İntihar ve Sosyometri - Nilgün Güngör

Gazeteci Dilan Karaman’ın yaşamını yitirmesi ve geri çekilen rapor ve değerlendirmeler sarsıcıydı. Somutluğun çağrısına uymak ama bunun sonunun gelmeyebileceğini de bilerek asıl olarak ilkesel yaklaşımda fayda ne olmalı sorusunu sormak -elimden gelen bu ikincisi olabilirdi.

Daha önce Fransa Telekom’un özelleştirilmesi ve yeniden yapılandırılmasında uygulanan kıyıcı yöntemler ve bunların yaşamlarda yarattığı tahribat, intihara sürüklenme suçunun faili olarak neoliberal politikaları ve somut fail el olarak da Telekom yöneticileri dava konusu olmuş ve bunları izlemiştim. Biri tekerlekli sandalyede gelen kadın eski Telekom çalışanı (ve tabii ki aileleri ve sendika tarafından temsil edilenler) haricinde davaya katılan herkes dışardan bakıldığında sapasağlamdı. Ama aslında büyük bir savaştan birey birey yenilerek, yaralanarak, intihara teşebbüs ederek çıkmışlardı. Yıllar sonra aynı yöntemlerin Türkiye’de de uygulandığını ve bunun yarattığı tahribatı Evrensel gazetesinde okudum (yerleşik olduğu yerden çok uzağa tayin etmekve tayin edildiği yerde ne masa ne sandalye olması, tanımlı bir görevinin bulunmayıp aynı mesafeyi hiçbir şey yapmamak üzere her gün gidip gelmek zorunda kalması ve anlamsızlık duygusu). Keza yargılanmış, ihraç edilmiş, isimleri hafızamıza kazınmış, ekonomik şiddet, işsizlik, konum kaybı, sosyal tecrit ve daha nicesini ne denli ağır yaşadığını yaşamına son vererek attığı son çığlıktan anladığımız emekçiler, akademisyenler. İşçi sınıfı ve kadınlar olarak güç savaşının bu cephesinde de kendimizi ve birbirimizi güçlendirmemiz gerektiğini düşündüm. Özyıkım yaşaması gereken biz değil sınıf düşmanlarıydı!

AVRUPA’DA EN YÜKSEK

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2019 yılında Fransa yılda yaklaşık 9.000 intihar sonucu ölüm rakamıyla intihar oranlarının en yüksek olduğu Avrupa ülkelerinden biriydi. İntihar girişimlerine gelince bunların sayısı da ölümlerin 20 katı idi. Fransa Halk Sağlığı Barometrelerinin verilerine göre 2000-2017 yılları arasında son 12 ayda intihar düşüncesine kapılanların sayısı ise intihar girişimlerinden -yıllar ve cinsiyete göre- 6 ila 21 kat fazlaydı.*

Erkekler arasında intihar düşüncesi en fazla 2020 ve 2021 yıllarında yaygınlık gösterdi. Kadınlarda yaygınlık mesleki kategoriye göre derin farklılıklar sergilemedi. Otel ve lokanta sektörü 2010, 2017 ve 2021 yıllarında intihar düşüncesinin en fazla zihinlere düştüğü sektör oldu. İntihar düşüncelerinde 18-24 yaş grubu, 2020 (yüzde 3,4) ve 2021’de (yüzde 7,1) ile anlamlı bir farklılaşma görüldü. 18-24 yaş (ve daha düşük oranda da 25-34 yaş) grubunda olmak, bekar, boşanmış veya eşi ölmüş olmak, çocuksuz olmak ve mali sorunları olmak intihar düşünceleri ile bağlantılı bulundu. İntihar düşüncesine en fazla götüren sebepler ise iş ve aile ile bağlantılı (yüzde 40) idi. Çalışma yaşamı sebebiyle intihar girişimleri vakaların yüzde 9 ila yüzde 14’üydü.

Araştırma, kadınların intihar düşüncesini erkeklere göre daha fazla yaşadığını ve bunun sektörlerle bağlantısını da ortaya koydu. Buna göre pandeminin kol gezdiği 2021 yılında intihar genelde en fazla otel ve lokantacılık, tarım, ormancılık ve balıkçılık, sağlık ve sosyal yardım, finans ve sigorta, enformasyon ve iletişim sektörlerinde çalışan işçilerde düşüncelere girmişti. Ancak kadınlar bu işkollarından bazılarında daha fazla öz yıkım duygusuna kapıldılar.

 

İşyerlerinde ve pandemi dönemi dahil uzaktan çalışmada artan psikolojik ve mental yük, intiharlarla da sınırlı kalmayarak sendikaların gündemine girdi. Yukarıdaki sosyometri bunun ürünü. 2020-2022 yılları arasında en şiddetli dönemini gördüğümüz, 4-5 yıl gibi bir zaman diliminde dünya nüfusunun 1/1000’inin yaşamını yitirdiği pandemiyi biz işçi ve emekçiler hatırlamak bile istemiyoruz fakat tekelci kapitalizm onu çalışma yaşamını biçimlendirmek için cebine koymayı başardı. Geçen yıl yapılan yapay zeka zirvesine alternatif olarak yapılan ve izleme fırsatı bulduğum anti-yapay zeka zirvesi ile çalışmanın dönüşümü üzerine sıkça yapılan seminer ve atölye çalışmaları, işçi sınıfının, başta beyaz yaka olmak üzere kendisini nasıl savunma arayışı içinde olduğunu gösteriyor.

Aslına bakılırsa yukarıdaki sosyometrinin hem gelen dalga karşısında hükmünün pek kalmadığını hem de geleneksel sendikaların ufuk sınırlılığını gösterdiğini söylemek gerekiyor. Çalışmanın rutini içindeki anlam yitimini, özellikle tekrarlayan işlerdeki otonomi yoksunluğunu, işi gitgide daha az (hatta olmayan) işçi ile daha kısa zamanda bitirme baskısını, çoktan kaybolan Cumartesileri, son düşüneceği şey çalışmamızı takdir etmek olan üst kademeyi, çalışanların ücretini birbirine söyleme yasağını***, bağlantıyı kesmenin ancak ihtimalini sevebileceğimizi… düşündüğümüzde çizilen sosyometrinin ilk bölümü ruhsal ve mental yükümüzün halihazırdaki durumuyla açık bir çelişki sergiliyor. Kaldı ki “en fazla 40 kişilik olacak şekilde ufak grupların birbirileri ile olan etkileşim ve iletişim ve bunların düzeylerini tespit etmek için” uygulandığı belirtilen sosyometri, sınıf ilişkilerinin makro ve yerel düzeydeki sertlik ve tahrip ediciliğinin çaresi olamaz.

Bunu değiştirecek, en ağır koşullar altında bile gönüllü kolektif çabamızın en yüksek anlamıyla kendimizi ve birbirimizi güçlü kılmamızı, sarsıntıları az etkiyle aşmamızı sağlayacak olan ise sınıf mücadelesi, dayanışma ve bunun kolektif örgütlenmeleridir. Yapılar türkü söyler gibi yapılmasa da proleter eleştiri özeleştiri ile her dem temiz hava ile dolmasıdır.

DİPNOTLAR:

* İntihar düşüncesi, intihar girişimi ve intiharın kendisi, psiko sosyal durumun ve olgunun şiddeti açısından farklı ve birbirinden ağır kategorilerdir.

** https://www.santepubliquefrance.fr/maladies-et-traumatismes/sante-mentale/suicides-et-tentatives-de-suicide/documents/article/pensees-suicidaires-et-tentatives-de-suicide-au-cours-des-12-derniers-mois-chez-les-personnes-en-activite-professionnelle-en-france-metropolitaine

*** AB‘nin daha çok beyaz yaka grubunu kapsayan bu yasağı kaldırmayı da kapsayan, bilgi asimetrisini kaldırıp kadın ve erkek çalışanlar arasında eşit işe eşit ücret yolunu açtığı propagandası yapılan “ücret şeffaflığı direktifi” Haziran ayında uygulamaya girecek. Ancak daha şimdiden şirketlerin çoğunun buna hazır olmadığından behsediliyor…