Kentsel dönüşüm, kentsel rant, kentsel yağma olarak nitelendirilen ve 20 yıla yayılan sürede Türkiye’yi dönüştürecek olan proje, zannediyoruz ki halk tarafından yeteri kadar ilgi görmüyor. Bunun sonucu olarak da hükümet medya üzerinden kentsel dönüşümü halka sevdirmek için çeşitli sempozyumlar düzenliyor. En son sempozyum kentsel dönüşümün bayraktarlığını yapan Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yapıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve gazetecilerin katıldığı sempozyumda ağırlıklı olarak medyanın kentsel dönüşüm için halkı “ikna” etmesi gerektiği savunuldu. 

20 yıllık bir süreci kapsayan ve yaklaşık 7 milyon binanın elden geçirileceği 400 milyar dolarlık projenin başlangıcında yıkılacak binalar için 440 kilogram patlayıcının kullanılacağı açıklandı. Peki, bu yıkımlar sonucunda bizleri bekleyen tehlikeler neler? Bunlardan biri, toplumda çok fazla bilinmeyen ama belki de en önemlisi olan “asbest maruziyeti”. Sanayide 3 bine yakın malzemede kullanılan asbest; inşaat malzemeleri, elektrikli aletler, yalıtım malzemeleri üretimi, boru, levha balata gibi birçok üründe kullanılıyor. Özellikle dayanıklılığı arttırması ve elektrik geçirgenliği az olması nedeniyle çimentoya karıştırılması asbest kullanımının hızla yaygınlaşmasına neden oluyor. 

Kentsel dönüşüm ve yaratacağı sorunlar, yıkımların yapılış şekli, yıkım yönetmeliği gibi konular üzerine konuştuğumuz İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyesi Doç. Dr. Emre Gürcanlı, “Türkiye’de yeni yasaklanmakla birlikte evlerimizin çatılarında ve tesisatlarda hala bulunmakta olup tamir ve bakım işlerinde ortaya çıkabilecek riskler hala yerinde durmaktadır. Kentsel Dönüşüm yağmasıyla birlikte yıkılacak binlerce binanın yaratacağı risk sadece işçiler için değil, toplum için de yeni bir kanser dalgasının habercisi olacaktır” dedi.

“Hazırlanan yasa taslağı Türkiye gerçekleri ile örtüşmüyor”

Öncelikli olarak kentsel dönüşüm kapsamında yıkılacak olan binalar için bir yıkım yönetmeliği bulunuyor mu? Ve sizce bu yönetmelik yeterli mi?

Ülkemizde bugüne kadar yapıların yıkılmasına ilişkin müstakil bir düzenleme olmadığını biliyoruz. Ancak, yıkım süreci salt bir prosedürün tamamlanması değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, çevre ile olan ilişkisi, mühendislik, mimarlık ve planlama ilkeleri ile birbirinden farklı mühendislik ilkeleri, bilimsel gereklilikler açısından ele alınmalı ve bu anlayışla düzenleme yapılmalıdır.Ancak, görüş istenilen yönetmelik ülke ihtiyacı açısından değerlendirildiğinde uygulamada yaşanan sorunlara, eksikliklere çözüm olmaktan uzak olup mevcut uygulamalardan daha da geriye düşülme riskini içermektedir. Tasarının ismi genel düzenleme gibi görünse de dayanak maddenin 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna yönelik hazırlandığını düşündürmektedir. Yönetmelik taslağı bu haliyle genel ihtiyaca yanıt vermekten uzaktır.

Her ne kadar yıkım sürecine ilişkin bir düzenlemeye ihtiyaç duyulsa da hazırlanan taslağın Türkiye gerçekleri ile de örtüşmeyen bir yaklaşımla ele alınmış olduğunu; hem toplum, hem yapılı çevre hem de doğal çevre üzerinde yol açacağı zararların tahmin edilenlerin çok üstünde olacağını söylemek mümkündür. Bilimsel bilgiyi, meslek etiğini, katılımcı uygulamaları, disiplinler arası çalışmaları, mesleki yetkinlikleri, sivil toplumun hak ve özgürlüklerini göz ardı eden bu düzenlemeler; çağdaş normlar içerisinde değerlendirildiğinde son derece yetersiz görünmektedir. Sadece kurum ve kuruluşlar arasında değil, toplum içerisinde de çok ciddi kavram ve uygulama karmaşası yaratacak, bunun da ötesinde toplumsal eşitsizlik ve adaletsizliklere yol açabilecek bu düzenlemelerin bağlı olduğu kanun ile birlikte bu koşullarda uygulanması, gerçeklikten uzak olacak ve amaçlanandan tamamen farklı sonuçları doğuracaktır.

Bu nedenle, tüm bu süreçlerde mühendislik disiplinleri yanında, şehir ve bölge planlama, mimarlık, sosyal bilimler, sağlık bilimleri gibi farklı disiplinlerin de katılımı gerekmekte, aynı şekilde çevre ile olan bağlantısı göz ardı edilmeden halkın katılımı ile çevre etki analizleri yapılmalı ve meslek odalarının da bu süreçte yer alması sağlanmalıdır.

Binaların yıkılışı sırasında ne tür kimyasallar ortaya çıkıyor ve bu kimyasallar işçiler ve çevre halkında ne tür hastalıklara neden olabilir?

Yıkım sırasındaki iş güvenliği riskleri işin bir boyutu. Bir diğer boyutu da kuşkusuz toz ve asbest sorunu. Bu konuda şu an yürürlükte olan yönetmeliklerimiz var. Ayrıca yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası kapsamında pek çok yönetmeliğin hazırlanması devam ediyor ve bunlar 2013 itibariyle çıkacaklar, bunlar Tozla Mücadele Yönetmeliği ve Asbestle Çalışma Yönetmeliği, var olan yönetmeliğin düzenlenmesiyle yeniden çıkacak.  Örneğin HAFRİYAT TOPRAĞI, İNŞAAT VE YIKINTI ATIKLARININ KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ yıkım işlemlerinde şu an yürürlükte olan Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik esaslarına uyulmasını şart koşuyor.

Peki, asbest neden bu kadar önemli? 

Asbest veya diğer ismiyle amyanttır. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), her yıl dünyada kanser yapıcı maddeleri düzenli olarak özelliklerine göre gruplara ayırır. Ajansın kanserojen maddeler listesinde asbest maddesi, “kesin kanserojen” tanımlanması ile birinci grupta sınıflandırılmıştır. Asbest, solunum ya da içme suyuyla vücuda girdiğinde başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yol açar. Asbest lifleri havayla alındığında bu liflerin büyük bölümü hava yolları hücrelerinde birikir. Bunların üst solunum yollarının yukarı bölümlerinde kalan bir bölümü boğazdaki mukus tabakasıyla birlikte balgamla atılır veya yutulur. Ancak bir bölümü akciğerin derin kısımlarına kadar iner ve vücuttan hiçbir zaman çıkmayabilir. Asbestin neden olduğu hastalıkların ortaya çıkması için 20–40 yıl arası bir süre geçmesi gerekir. Asbestli malzemelerin kullanımı gelişmiş ülkelerde 2000 yılından itibaren tamamen yasaklanmıştır. Kullanıldığı takdirde havada kılcal tüyler şeklinde bulunur ve solunum yoluyla alındığı takdirde özellikle akciğerde; mezotelyoma, akciğer kanseri, asbestosis gibi ölümcül sağlık sorunları yaklaşık olarak 15 yıl gibi bir zaman diliminde görülebilmektedir. Sigara kullanımı etkiyi daha da arttırmaktadır. Asbest yanmaya dayanıklı bir mineral olduğundan dolayı izolasyon, koruma ve kaplama malzemelerinde bulunabilmektedir. Sadece bu malzemeyi kullananlarla sınırlı kalmamakla beraber ortamdaki havayı soluyan herkes tehlike kapsamında yer almaktadır. İş kıyafeti ile evi gidilmesi durumunda çalışmayı yapan kişinin ailesi de risk altındadır. Özellikle hamile bayan ve tecrübesi az olan genç çalışanlar daha fazla risk teşkil ediyor.

“6.5 milyon konutu yıkacağız diyen bir Kentsel Dönüşüm süreci karşımızdayken, çevre güvenliğinden ve sağlığından söz etmemek kabul edilemez”

Kansere neden olan asbestin üretimi, kullanımı ile asbest içeren eşyaların piyasaya arzını yasaklayan yönetmelik 2011 yılı itibariyle yürürlüğe girdi. Peki, asbest tamamen ortadan kalktı mı?

İnşaat sektörü söz konusu olduğunda asbestin etkilerinin en az 50 yıl daha ortada olduğu net bir şekilde görülecektir. Çünkü pek çok yapı elemanı asbest içerir. Asbest binalarda genellikle oluklu eternit çatı kaplamaları ve duvar kaplamalarında bulunur. Ancak yalnızca bunlar değildir. Bazı tavan kaplamalarında, ısı ve yangın yalıtımı için kullanılan yalıtım malzemeleri ve panellerinde, kazanlarda ve borularda kullanılan ısı yalıtım malzemelerinde, çelik yapıların yangına karşı korunması için kullanılan malzemelerde, elektrikli araçların yalıtımında kullanılan bazı kağıt çeşitlerinde, bitümlü çatı kaplama malzemelerinde,  vinil veya thermoplastik zemin döşemelerinde, yangın hortumlarında ve daha pek çok yerde asbest vardır. Sadece çalışanlar için değil, çevredeki halk için de büyük bir risk olduğu unutulmamalıdır. 6.5 milyon konutu yıkacağız diyen bir Kentsel Dönüşüm süreci karşımızdayken, çevre güvenliğinden ve sağlığından söz etmemek kabul edilemez. Mahallelerdeki her yıkıntı, toz demek, asbest demek, kanser riski demektir, bu konular üzerinde durulmalıdır. Yıkıntı, hafriyat asbestli malzemeden ayrıştırılıyor mu sorusunun yanıtı maalesef olumsuzdur. Bunun için ciddi ciddi bir risk analizi yapılması ve uzmanların, yalnızca asbest maruziyeti konusunda uzmanların yıkımlarda hazır olması gerekmektedir.  Söz gelimi bir işçinin asbeste maruz kalmaması için neredeyse bir astronot gibi giyinmesi gerekir.

Asbest içerikli yapıların sökümünde çalışan işçilerin güvenliği için sizce nasıl bir yol izlenmeli?

İnşaat söz konusu olduğunda kırım, söküm ve temizlik gibi “kısa” süreli çalışmalar için geçerli olduğunu vurgulamak gerekir.Çalışma öncesi iş güvenliği, grup mühendis ve süpervizörleri tarafından asbest tozuna maruziyet riski bulunan çalışmalarda, asbestin türü ve fiziksel özellikleri ile çalışanların maruziyet derecesini dikkate alarak risk değerlendirmesi yapmaları gerekmektedir.Mümkün olduğunca çalışanların asbestli ortamdaki çalışma zamanlarının azaltılması ve değişimli olarak çalıştırılması.Gerekli görüldüğü durumlarda çalışma ortamındaki asbest liflerinin ölçümü yapılmalıdır. Asbest içerikli faaliyeti yapacak çalışanların özel bir eğitime tabi tutulması gerekmektedir. Çalışma bölgesine giriş yapabilecek ziyaretçilerinde bilgilendirilmesi gerekiyor. Asbest içerikli malzeme ve faaliyetler belirlenmelidir. Kullanılacak önlem metotları, çalışma ekipmanlarının kullanım şekli ve türü, kullanılması gereken, kişisel koruyucu ve ekipmanlar ve asbestli atıkların bertaraf edilmesi gibi tedbirler anlatılmalıdır. 

Diyelim ki çalışma alanının asbestli olduğu belirlendi. Bu alanın yalıtımı nasıl yapılmalı?

İş güvenliği ve çevre departmanının gerekli gördüğü durumlarda çalışma alanının kapatılması; çalışma ortamının ikaz bandı ve işaretlerle belirlenmesi; hava boruları da dahil olmak üzere sızdırmaz olup olmadığının kontrol edilmesi; bir kova su,bez,püskürtücü, duman borusu,vakumlu temizleyici,hortumu ve nozülü gibi ekipmanların işe başlamadan önce kapatılan çalışma alanının içine alınması; asbest sızmasının engellenmesi için duman testinin yapılması; ortamın çalışma sonunda vakumlu temizleyici ile temizlenmesi; ekipman ve polietilen  kapamanın hafif ıslatılmış bez ile temizlenmesi; çalışanın kendini de vakumlu temizleyici ile  temizlemesi; kişisel koruyucu ekipmanlar ve polietilen  kaplamanın işaretlenmiş çift sızdırmaz dayanıklı atık torbasına konulduktan sonra asbest bertaraf konteynırına atılması; asbest bertaraf konteynırının tamamen kapalı ve sızdırmaz olduğunun kontrol edilmesi ve son olarak da etraftaki çalışanların bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Asbestli atıkların bertarafı nasıl yapılacak?

Asbestli artıklar ve çalışma sırasında kullanılan asbestin bulaştığı ekipmanlar tehlikeli atık olduklarından çift sızdırmaz dayanıklı torba ile sıkı bir şekilde kapatıldıktan sonra bertaraf konteynırına atılması gerekmektedir. Bertaraf konteynırı tamamen kapalı, kilitli ve sızdırmaz olması gerekmektedir. Konteynır dolduktan sonra lisanslı bertaraf noktasına iletilmelidir.

Sonuç olarak kentsel dönüşümle birlikte yıkılan evler, mahalleler hastalık saçmaya, ölüm saçmaya devam ediyor. Çünkü güvenlik önlemi alınmayan yıkımları mahalleli ve daha da önemlisi çocuklar film seyreder gibi seyrediyor. Peki, yetkili kişiler acaba asbesti ve maruziyetini düşünüyor mu? Çünkü yıkımlar bu şekilde devam ederse etkisi 20-30 yıl sonra ortaya çıkan asbest maruziyeti sonucu binlerce insan hayatını kaybedecek? Sağlıkta dönüşüm programıyla sağlık sisteminin piyasalaştırıldığı ülkemizde yetkililer bunun da sonucu düşünüyordur herhalde?

“Depremi araçsallaştırarak kentsel dönüşüme meşruiyet inşa etmek”

Cihan Uzunçarşılı Baysal ise kentsel dönüşümü küresel kapitalizmin, yeni rantlar yaratarak kendisinin neden olduğu bunalımlardan ve krizlerden kurtulma çabası, sermaye birikiminin veya artığın kentlerin dönüştürülmeleri ile emilmesi olarak tanımlıyor. Diğer yandan depremi araçsallaştırarak kentsel dönüşüme meşruiyet inşa etmek olan kentsel dönüşümü, kent yoksullarını mülksüzleştirme ve yerlerinden etme pratiği olarak düşünülebilir. 
 
İHABER-Şahika ŞAHİN 
" /> Kentsen, dönüş! - Doç. Dr. Emre Gürcanlı ile söyleşi - İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

Kentsen, dönüş! - Doç. Dr. Emre Gürcanlı ile söyleşi

Türkiye dönüşüyor: Havası, suyu, yeşili kalmamış, betonlaşmış, “ucu olmayan” global şehirlere

Sulukule, Tarlabaşı, Taksim derken Türkiye’yi adeta bir şantiye alanı haline getiren kentsel dönüşüm tüm hızıyla devam ediyor. Van depreminden sonra gündeme gelen riskli binaların depreme karşı dönüşümü “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşümü Hakkındaki Kanun” ile daha da hız kazandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 5 Ekim’de İstanbul Esenler’de gerçekleşen törende yaklaşık 7 milyon binanın elden geçeceği kentsel dönüşüm için düğmeye bastı. “Ya Allah Bismillah” diyerek 35 ilde eşzamanlı olarak başlatılan yıkımlar Türkiye’de ilk defa “patlatma” yöntemiyle yapıldı ve hala da bu yöntemle yapılmaya devam ediyor.