Anaların Ortak Acıları - Özgür Hüseyin Akış

Anneler çocuklarını kendi bedeninden ve benliğinden daha fazla severler. Karşılıksız bir sevgidir bu, hiçbir sevgi, bir annenin çocuğuna karşı beslediği sevgiye benzemez. Bu sevginin adı Cumartesi anneleri, 1990'da faili meçhul cinayetlere maruz kalanların yakınlarıdır. Onlar özellikle anneler çocuklarının kemikleri de olsa istiyorlar, emniyette, cezaevinde, öldürülen bu kişiler genelde kimsesizler mezarlığına gömülüyorlar. Ama onlar kimsesiz değil, anneleri, babaları, kardeşleri, 27 Mayıs 1995 yılından bugüne mücadele ediyorlar. İlk başlarda çok önemsenmediler, sayıları azdı, sesleri ni duyurmak ta güçlük çekiyorlardı. Çoğalmaya başladılar sesleri daha gür çıkıyordu artık, bu seferde hükümetler rahatsız oldu. Galatasaray Lisesi her hafta cumartesi günleri annelerin sesleriyle inliyordu. Bu ses annelerin sesi her dönemde vicdanları körleşmemiş insanların yüreğini dağlayan bir ses.

Bekleye bekleye geçiyor günler

Gün sağır dilsiz sustu bülbüller

Kemiğim etim kapı önlerinde

Can kayıp can kayıp

Allah'ım bu nasıl bir dünya

Bu nasıl bir ayıp

Ah ben anayım yanmaz canım dışardan

Kora koysalar ümidimi kaybedemezsiniz

Ölsem de ahım tarihi karalar... Sezen Aksu

Anaların yüreği ümidini kaybetmiyor. Bu ümidin yok olmamasından korkanlar, askeriyle, polisiyle, jobuyla, gazıyla, analara, saldırdı. Analar yılmadı yanlarına başka anaları da alarak büyüttüler ümitlerini başka anaların yüreği de aynı dertten yanmasın diye.

Ah analar bütün çocukları severler, hepsi mutlu huzurlu yaşasın isterler, İş cinayetlerin de hayatını kaybedenlerin yakınları da her hafta Pazar günü Galatasaray lisesinin önünde buluşup oturma eylemi yapıyorlar artık, tıpkı faili meçhul(belli) cinayetlerinde yakınlarını kaybedenler gibi. Her iki farklı eylemin tek ve vazgeçilmez ortak yanı, cinayetler yüzünden yakınlarını kaybetmiş olmaları. Ortak acı, ortak mücadele iki ananın da yavrusunu alanlar, iki ananın da duygularını istismar ediyor. Medyaya çok yansıdığı için Berfo ana, referandum da siyasi iktidarın cumartesi annelerine ve dışarıya karşı vitrini oldu. Zeytin yağı gibi üste çıkıp mağduru oynadılar. Sanki bunlar Uludere'de 34 kişiyi katletmediler, sanki bunlar Mehmet Ağarı ödüllendirmediler, Urfa cezaevinde 13 insanı yakmadılar, bunların yaptıklarını en iyi anlatan Ahmet Arifin Adiloş Bebe şiiri olsa gerek.

Doğdun

Üç gün aç tuttuk

Üç gün meme vermedik sana

Adiloş bebem

Hasta düşmeyesin diye

Töremiz böyle diye

Saldır şimdi memeye

Saldır da büyü


Bunlar

Engerekler ve çıyanlardır

Bunlar

Aşımıza, ekmeğimize

Göz koyanlardır

Tanı bunları

Tanı da büyü


Bu, namustur

Künyemize kazınmış

Bu da sabır

Ağulardan süzülmüş

Sarıl bunlara

Sarıl da büyü

Ekmeğimize, aşımıza göz koyanlar mecliste, İş sağlığı ve Güvenliği yasasını görüşüyor. Yasaları yapanlar, ölülerimizin hesabını kimlerden soracak.

Meclisin atık su işini yapan bir işçi arkadaşımız göçük altında kalarak yaşama veda etti. Mecliste tam da o sıralar iş sağlığı ve güvenliği yasa tasarısı görüşülüyordu. Meclisin atık su işlerinin yapımı hangi taşeron firmaya verilmişti acaba; bugün mecliste çıkacak olan yasaların çok bir anlamı olmadığı kesin, AKP kanun hükmün de kararnamelerle gemisinin dümenini belirliyor zaten.

Son on yıldır iş cinayetlerinden on binden fazla insanımızı kaybettik. Ortalama günde üç işçi hayatını kaybetmeye devam ediyor. Bu savaşlarda görülen bir durumdur, ancak patronla işçi arasındaki savaş daha çetin geçiyor. Savaşlar her zaman iki ülke arasında olmayabilir. Bu savaşın taraflarından olan patronlar işçileri eşya gibi görüyor. İşçilerin nesneleşmesine bir örnek," İstanbul'da iflas eden bir patron borçlarından kurtulmak için işçi tutup öldürdü. İflas eden İlhan Y.. amele pazarına gidip, kendisine benzettiği işçi Beşir Acar ile anlaştı. Onu villaya götürüp öldürdü ve yaktı, cesedinin başına da kendi kimliğini koydu." (Birgün gazetesi 4 Ekim 2009)

Kapitalizm de insan yaşamı değersizdir. Önemli olan kardır, üretim araçlarını ellerinde bulunduran kesmin huzuru ve güvencesidir. Bu koşullar da ya sokak ortasında vurularak ölürsün, ya da bir tersanede gereken önlemler alınmadığı için iskeleden düşüp ölürsün. İkisinin de faili bellidir, ancak, ikisi de sermaye iktidarı için tehlikelidir. Birisi etnik kimliği yüzünden tehlikeli, birisi de üretimden gelen gücünden dolayı tehlikeli, ikisinin de katili kapitalizm.

Anaların gözyaşlarını dindirmek için, kapitalizmden kurtulmak için, yolları birleştirmek şart.

Kaynaklar: Birgün gazetesi, Güvencesiz çalıştırma, güvencesiz gelecektir sempozyum kitapçığı, Milliyet blog, cumartesi anneleri

Emek Dünyası