İş arayan çocukların hayali bir gün berber olmak!

NATO Zirvesi için Ankara’daydım. Sokaklarda vatandaşla konuşuyordum. Havalimanı yolunda bir kafeye girdim. Kapısına, ‘Eleman aranıyor’ ilanı asılmıştı. Biz dükkan sahibiyle sohbete dalmışken, 11-12 yaşlarında iki çocuk girdi içeri... Utana sıkıla “Abi ilanı gördük, biz de iş arıyoruz” dediler. Dükkan sahibi, “Çocuklar siz çok küçüksünüz. Ben çırak değil, mutfakta çalışacak eleman arıyorum” diye cevap verdi. Çocuklardan biri adeta yalvardı: “Biz de 6’ıncı sınıfa geçtik abi. Ne iş olsa yaparız. Mutfakta da çalışırız!..” Dükkan sahibi bir an ne diyeceğini bilemedi, sonra yanındaki 13-14 yaşlarındaki çırağı gösterip şöyle dedi: “Çocuklar geç kaldınız. Bakın, bu arkadaşınızın babası daha okullar açılmadan gelip iş istedi. Ben de aldım.”

O günden beri o iki küçük çocuğun çaresizliği, başları önde dükkandan çıkışları gözümün önünden gitmiyor. İçim içimi yiyor hâlâ, “Neden işi gücü bırakıp peşlerinden koşmadım, dertlerini dinlemedim” diye... İşte bugün, onlar gibi kendi başlarına iş arayan çocukları bulmak için çıkıyorum yola…

“Patron benden daha büyük çırak aldı, işsiz kaldım”
Beylikdüzü’nde, Marmara Park’la 5M Migros arasında mahşer gibi kalabalık bir üst geçitte rastlıyorum onlara.... Ellerinde ikişer şişe su, “Buz gibi soğuk su... Abla, soğuk su ister misin? Abi, soğuk su ister misin?” diye gelene geçene soruyorlar. Yanlarına gidip sohbete başlıyorum. Bütün gün güneşin altında su satmaktan kömür gibi kararmış 13 yaşındaki Harun T.’nin ailesi dört yıl önce Van’dan Esenyurt’a göç etmiş. Altı kardeşler… Babası demirci ustası, inşaatlarda çalışıyor. “Kaçıncı sınıfa gidiyorsun?” diye soruyorum. Hiç beklemediğim bir cevap veriyor: “Ben okula gitmiyorum. İki yıl önce, 6’ncı sınıfa giderken bir grup gelip sataştı, ben de bir çocuğa yumruk attım. Okuldan atıldım.”

Yüzü iyice kararıyor, belli ki çok üzgün… Hiç üstelemiyorum, “Peki ne yaptın? Hemen çalışmaya mı başladın?” diye soruyorum. Sanki bu ülkede iş bulmak kolaymış gibi… “Çok iş aradım. Küçüğüm diye iş vermediler. Sonunda bir lastikçide iş buldum. Saat 9.30’da dükkanı açıyor, akşam 8’de kapatıyordum. Günde 200 lira kazanıyordum. Sonra patron benden daha büyük bir çırak aldı. İşsiz kaldım.”

Gün boyu çalışıp sadece bahşişe talim etmek
Sağımızdan solumuzdan kalabalıklar geçiyor. O anlatmaya devam ediyor: “Yine dükkan dükkan dolaşmaya başladım. ‘Çırak lazım mı abi?’ diye soruyordum. ‘Yok’ diyorlardı. En sonunda Kıraç’ta bir berberde işe girdim. Bir ay çalıştım. Orada para almıyordum, sadece bahşiş… Üç çıraktık. Bazen günde 100 lira kazanıyordum, bazen hiç kazanamıyordum. Biz Kıraç’tan Kuzuyolu’na taşındık. İşyeri eve çok uzak kalınca ayrılmak zorunda kaldım.”

Bu yüzden su satmaya başlamış Harun. Peki şimdi para kazanabiliyor mu? “Kazanıyorum. Marketten suyu 6 liradan alıyorum. Herkes gönlünden ne koparsa onu veriyor. Kimi 10 lira, kimi 20 lira. Bazen 50 lira veren oluyor. Bugün işler çok iyiydi. Tam 600 lira kazandım.”

İyi ama şimdi yaz herkes su alıyor, kışın ne yapacak? Sanki içimden geçenleri okumuş gibi devam ediyor: “Abla hedefim berber olmak. Şu anda yaz tatili ya, bütün berberler çırak dolu. Okullar açılınca iş bulurum herhalde.”

Yedinci sınıfa geçen 12 yaşındaki Berat K.’yla konuşmaya başlıyorum. Berat, Niğdeli bir ailenin üç çocuğundan en büyüğü. “Sen hiç iş aradın mı?” diye soruyorum. “Çok aradım abla. Her gün en az 10 yere gittim. Berberlere, sanayiye sordum. Yaşım küçük diye işe almadılar. Ben de vazgeçtim iş aramaktan” oluyor cevabı.

Berat’ın babası tesisatçılık yapıyormuş, aynı zamanda kaynak ustasıymış. “Babam bana da öğretecek mesleği, en iyisi bu olacak benim için” diyor. Sabahtan akşama, güneşin altında bu sıcakta su satmak, zor olmuyor mu peki? Cevaplıyor: “Oluyor. Bütün gün kolumuz havada, elimizde sular ‘Soğuk su, soğuk su!..’ diye bağırıp duruyoruz abla. Dilimiz çok yoruluyor. Kollarımız çok acıyor…”

İşlerinden çok alıkoydum çocukları, belli ki çok da yorulmuşlar ama aklımın bir köşesinde de Harun’un okuldan atılışı var. Vedalaşmadan önce “Okula dönmek ister misin?” diye soruyorum... Kararlı bir şekilde “Yok abla. Şimdi, ben üniversite okusam, ancak 25 yaşında para kazanmaya başlayabilirim. Ama berbere girsem, iki yılda işi öğrenir, 15 yaşında para kazanmaya başlarım. 25 yaşıma kadar araba da alırım, ev de” diyor. Umarım ikisinin de tüm hayalleri gerçek olur.

“Bizim de işlerimiz çok kötü, nasıl işe alalım çocukları?”
Sırada çocuklu ailelerin çok olduğu, Habipler, Sultangazi ve Esenyurt var. Önce yolumun üstündeki İSTOÇ’a uğrayıp esnafa “İş aramaya gelen çocuk var mı?” diye sorayım istiyorum… Saat 12’ye geliyor. Mal indiren birkaç kamyon dışında ortalıkta hiç hareket yok. Esnaf kapılarının önünde boş boş oturuyor. Toptan plastik kap kacak satan birine sorumu soruyorum, “Çok var.Okullar kapanır kapanmaz gelmeye başlıyorlar. Ama ben elemanım konuşamam” diyor. İsmini soyadını vermek istemiyor…

Birkaç esnafa daha soruyorum. Aşağı yukarı cevap aynı: “Ekonomi çok kötü. Haliyle anne babaları evi geçindiremeyince çocuklar da iş arıyor ama bulamıyor. Biz de üzülüyoruz ama nasıl işe alalım? Durumumuzu görüyorsunuz.”

Tam bu sırada elinde bir tepsi boş çay bardağıyla küçük bir çocuk görüyorum. Peşinden koşuyorum… 14 yaşındaki Mazin M., dördüncü sınıftan sonra okulu bırakmış. İki yıldır İSTOÇ’ta bir çay ocağında çalışıyormuş. Ailesi o üç aylıkken gelmiş Suriye’den… Üç kardeşlermiş. Bir abisi, bir de kız kardeşi varmış. “Abim bu çay ocağında çalışıyordu. Ona yardım etmek için geldim, işi öğrendim. Ben kaldım, o işten çıktı. Bir büfede çalışmaya başladı” diye anlatıyor.

Ne kadar kazandığını, kazandığıyla ne yaptığını soruyorum. İşte cevabı: “Haftada 6 bin lira alıyorum. Babama veriyorum hepsini. İçinden 300 lira harçlık alıyorum. Bahşiş verenler de oluyor, sağ olsunlar. Sabah 8’de işe başlıyorum, 10-11 saat çalışıyorum. Bağcılar’da oturuyoruz. Abimin elektrikli bisikleti var. Birlikte gidip geliyoruz işe. Pazar günü tatil. O zaman denize, Yeşilköy’e gidiyoruz. Babam ev aldı Suriye’de. Şimdi dükkan almak istiyor. Onu da alınca Suriye’ye döneceğiz…”

Mazin, pırıl pırıl bir çocuk, onu işinden bayağı alıkoydum. Belli ki patronları iyi insanlar ama bir laf işitsin istemiyorum, vedalaşıyorum.

MESEM’li çıraklar ayda 8 bin 500 lira kazanıyor
Habipler’deyim... Bir caddede yan yana sıralanmış pek çok oto tamircisi var. Birinde yüzü gözü yağ içinde çalışan bir çırak dikkatimi çekiyor… Bir gün sonra 16 yaşına basacakmış Arif A. Ahi Evran Mesleki Eğitim Merkezi’nde mekanik okuyormuş. 10’uncu sınıfa geçmiş. MESEM’liymiş. “Babamla birlikte arayıp bulduk bu işi” diyor. Ben onunla konuşana kadar MESEM’li çocukların işlerinin hazır olduğunu sanıyordum, ne kadar yanılmışım…

İki kardeşlermiş, ablası bir AVM’de çalışıyormuş Arif’in. Babası ise tekstilde... “Kazandığın parayı ne yapıyorsun?” diye soruyorum. Cevabı “Hepsini babama veriyorum. O haftada 1.000-1.500 lira harçlık veriyor bana. İzin günümde dışarı çıkıp geziyorum o parayla” oluyor. Biliyorsunuz, MESEM’li çocuklar haftanın 4 günü çalışıyor, bir gün okula devam ediyor. 9, 10 ve 11’inci sınıfa gidenler yaklaşık 8 bin 500 lira, 12’nci sınıfa gidenler ise 14 bin lira kazanıyor...

Son bir sorum daha var, sabah 8’den akşam 8’e kadar çalışan ve yarın 16 yaşına basacak Arif’e: “Ne hayal ediyorsun gelecek için?” Cevabı içimi burkuyor: “Hiçbir hayalim yok!”

Esenyurt’tayım. Bir tatlıcıya girip, cevabını bile bile “İş arayan çocuk var mı?” diye soruyorum. “Çok! Her gün en az üç çocuk uğruyor… ‘Eleman arıyor musunuz abi?’ diye soruyor. ‘Yok’ derken, öyle üzülüyorum ki… Ama piyasa çöküşte. Tüm esnaf ölü halde, herkes yatıyor. Kimsenin işi yok… Bu yüzden işe alamıyoruz” diye cevaplıyor kendisi de henüz 17 yaşında olan Mehmetcan M. Sonra kendi hikâyesiyle devam ediyor: “Biz Vanlıyız. Beş kardeşiz. Ben ortancayım. Babam bir markette çalışıyor. Benim derslerim çok iyiydi ama okumak istemedim. Dördüncü sınıftan sonra okulu bıraktım. İlk iş görüşmeme 11 yaşımda annemle gittim. Van’da bir lokantada garsonluk yapmaya başladım. Sonra İstanbul’a geldik. Üç buçuk yıl önce bu tatlıcıda çalışmaya başladım. Şimdi bu şubenin sorumluluğu bende.…”

“Çocuklara ‘iş yok’ derken, öyle üzülüyorum ki!”
Zeki bir genç Mehmetcan, konuşmasından anlaşılıyor. “Abla ben şanslıydım. Şimdi şartlar çok daha zor, iş açısından da öyle, maaşlar açısından da öyle… Asgari ücret 28 bin lira, dört kişilik bir aile için açlık sınırının altında zaten. 30’a böldüğün zaman 937 lira yapıyor. Bazı işverenler ‘Günde 800 lira veririm’ diyor, eğer yaşı küçükse daha da az veriyorlar. Çocuk da sesini çıkaramıyor. Yeni kanunlar geldi. 16 yaşından itibaren sigorta yapılması lazım ama yapmıyorlar. Bu yüzden iş isteyen çocuklara ‘Yok’ derken gerçekten çok üzülüyorum” diyor ve ekliyor: “Meydana, Eskule’ye doğru giderseniz bulursunuz onları. Şimdi orada toplaşmışlardır.”

“Bazen anneme para veriyorum, bu çok güzel bir şey abla!”
Gidiyorum söylediği yere doğru… Yolda bir giyim mağazasında çalışan 14 yaşındaki Suriyeli Ömer A.’ya rastlıyorum. Bu yıl 9’uncu sınıfa geçmiş. Dört kardeşlermiş, babası bir markette çalışıyormuş. “İş bulmak çok zor. Sen nasıl buldun?” diye soruyorum. İşte Ömer’in cevabı: “Ben de çok zor buldum. Her yere sordum. ‘İş var mı?’ diye… Sonunda buranın sahibi ‘Tamam gel. Ama 11 saat çalışacaksın’ dedi. Patron beni denedi beğendi sağ olsun, ben de işi denedim beğendim. İki haftadır çalışıyorum.”

11 saat çalışmak çok zor değil mi peki? Gülümsüyor, “Yapacak bir şey yok abla. Para kazanıyorum” diyor. “Ne kadar kazanıyorsun?” diye soruyorum. Aldığı parayı söylemiyor ama ‘Yarısını babama veriyorum, yarısını kendime ayırıyorum. 18 yaşında bir ablam var, o çalışmıyor. Bazen ona veriyorum paramdan, bazen de anneme... Çok güzel bir şey bu” diyor...

Meydanda bisikletleriyle dolaşan bir grup çocuğa doğrudan “İş arıyor musunuz?” diye soruyorum. Bir gün önce 15 yaşına giren, 8’inci sınıf öğrencisi Azat Ö., “Arıyoruz abla. Ne iş olsa yaparız. Hiç fark etmez. Dün doğum günümdü, bütün gün yine iş aradım. Ama yaşım küçük diye almıyorlar” diyor. Azat, beş çocuklu Muşlu bir ailenin en küçüğü. “Neden çalışmak istiyorsun?” diye soruyorum. “Alın terimle para kazanıp istediklerimi almak istiyorum. Telefon ve elektrikli bisiklet mesela… Bir abim babamla tarlada çalışıyor ama yetmiyor. Eve de katkıda bulunmak istiyorum” diye cevaplıyor.

“Zayıf ve küçük olduğumuz için bizi işe almıyorlar”
Bu yıl 8’inci sınıfa geçen 14 yaşındaki Mustafa A. giriyor söze, “Berberlere gidiyoruz, tekstil atölyelerine gidiyoruz, oto tamircilerine gidiyoruz. Bizi zayıf ve küçük olduğumuz için işe almıyorlar” diyor. Mustafa, Vanlı. Dokuz yaşında bir kardeşi var. Babası inşaat ustası… Anlatmaya devam ediyor: “Okullar tatil olduğunda Azat’la babamın yanına demir işine gittik abla. İnşaatta demir taşıdık, bağ yaptık. Bir hafta çalışabildik sadece, çünkü iş bitti. Bin 500-2 bin lira kazandık sadece. Ben 950 lirasını anneme verdim. Geri kalan 450 lirayla da iki tane tişört aldım kendime.”

“Büyükler bile iş bulamıyor, biz nasıl bulacağız?”
Şimdi bir tekstil atölyesinden haber bekliyormuş iki arkadaş. Mustafa, “Bir kuzenim var. Ablam sayılır. Ona söyledim. Bize yanında iş bulacak. Eğer tekstil atölyesindeki taşeron izin verirse işe başlayacağız bu hafta inşallah” diyor. Öyle bir inşallah diyor ki, pek de umutlu olmadığını anlıyorum. Soruyorum. İşte cevabı: “Geçen bir tekstil atölyesine gittik. Ortacı arıyorlarmış, yani mal taşıyacak birini… ‘Yaparız abi’ dedik. Bize bakıp ‘Siz taşıyamazsınız, zayıfsınız’ dedi. Nereye gitsek ‘Küçüksünüz, olmaz’ diyorlar. Büyükler bile iş bulamıyor. Biz nasıl iş bulacağız abla?” Keşke bilebilsem…

Yusuf K., bu yıl 7’nci sınıfa geçmiş. Henüz 12 yaşında. Ama diğer çocuklara göre daha şanslı. “Benim babam aşçı, ona yardıma gidiyorum. Akşam 6’da başlıyoruz işe, 12’ye, bazen 3’e kadar çalışıyoruz. Ben salatalık, domates doğruyorum, garsonluk yapıyorum. Ayda 5 bin lira kazanıyorum” diyor.

14 yaşında “artık iş bulma umudum kalmadı” diyor
Bu üç arkadaşa “Bol şans” dileyip yoluma devam ediyorum. Az ileride, banklarda emeklilerin yanına oturmuş üç arkadaşa daha rastlıyorum. Emeklilerden hiç farkları yok. Kara kara düşünüyorlar!.. İkisi iş arıyormuş. “Henüz çok küçüksünüz, neden?” diye soruyorum. 14 yaşındaki İsmail G., “Benim babam eski bir dava yüzünden üç aydır cezaevinde, daha çıkmasına iki ay var. Mecburen iş bulmam lazım. Biz dört kardeşiz. Bir abim, iki ablam var. Hepsi evli. Biz annemle tekiz evde. Abim bize destek oluyor ama yetmiyor. Ne iş olsa yaparım. Daha önce tekstilde, berberde, fırında, kaportada, bakkalda çalıştım. Eylülde 15 yaşıma gireceğim. İş aradığım yerlerde hep ‘Yaşın küçük, olmaz’ diyorlar. 18 yaşında olmam lazımmış. ‘Ne iş verseniz yaparım’ diyorum ama kimseyi ikna edemiyorum. Artık iş bulma umudum kalmadı” diyor.

“Peki ya okul?..” diye sorunca, yüzü iyice kararıyor: “Bu yıl 8’inci sınıfa geçtim ama okuma ihtimalim olabilir de, olmayabilir de…”

Suriyeli Mervan M. 13 yaşında. Dört kardeşlermiş. İki abisi de, babası da çalışıyormuş. “Ben de daha önce motorda, bisiklette, bakkalda, tekstilde, berberde çalıştım. Yine berberde çalışmak istiyorum ama iş bulamadım. Belki dönercide çalışacağım şimdi. Birazdan abim gelip götürecek” diyor. Biraz önce konuştuğum İsmail, araya girip, “Bu sıcakta çok zor o iş. Parası da çok az, haftada 2 bin liraya yapılmaz” deyince, “Ne yapayım? En azından para kazanacağım. Sabah 10’da gidiyorsun işe, döner bitene kadar çalışıyorsun” diyor.

Bu arada İsmail ne düşündüyse, “Abla ben bir ay bakkalda çalıştım. Günlük 50-60 lira kazanıyorsun ancak. İnsanlar ara sıra bahşiş veriyor ama öyle bile günde 100 lira, en fazla 200 lira topluyorsun. Haftada bin lira bile etmiyor. Bilmiyorum, belki ben de dönercide çalışırım” diyor.

“Üç ay tekstilde çalıştık, hâlâ paramızı alamadık”
Aralarında bir de İsmail’in Adana’dan tatile gelen kuzeni Yusuf G. var. 8’inci sınıfa geçmiş, 15 yaşında. Beş kardeşi var ve bir pastanede çalışıyor. “Gece 12’de başlıyorum işe. 3’e kadar poğaça ve börek yapıyoruz. Ben kolay iş buldum. Çünkü babam döner ustası… Herkesi tanıyor. Tanıdık olmayınca iş bulmak çok zor oluyor. Yoksa Adana’da da iş arayan çok çocuk var” diyor.

Üçüne birden “İş aramak nasıl bir his peki?” diye soruyorum. İsmail yine dertleniyor, “Çok kötü bir his abla. Akşama kadar güneşin altında kapı kapı dolaşıyoruz. Kimse iş vermiyor ya, çok sinir oluyorum. Bir kere bütün gün iş aradım. Sonunda bir lastikçi, ‘Yarın sabah gel, işe başla’ dedi. Sevindim. Sabah 6’da kalktım gittim. Adam beni karşısında görünce, güle güle ‘Ben sana şaka yaptım, biz eleman aramıyoruz’ dedi. Biz ta Kıraç’ta oturuyoruz, iş Bağlarçeşme’deydi. 10 kilometre yol. Mahfoldum abla… Sadece bu da değil. Annem, ablam, yengem ve ben üç ay bir tekstil atölyesinde çalıştık. Hâlâ paramızı alamadık. Büyüklere bile iş yok abla. Bize nasıl olsun? Benim hayalim berberlik ama nasıl olacak bilmiyorum ki?” diyor.

“Daha büyük hayallerin yok mu peki?” diye soruyorum. “Var ama olmuyor ki!” diyor. Mesela ne? Görmüş geçirmiş biri gibi cevaplıyor İsmail; “O da bende kalsın abla!”

Mine Şenocaklı / Gazete Oksijen