Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye…
2025-2026 eğitim öğretim yılında en az 95 çocuk işçi hayatını kaybetti
Yeni eğitim öğretim yılı 14 Eylül Pazartesi günü başladı. Çocuklarımıza, gençlerimize başarılar diliyoruz…
Öncelikle belirtelim. İSİG Meclisi olarak; çalışma yaşının hızla 18 yaşın altına çekilmesine ve bunun normalleştirilmesine; çocukların tarımda, sanayide, inşaatta, sokakta çalışırken ölmesine; MESEM adı altında mesleki eğitimle alakası olmayan bir uygulamanın yüzbinlerce çocuğu ucuz ve güvencesiz işçi yapmasına… Özetle devlet ve sermayenin çocuk işçilik politikalarına dikkat çekiyoruz ve buna karşı mücadele ediyoruz. Çünkü bizim için Türkiye’de bir çocuğun bile burnunun kanaması veya mutsuz olması kabul edilemez…
Bu yıl üç çocuk işçilik raporu hazırladık. İlki 31 Ocak’ta hazırladığımız ve şu ana kadar kaydettiğimiz en yüksek çocuk işçi ölümünün gerçekleştiği 2025 yılına dair rapor. İkincisi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle hazırladığımız ve çocuk işçi ölümlerinin son on üç yılını analiz eden rapor. Üçüncüsü 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği İle Mücadele Günü dolayısıyla MESEM’deki çocuk işçi ölümlerine dikkat çektiğimiz ve Kocaeli’nde de bir etkinlik gerçekleştirdiğimiz rapor.
Dördüncü raporumuz son iki yıldır da çıkardığımız eğitim ve öğretim yılını değerlendirdiğimiz raporumuz olacak. Aşağıda geçtiğimiz eğitim öğretim yılında (1 Eylül 2025 – 31 Ağustos 2026) meydana gelen çocuk işçi ölümleri üzerinden bazı değerlendirmeler yapacağız. Okul dönemleri Bakanlık tarafından güllük gülistanlık gösterilse de olumsuz anlamda önemli değişimler var.
2025-2026 eğitim öğretim yılında çalışırken iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuklarımızı özlemle anıyoruz ve söz veriyoruz: “Tek ayrıcalıklı sınıfın çocuklarımız olacağı bir ülkeyi, dünyayı kuracağız”…
Son bir yılda en az 95 çocuk işçi hayatını kaybetti
Yüzde 34’ünü yerel kaynaklardan ve bize gelen bildirimlerden öğrendiğimiz kadarıyla 2025-2026 eğitim öğretim yılında en az 95 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Yani bu eğitim-öğretim yılında bir evvelki eğitim-öğretim yılına göre çocuk işçi ölümü yüzde 32 arttı. (2023-2024 eğitim öğretim döneminde 66 çocuk işçi, 2024-2025 eğitim öğretim dönemde ise 72 çocuk işçi hayatını kaybetmişti) Bu durum çocuk işçiliğinin yoksulluk-güvencesizlik ekseninde derinleştiğinin önemli bir göstergesidir.
Bir hatırlatma yapalım. Her ne kadar yasalarımızda belli tanımlamalar olsa da (15-17 yaş genç işçilik) bizler uluslararası tanımı baz alıyoruz. “Çocuk işçi olarak kastettiğimiz yaş grubu 18 yaşını doldurmamış olan çocuklarımız”. (Daha evvel çıkardığımız raporlarda bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştik.) Bunun yanında resmi bir kurum olmamamızın getirdiği kısıtlardan dolayı ölen çocukların büyük bir çoğunluğunun yaşını ay ve gün olarak tespit etmemiz mümkün değil. Basında yer alan 18 yaşında ölen işçileri “yaşını doldurmuş” olarak kabul ediyoruz. Ancak bazen yaşını doldurmamış olan çocuklar (17 yaş+gün) için de 18 yaşında denebiliyor. Bu yüzden ayrıca 2025 Eylül-2026 Ağustos döneminde 18 yaşında olan 29 işçinin daha hayatını kaybettiğini belirtmeliyiz. Bu işçilerin de bir kısmı “çocuk işçi” tanımlaması içinde yer alabilir…
Kırlarda ve kentlerde çocuk işçiliği
Son bir yılda tarım sektöründe 37 çocuk (25 işçi ve 12 çiftçi), sanayi sektöründe 27 çocuk, inşaat sektöründe 18 çocuk ve hizmet sektöründe 13 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Oransal olarak baktığımızda tüm çocuk işçi ölümlerinin yüzde 39’u tarımda meydana geldi. Geçen döneme göre (yüzde 28) oransal olarak tarımda çocuk işçi ölümleri arttı ancak Haziran ayında açıkladığımız son 13 yılı kapsayan çocuk iş cinayetleri raporunda ise bu oran ortalama olarak yüzde 52’ydi. Yani ilk raporlarımızı çıkardığımız dönemde (2013-2014 yıllarında) yüzde 65 civarında olan tarımdaki çocuk işçi ölüm oranı bugün yine ilk sırada olmasına rağmen yüzde 39’a gerilemiş durumda.
İş cinayetlerinde kaybettiğimiz çocukların;
• 28’i 5-14 yaş, 67’si 15-17 yaş aralığında…
• 14’ü kız (genç kadın) ve 81’i oğlan (genç erkek)…
• 14’ü mülteci/göçmen (11’i Suriyeli, 2’si Afganistanlı, 1’i Iraklı)…
• 9 ölüm Antalya’da; 6 ölüm Şanlıurfa’da; 5 ölüm Mersin’de; 4’er ölüm Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş ve Kocaeli’nde; 3’er ölüm Ağrı, Ankara, Bursa, Gaziantep ve Manisa’da vd. şehirlerde…
• 37 çocuk tarım; 18 çocuk inşaat; 10 çocuk metal; 7 çocuk ticaret; 5 çocuk konaklama; 3’er çocuk gıda, kimya ve çimento vd… işkollarında çalışırken hayatını kaybetti…
5-14 yaş arasındaki çocuk işçilerin tamamı kayıt dışı, sayıları yüzbinlerce ve büyük çoğunluğu mevsimlik tarım olmak üzere, sokakta, tekstil-gıda-kimya-metal atölyelerinde ve inşaatlarda çalışıyorlar. 15-17 yaş grubunda ise başat çalışma alanı artık mevsimlik tarım değil şehirler (sanayi-inşaat-hizmet). Bunun temel nedeni devlet eliyle (özellikle MESEM) işçileştirmedir. Diğer bir önemli neden de başta büyükşehirler olmak üzere Türkiye’nin 81 şehrinde OSB’lerin açılması, yaygınlaştırılmasıdır. Yani ucuz işçilik ihtiyacıdır; asgari ücretin altında alan, çoğunlukla sigortasız, uzun-yoğun-aşırı çalışan, sendikasız ve hakkını aramayı bilmeyen bir işçi kitlesi…
Kırlardaki çocukların çalışma biçimleri: Mevsimlik tarım işçiliği ve köylülük
Tarım ve hayvancılık üretimi söz konusu olduğunda çocuk emeği; zorunlu temel eğitimin uygulanabilirliğinin denetlenmediği mezra, kom ve köylerde tarım işçiliği ve çobanlık ile mevsimlik tarım işçiliği için aileleriyle birlikte gelen çocukların kaderiymiş gibi normalleştirilir. Çocuk, okul ve oyun çağından koparıldığı; ya köy geçimlik ekonomisinin gerektirdiği üretimin aile üyeleriyle görülmeye çalışıldığı sistemin ya da hayatta kalmak için mevsimlik (çoğunlukla göçer ailelerin) işçilerin yaşamının eklentisi haline geldiği bir hayatın parçasıdır.
Kırlarda çalışmanın bir biçimi mevsimlik tarım işçisi çocuklardır. Ailesiyle birlikte şehir değiştiren çocuklar göç ettikleri yerlerde tarla, bağ, bahçelerde çalışıyorlar. Öğrenimlerine devam edebilmeleri için gerekli düzenlemeler kâğıt üzerinde kalıyor. Kaldıkları derme çatma barakalar ve çadırlarda en yaşamsal gereksinimler yok. Diğer yandan çalıştıkları alanlara ulaşım traktör kasalarında ve uygun olmayan servislerle yapılıyor. Yani barınma, temizlik (su ve hijyen), ulaşım, eğitim gibi temel olanaklardan yoksunlar ve kayıt dışı çalışma hakim.
Kırlarda çalışmanın diğer biçimi de köylü çocukların çalışmasıdır. Kırsalda geçim kaynaklarının endüstriyel sektörlerdekinin aksine işlenmemiş, ham maddenin elde edilmesi, geçimlik üretim fazlasının oluştuğu hallerde yakın coğrafyada satılarak üretilemeyen maddelerin satın alınabilmesini sağlamaya dönük dar bir ekonomik faaliyetin döngüsü söz konusudur.
Coğrafyanın ulaşım ve erişim koşullarını zorladığı engebeli, sarp, dağınık yerleşim yerlerinde okul devamlılığı, bedensel ve zihinsel gelişme, kişisel becerilerle sosyal uyum davranışlarını kazanma zeminlerinin dışında hayatta kalmaya dönük geçinme derdinin ortasında küçük yaşlardan itibaren çalışan çocuklara dair devletin kamu kaynaklarını sevk etmediği, eğitim-öğrenim hakkını denetlemediği, çocuğun kendini ifade edebileceği eğitsel, sanatsal, fizyolojik faaliyetlere dâhil olamadığı yaşam biçiminin reva görüldüğü bir yoksunluk alanı söz konusu.
Tarım işçisi çocuklar için PR çalışması değil icraat yapın!
Çocuk işçi ölümlerinin kentlerde yoğunlaşmaya başlamasına vurgu yapmamıza rağmen kırsal yoksulluğun bitmediğinin ve derinleşerek devam ettiğinin altını çizelim. ILO, AB Temsilcileri, Almanya Çalışma Bakanlığı Heyetleri tarımda çocuk işçiliğini önleme amacıyla lanse edilen, devlet yetkilileri ve ortak proje yürüttükleri derneklerle kol kola poz verdikleri Karadeniz ziyaretleri basında yer alırken tarımda ölen 37 çocuk görülmüyor. Soruyoruz! Hijyen, yıkanma sorunlarını çözemeyen ve öğle güneşinde 40-50 derece sıcakta çalışmak zorunda bırakıldığı için girdiği derede, su kanalında boğulan Yunus Emre’yi, Ersin’i, Halil’i, Mehmet’i, Zerda’yı, Gülseren’i, Okan’ı, Kudret’i ve serada kaldıkları konteynerde yanan Suriyeli çocukları göremediniz mi? Yem karma makinesine kolunu kaptıran Muhammed’i, tarlada traktörün çarptığı İsa’yı ve biçerdöverin çarptığı Nursefa’yı veya 80 metre yüksekten uçuruma düşen orman işçisi Miraç’ı duymadınız mı? Onlar için ne yaptınız? PR yapmayın! Tarım işçisi çocukları yaşatmak için çalışın!
Kentlerdeki çocukların çalışma biçimleri: MESEM ve meslek liseleri (stajyer, çıraklık), inşaat işçiliği, moto kuryelik ve sokakta çalışma
Kırsal, onlarca yıldır çocuk işçiliğinin kitlesel olarak var olduğu mekân oldu. Yukarıda da belirttiğimiz gibi hala yoğun bir biçimde kırsalda çocuk işçiliği sürüyor. Ancak bugün için belirleyici husus, çocuk işçiliğin merkezinin artık kentler olmasıdır. Özellikle son on beş yıldır eğitim sisteminde yapılan değişiklikler, pandemi süreci, 2021’in sonbaharında belirginleşen ve kentsel yoksulluğu yaygınlaştıran ekonomik kriz sonucu çocuk işçilik ve iş cinayetleri büyük bir artış gösterdi. Özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıyor. Artık çocuk işçiler her yerde. Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliği “görünür” kılıyor ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman veya suçtan uzak tutmak argümanlarıyla “meşrulaştırılmaya çalışılıyor” ve sömürü ile ölümler maskelenmeye çalışılıyor.
Sanayi sektöründe; merdiven altı işyerlerinde, atölyelerde, eskiden büyük kentlerde iken şimdi Anadolu kentlerinin tamamına yayılan OSB’lerde, metalde, deride, kimyada, ağaçta çalışan kayıtlı ya da kayıt dışı on binlerce çocuk işçi çalışıyor.
İnşaat sektöründe; sıvacı, duvarcı, ortacı gibi çırak ve kalfa adıyla çalışan ama iş yükü bakımından yetişkinlerle aynı şekilde çalışan genellikle ailenin diğer üyeleriyle ya da akrabalarıyla gelen çocuklar var. Ordulu, Samsunlu, Çorumlu, Vanlı, Ağrılı ve göçmen çocuklardan oluşan on binlerce çocuk işçi demek bu.
Hizmet sektöründe; son dönemde özellikle moto kurye olan, AVM’lerdeki her dükkânda, yemek satılan her yerde satışta veya mutfakta çalışan, ayrıca sokakta; ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık, araba camı silme, atık toplama gibi işlerde çalışan; her şehirde her ana caddede çalışan on binlerce çocuk işçi var.
MESEM: Mesleki eğitim değil, devlet eliyle kitleselleştirilen bedavadan çocuk işçilik
MESEM 2016 yılı sonuna kadar var olan ‘Çıraklık Eğitim Merkezleri’nin devamı niteliğindedir. Yani (4+4+4 modeliyle birlikte) eğitim sisteminin içine daha fazla entegre edilmiş ve kitleselleştirilmiş bir çocuk işçilik sisteminden bahsedebiliriz.
MÜSİAD’ın düzenlediği 2014 Meslek Lisesi Çalıştayı raporundaki görüşler doğrultusunda şekillenen MESEM, 2016 yılında örgün eğitim kapsamına alındı. 2020 yılında MESEM programı öğrencileri fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazandılar ve meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazandı. 2021 yılında stajyer ve çırak ücretlerinin patronların sorumluluğundan alınıp İşsizlik Sigortası Fonuna bağlamasının ardından özellikle MESEM’li sayısında kitlesel bir artış yaşandı. (Tam da bu noktada çocuk işçiliğinin diğer yüzünü de hatırlatalım: 2006 yılında MEB-Koç Holding işbirliği ile ‘Meslek Lisesi Memleket Meselesi’ şiarıyla öğrencilerin sanayi için ara eleman olarak yetiştirilmeye başlanması hedefiyle meslek okullarının sayısı artırıldı ve liselerdeki oranı üçte biri geçti.)
MESEM’lerde yoğunlaşan çocuk işçiliğinin nesnel zeminini yoksullaştırma ve eğitim sisteminin dışına itilme politikaları oluşturmaktadır. Yüzbinlerce çocuk eğitim adı altında bir gün okula dört gün işyerine gitmektedir. Pratikte ise işyerlerinde çalışma 5-6 gün ve 10-12 saate kadar çıkmakta (haftada ortalama 50-60 saat) ve Bakanın da izin verdiği üzere gece 23.00’a kadar ‘işi öğrenme bizzat işçi olarak çalışarak’ gerçekleştirilmektedir (Yani statüsü ‘öğrenci’ olan ancak bulunduğu yer/zamanın neredeyse tamamı işyerinde ‘işçi’ olarak çalıştığı bir sistem). Çocuklara verilen asgari ücretin üçte biri ila yarısı olan ücret ise (9-14 bin TL) işsizlik fonundan karşılanmakta, patronun cebinden en fazla (o da isterse) verdiği yemek ya da harçlık çıkmaktadır. Yani MESEM patronlar için ‘ücretsiz bir işgücü kaynağı’dır.
Bu uygulamanın son iki yıldır ortaokul düzeyine indirilmesi için adımlar atılmaya başlandı. 17 Ocak 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle 5. ve 6. sınıflarda eğitim yılı süresince, 7. sınıfta ise eylül ayının son iş gününe kadar ortaokullardaki çocukların meslek ortaokullarına nakli yapılabilecek. Yani mesleki eğitim adıyla işçileştirme yaşı 10-11’e düşürülüyor.
Sonuç olarak genelde maddi durumu kötü olan ailelerden çocuklar MESEM’e gitmektedir. Böylece bir yandan lise diploması alıp diğer yandan çalışıp diploma, kalfalık ve ustalık belgesi alarak (meslek sahibi olup koluna altın bilezik takarak) işyeri açma hayalleri olacak. Ancak gerçekte bu çocuklara sunulan gelecek OSB’lerde, gıda, metal, kimya gibi sektörlerde ara eleman olma ya da hizmet sektörü çalışanı olmaktır. Diğer yandan sağlıklarını, çocukluklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakacaklar.
Taleplerimizin hayata geçebilmesi için ‘Kırlarda ve Kentlerde Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye’
Bu düzende çocukların çalışması bir tercihten ziyade zorunluluktur. Türkiye’de çocuklar, toplumu yoksullaştıran ekonomi politikaları (örneğin OVP), kamusal eğitimin tasfiyesi ve sermayenin ucuz işgücü ihtiyacı doğrultusunda kitlesel biçimde çalıştırılmaktadır. MESEM başta olmak üzere bu raporumuzda da değindiğimiz farklı mekanizmalarla bu süreç “eğitim” adı altında meşrulaştırılmakta, çocukların yaşamı, sağlığı ve geleceği sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir.
Çocuk işçi ölümlerinin son yıllarda (bizim de içinde olduğumuz kolektif bir gayretle de) daha görünür hale gelmesiyle önemli bir eşik atladık. Ancak bundan sonraki mücadele hattının yalnız ölümleri sayan ve teşhir eden değil, çocukları işçileştiren mekanizmalara ve hayata müdahale eden bir programa dönüşmesi gerekiyor. Bu noktada;
1- Çocuk işçilik yasaklanmalı, mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde, okul merkezli planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır. Mesleki eğitime karşı değiliz ama yoksul çocukları 10 yaşından itibaren ucuz emek haline getiren, çocukluklarını yaşatmayan, köle gibi çalıştıran, iş cinayetlerinde öldüren adına mesleki eğitim denilen ucube düzenlemelere karşıyız. MESEM’ler bir eğitim-öğrenim işlevi görmemektedir. MESEM’li çocuklar işi bedava ve ağır koşullarda çalıştırılarak öğrenmektedir. Bu anlamda MESEM’leri revize etmek imkansızdır. MESEM’ler kapatılmalıdır.
2- Eğitim her kademede tamamen parasız olmalı, 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmeli ve müfredat aklın ve bilimin ışığında yenilenmelidir. Sorun, zorunlu eğitimin kaç yıl olacağı tartışmasında değil tam da buradadır. Yine Türkiye çapında okullarda bir öğün yemek verilmeli ve yoksul çocukların ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Ulaşım sorunlarına çözüm oluşturulmalıdır. Okulların diğer tüm ihtiyaçları karşılanmalı, öğretmen atamaları yapılmalıdır. Bütçede eğitime aktarılan kaynak artırılmalıdır. Mevsimlik tarım işçisi çocukların eğitimi için yayınlanan genelgeler kâğıt üzerinde kalmamalı hayata geçirilmelidir.
3- Yaşam alanlarımız uyuşturucu ve çeteleşmeden temizlenmeli, çocukların gelişimine uygun bir hale getirilmelidir. Suça sürüklenen çocuklar tartışmasındaki duruşumuz bu bakış açısıyla somutlaşacaktır. Acil yapmamız gereken yaşam alanlarımızda çeteleşmeye karşı örgütlenmek ve alternatif bir yaşamı örmektir.
4- Çocuk işçiliğe, geleceksizleştirmeye, paralı eğitime karşı işçi sınıfı mücadelesinin bir parçası olduğu bilinciyle güçlü bir gençlik hareketi oluşturulmalı ve bu süreçten etkilenen her yaş grubu örgütlenmelidir. Bu noktada bizler üzerimize düşeni yaparken, gençlerimizin attığı-atacağı adımların da yanında olacağımızı belirtmeliyiz…
Sanayide-tarımda-hizmette-inşaatta çocuk işçiliğine, paralı eğitime, mesleki eğitim adı altında kölece çalıştırılmaya, sanal bağımlılığa, uyuşturucuya, kumara, şiddete ve çetelere karşı mücadeleye!
2025-2026 Eğitim Öğretim Yılında Çalışırken Hayatını Kaybeden Çocuk İşçiler
Yunus Emre Ömeroğlu, Muhammet Ögeday, Ersin Özariş, Fatih Gül, Hamza Akbulut, Ali Şihap, Berat Yücel, Halil İbrahim İne, Mehmet Eltutan, Eren Gündoğdu, İbrahim Ataş, İbrahim Karabaş, Mithat Özgür İnce, Ahmed Touto, Muhammed Eren Tavuş, Halil Yalaz, Mehmet Yalçınkaya, Zerda Şahin, Gülseren Şahin, Yiğit Mehmet Kesme, Beytullah Şahin, Emirhan Sarısu, Şeyhmus Tazecan, Süleyman Tuna Ergüler, Eymen Enes Aygece, Ali Baki, Muhammed Ali Tazegün, Okan Koç, Ferhat Söyü, Yasir Metin, İsmail Avcı, Tunahan Kaya, İbrahim El Sefer, Yusuf Oktay, Fırat Güneş, Muhammed Danış, Mahir Buğra Karagön, Yiğit Hikmet Keskinsoy, Fırat Üzüm, Kudret Ahmedi, Miran Tutar, Serkan Yıldırım, Kasım Yıldırım, Engin Tuncay, Muna Ahmed, Fatma Ahmed, Hayat Ahmed, Iman Ahmed, Mahmud Ahmed, Medine Yavuz, Mehmet Dönmez, Yusuf El İsa, Muhammed Salih Gövdetaşan, Yiğit Efe Akpınar, Velat Kılınç, İsmail Günal, Tahir El Cafer, Emre Filik, Miraç Köse, Zahra Hosseını, Alperen Karaçengel, Ahmet Can Hamdaş, Yiğit Karakurt, Buğrahan Sağdıç, İsa Şimşek, Metehan Akarsu, Nursefa Samur, Tuğba Taşdemir, Nisanur Taşdemir, Cansu Esetoğlu, Muhammed Kendirci, Hikmet Sarıoğlu, Onur Sayıloğlu, Sedat Kurt, Yakup Güneş, Alperen Uygun, Mustafa Mustafa, Miraç Sağlam, Hüseyin Başkan, Adem Kaygısız, Abdülkadir Toktimur, Fatma Şanverdi, Ruhi Can Çıracı, Mustafa Eti, Samed Can Erdoğan, Kemal Karabağ, Yusuf Sami Çakmak, Halil Kaçar, Bayram Kısak, Yunus Kerici, Bilal Erduran, Zeynep Tuz, Fırat Köse, Yağız Yıldız ve ismini öğrenemediğimiz bir çocuk işçi…
İlgili Haberler
https://bianet.org/haber/2025-2026-egitim-yilinda-en-az-95-cocuk-isci-hayatini-kaybetti-323667
https://kocaelikentgazetesi.com/isig-meclisi-raporu-en-az-95-cocuk-isci-hayatini-kaybetti/
https://politikahaber.com/bir-egitim-yilinda-95-cocuk-isci-oldu-her-birinin-adi-var/
https://www.urfanatik.com/isig-raporunu-acikladi-sanliurfada-6-cocuk-hayatini-kaybetti