Fabrikalar toplu mezar mı? - Yücel Özdemir

Bu haftayı iki büyük yangınla geride bıraktık.
Birisi Avrupa’nın en zengin ülkesi Almanya’da, diğer Asya’nın en yoksul ülkelerinden Bangladeş’te meydana geldi.
Kara Ormanlar’daki Titisee-Neustadt kasabasında engellilerin çalıştırıldığı atölyede gaz kaçağı nedeniyle çıkan yangında 14 kişi öldü, 10 kişi de yaralandı.
Bangladeş’in başkenti Dakka’da Tazreen Fashions şirketinin konfeksiyon atölyesinde çıkan yangında ise 111 işçi öldü, 200’den fazla işçi de yaralandı. Fabrika işçilere mezar oldu. 52 işçi gerçekten toplu mezara gömüldü.
Benzer bir yangın Eylül ayında Pakistan’ın Karaçi kentinde meydana gelmiş ve 300 işçi yanarak can vermişti.
Birisi Avrupa’nın tepesinde, diğer Asya’nın dibinde…
Demek ki sorun aşırı kâr hırsı olunca yangının nerede olduğu pek önemli olmayabiliyor.
Ama; Dakka’daki yangının çok daha vahim sonuçları bulunuyor.
Çünkü; işçilerin cayır cayır yandığı fabrika, Avrupa’nın ve ABD’nin sayılı tekstil firmalarına üretim yapıyor. Daha fazla kâr için üretimi Bagladeş’e kaydıran moda tekelleri, giydiğimiz her giysiyi işçi kanıyla boyuyorlar.
Zira 2006’dan bu yana meydana gelen 7 büyük yangında 700 işçi ölmüş.
Bangladeş’te, Pakistan’da, Hindistan’da, Çin’de... artık sıradan bir durum olan fabrika yangınları, elbette patronların can ve mal güvenliği için yeteri kadar harcama yapmamasından kaynaklanıyor. Derme-çatma, yangın çıkış kapısı, alarm sistemi olmayan binalara kurulan atölyeler, Asya’daki işçi sınıfı için birer toplu mezardan başka şey değildir.
En önemlisi de, çalışma koşulları ve ücretler Ortaçağ’dan kalma. Basında yer alan haberlere göre, 111 işçinin hayatını kaybettiği fabrikada işçiler günde 13 saate kadar çalıştırılıyor.
Daha önce Tazreen Fashions’da çalışan Asya uzmanı Hasan Aşraf çalışma koşullarını şu şekilde anlatıyor: “Fabrikada başta KIK ve H&M olmak üzere bir çok Avrupalı tekel için T-Shirt, kazak, ceket üretiliyor. Sözde çalışma süresi günde 8 saat. Ama gerçekte, mesailer ve gece vardiyasıyla birlikte, bu süre 11-13 saate çıkıyor. Gece mesaisi saat 3.00’te bitenler, sabah saat 8.00’de yeniden işbaşı yapmak zorunda. Çalışanların dörtte üçü kadın. Bütün bu çalışmanın karşılığı ayda 30 Euro maaş. Mesailerle birlikte en fazla 40-45 Euro oluyor. Bu para kira ve yemek parasında yetmiyor” diyor. (sueddeutsche.de, 26.11.2012)
İşte bu yüzden gözde tekstil tekelleri üretimlerini işgücünün sudan ucuz olduğu bu ülkeye kaydırıyorlar.
İşte bu yüzden Bangladeş, Çin’den sonra dünyanın en büyük tekstil ihracatçısı.
Hem de işçilerin kanı ve canı üzerinden...
Tekellerin üretimi aşırı kâr nedeniyle Asya’ya kaydırmasına karşı kurulan “Temiz Giysi İnisiyatifi”nden Giesela Burckhardt, yaptığı hesapla, bu sömürü çarkını gözler önüne seriyor: “Bangladeş gibi ülkelerde üretilen bir ürünün fiyatının yüzde 50’si kâr ve mağazaya kalıyor. Yüzde 25’i marka reklamına, yüzde 13’ü fabrika giderine, yüzde 11’i nakliye ve vergiye, yüzde 1’i ücrete gidiyor.” (sueddeutsche.de, 26.11.2012)
Alınteri, emek değeri sudan da ucuz...
Bugün vitrinlerde pahalılıktan ötürü yanına yanaşamadığımız C&A, Zara, H&M, S. Oliver, Tommy, New York Fashion Week ve daha nicesi işte yanan işçilerin kanı üzerinden kârına kâr katıyor.
Bu ağır sömürünün sorumlusu bolca övdükleri “global kapitalizm”den başkası değil. Ve bu kapitalizm fırsat bulsa her yeri Bangladeş gibi yapmanın hayalini kuruyor. Ama, her yangın Asya’daki işçi sınıfına dayatılan Ortaçağ koşullarına karşı öfkeyi büyütüyor.
Ve bu öfke bir gün mutlaka fabrikalarda kül olan işçi bedenlerinin de hesabını soracak.