uzaklaştırılmış bir eğitimin ve çocukları erken yaşta işçileştiren politikaların doğrudan sonucudur. Eğitim içi geçişkenliğin fiilen engellenmiş olması, yoksul çocukları çok erken yaşta sınıfsal olarak işçilik pozisyonuna sabitlemektedir.
18 yaş altı çocukların hangi ad altında olursa olsun iş yerlerinde çalıştırılması yasaklanmalı, MESEM’ler kaldırılmalı; 12 yıl kesintisiz, parasız, anadilinde, laik, bilimsel ve toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan bir eğitim sistemi kurulmalıdır. Devletin sorumluluğu sermayeye değil, çocuklara karşıdır.
“17 yaşındayım ama içimde 40 yaşında bir insanın yorgunluğu var. Her sabah yola çıkan, her akşam eve dönerken susan birinin yorgunluğu.” Bir MESEM öğrencisinin bu cümleleri, bu yazının özeti niteliğindedir. Çocukları çalışırken öldüren, sağ kalan çocukların da çocukluklarını öldüren bu sistem değişmelidir. MESEM’ler, sınıfsal sömürüyle patriyarkal işbölümünü birleştiren cinsiyetçi emek rejiminin güncel araçlarından biridir. Mesleki eğitim, sermayenin değil çocuğun yararını gözetmelidir. Çocukların bilgi, beceri, ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkaracak; onları erken yaşta işçileştirmeyen, ev ve bakım işlerine mecbur etmeyen, cinsiyetçi emek rejimini yeniden üretmeyen, mutlu olabilecekleri, güvenli ve kamusal bir eğitim sisteminin inşası hepimizin mücadelesi olmalıdır. Bu bir eğitim politikası değil, çocuklara karşı işlenen bir suçtur ve buna seyirci kalamayız.
* Aralık Feminist Kolektif’in çağrısıyla 9 Ocak 2026 tarihinde Feminist Mekân’da gerçekleştirilen “Sömürü ve cinsiyetçilik ekseninde MESEM’ler” başlıklı söyleşideki katkılar, sorular ve kolektif tartışma için teşekkürler.
Meclis’te çocuk istismarı ve tehdit: “Kimseye söylemeyeceksiniz, aileniz bilmeyecek”. Bianet (11 Aralık 2025) https://share.google/9tyhBfUEWVrYkljdP
MESEM’de cinsel tacize maruz bırakılan Merve anlattı: Okul, ‘iş yeriyle aranızda’ cevabını verdi – Evrensel (8 Ocak 2026) https://share.google/u3XIVLKowtTZx8AVK
Edremit’te MESEM’li kız çocuğuna istismar: “MESEM çocukları şiddete ve istismara açık hale getiriyor”. Ekmek ve Gül (13 Ocak 2026) https://share.google/1wIeJeEHc8GMk8FH2
https://sendika.org/2024/02/mesemde-bir-kadin-ogrenci-sertrans-lojistikte-cinsel-istismara-ugradi-patronu-taciz-is-hayatinda-siklikla-karsilasacaginiz-bir-sey-alisin-dedi-701374
https://bianet.org/haber/siz-bu-yaziyi-cocuk-haklari-gununde-okurken-ben-bir-gunumu-200-tlye-satmis-olacagim-313693
