Geçen hafta İstanbul Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde acil tıp asistanı genç bir hekim çalıştığı hastanenin 6. katından atlayarak hayatına son verdi. Hastanelerin yoğun temposunun üzerine yöneticilerin değer bilmez tutumları, ağır iş yüküne karşı seslerini yükseltmelerini engellemek için sürekli açılan soruşturmalar, verilen cezalar bu ölüm yolculuğunu hızlandıran nedenler arasında sayılabilir. Asistan Dr. Melike Erdem’in atladığı 6. kat penceresine 184 SABIM şikayet hattına yapılmış şikayet ile ilgili savunmasını koymuş olması bu sağlık ortamına yanıtını sadece yazılı olarak değil, bedeni ve canıyla da vermiş olması, aslında çok şeyi özetliyor. Sağlık ortamında hekimler ve sağlık çalışanları tükenmişlik sendromuna yakalanırken, hasta ve yakınları sağlıkta yaşadıkları her türlü sıkıntının muhatabı olarak karşısındaki hekimi görüyor.
184-SABIM şikayet hattını arayarak rahatlıyor. Tüm bu tablonun sorumlusu Sağlık Bakanlığı ve mevcut AKP iktidarı ise ortalıkta görünmüyor. Şikayet hattının arkasına saklanarak hekime soruşturma açmak ve şikayet eden hasta yakınına hemen yanıt verip “merak etmeyin hekime soruşturma açtık” müjdesini vererek popülist oy avcılığı yapmak işlerine geliyor. Şikayet sonrasında hasta ve hasta yakını için değişen hiçbir şey olmaması, gerçek talebi ile ilgili adım atılmaması ve çözüm üretilmemiş olmaması bir önem taşımıyor. Hekim acilde baktığı 500. hastadan, tuttuğu 13. nöbetten çıkıp savunma yazmak üzere idare katına çıkmak zorunda bırakılıyor. Hasta sorunuyla birlikte yaşamını sürdürüyor. AKP iktidarı da hiçbir sorumluluk taşımadan sağlıktan hem maddi hem oy anlamında rant elde etmeyi sürdürüyor.
Herkesin sağlık ortamında yaşadığı eksikleri ve aksaklıkları şikayet etmesi, bunların düzelmesini talep etmesi en temel hakkıdır ve bu haktan hiçbir biçimde vazgeçilmemelidir. Hekimler de kendilerinden kaynaklanan hatalar karşısında şikayete uğramışlarsa buna ilişkin tutumlarını gözden geçirmelidirler.
Ancak ülkemizde müşteri memnuniyetine odaklanmış sağlık hizmet sunumu artık hızlı bir özelleştirme sürecine girmiş durumda. Her özelleştirme gibi sağlıkta da öncelik maliyeti düşürmek. Çalışanları daha uzun süreler, esnek çalıştırmayı, güvencelerini ellerinden alıp sözleşmeli çalıştırmayı, ücretlerini düşürmeyi başarmak temel hedef. Sağlık işletmesinde üretilen sağlık hizmetini; müşteri olan hasta ve yakınlarına mümkün olan en yüksek maliyetle satmayı başarmak işin olmazsa olmaz diğer ayağı. Bunu ister katkı payı, fark ücretleri ya da ilave ücretlerle, ister bütünüyle cepten yapılan ödemelerle gerçekleştirsin fark etmiyor. Yeter ki prim ve cepten ödeme olarak toplamda hastadan çıkan para artsın ve bu alana yatırım yapanlar cirolarını arttırsın. Bu çarkın dönmesinde en önemli unsur ise toplumsal algı. Yani sizlerin, bizlerin sağlıkta “iyi şeyler oluyor”, “eskiden yoktu”, “cepten para ödüyoruz ama özel hastanelere gidebiliyoruz” duygusuna kapılıyor olmamız. Herkes sadece “kolay reçete yazdırabilmeye” odaklanınca, çok basit ve temel hastalıklarda reçetesine hızla kavuşunca sağlık sistemimizin mükemmel bir hale geldiği kanaatine ulaşabiliyor. Asgari ücretle zorlukla yaşamını idame ettirmeye çalışırken iki çocuğun SGK’lı olarak reçeteleri karşısında maaştan kesilen onlarca liranın yarattığı yoksunluk, kronik hastalığı olanların, diyabetlilerin, kanser hastalarının, ağır hastalık geçirenlerin, büyük ameliyat olması gerekenlerin, yoğun bakım ihtiyacı yaşayanların durumu, harcadıkları paralar ve yaşadıkları sıkıntılar ise istisna görülüyor. Bunlar başına gelen kişilerin özel sorunu oluyor. Zora düşen kendi derdine yanıyor. Sağlıkta bu tablo ne yazık ki algıda yer almıyor.
Hekimlerin intihar etmediği, SGK primlerinin cep yakmadığı, katkı payı, fark ücreti, reçete, ilaç parası gibi ek ödemelerin hiç olmadığı ve ödenen primlerin insanca bir sağlık hizmeti için yeterli olacağı bir sağlık sistemi istemenin vakti geldi de geçiyor. Yani sadece şikayet hatlarını aramak, sızlanmak yerine sağlık hakkına sahip çıkmak gerekiyor. Sağlığın bir lütuf değil hak olduğunu, herkesin parasız ve nitelikli bir sağlık hizmetine erişmesini engelleyenlerin ülkeyi yönetenler olduğunu göstermek gerekiyor.
Hekimler, tüm sağlık çalışanları ve bu ülkenin özel sigorta yaptıramayan milyonlarca insanı çözümü şikayet hatlarında, çaresiz intiharlarda değil mücadelede, hak aramada, hesap sormada bulmalı.
Birleşik bir sağlık hakkı mücadelesi hepimizi bekliyor.