İşçi ölümleri neden ‘kaza’ değil? - Can Doğan ile söyleşi

Türkiye’de işçiler ölüyor. AKP hükümetinin politikaları ile ölümler 10 yılda inanılmaz boyutlara ulaştı. Kaza değil bu ölümler, çünkü işçiler öngörülen, önceden hazırlanan koşullarla ölüme gönderiliyor. OSTİM ve İvedik patlamasıyla yok olan 20 can da bu “kaza”lardan birine kurban gitti. İşçi ölümlerinin nedenlerini TMMOB İşçi Sağlığı ve Güvenliği Çalışma Grubundan Can Doğan ile konuştuk.

İşçi ölümlerini durdurmak mümkün mü? Yoksa bunlar, bahsedildiği gibi önlenemez kazalar mı?
 
Bilimsel olarak “kaza” önceden öngörülmemiş ve planlanmamış olaylar olarak tanımlanır. Bu tanım, iş kazaları dahil bütün kaza türleri için de geçerlidir. Ülkemizde yaşanmış ve işçilerin hayatlarını kaybettikleri olaylara baktığımızda ise, bunların neredeyse tümünün öngörülememiş nedenlerden gerçekleşmediği açıktır. Örneğin, bir maden işletmesinde, üretimin planlanma aşamasından itibaren metan gazı ve diğer tehlikeli gazların varlığı bilinerek madenin havalandırmasıyla ilgili hesapların yapılması, gaz ölçümü sistemlerinin tesis edilerek, yaşanabilecek problemlerin önceden değerlendirilmesi ve sonuçları üzerinden gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması gereklidir.
Bir yeraltı kömür işletmesinde, tehlike olarak metan gazı var ise, grizu patlaması riski yok diyebilmeniz bilimsel olarak mümkün değildir.
 
Bu değerlendirmeler yapılmadığı ve gerekli önlemler alınmadığı için, meydana gelen acı olayları ve ölümleri “kaza” olarak adlandırmak yanlıştır. Doğru olan tanımlama bu olayların işçi cinayeti olduğudur.
 
Uluslararası iş kazası istatistiklerine göre, kazaların yüzde 93’ü insan kaynaklı “güvensiz davranışlar” sonucu, yüzde 5’i işyeri ve iş koşullarının uygunsuz olması ve yüzde 2’si de sebebi bilinemeyen şekilde gerçekleşiyor.
 
Türkiye’yi incelediğimizdeyse, iş kazalarının insan kaynaklı hatalardan çok, işyeri ve çalışma koşullarından kaynaklı, yani yüzde 5’lik dilime giren ve en temel alınması gereken önlemlerin alınmaması nedeniyle meydana geldiğini görebiliriz. Üretimin veya işin planlanması aşamasında öngörülüp alınması gereken tedbirlerin, maliyetler nedeniyle alınmaması yaygındır. Bu tedbirlerin alınmaması bilmezlik değil; daha fazla kâr hırsı sebebiyledir.

Kapitalist üretim sisteminin egemen olduğu gelişmiş ülkelerde, örneğin Avrupa’da, buna benzer olaylar yaşanmıyor mu? Orada işçiler ölmüyor mu?
 
Elbette benzer olaylar oralarda da yaşanıyor. Ancak oranlar ve sayılar Türkiye ile kıyaslama yapılamayacak kadar düşük. Bu farklılığın bir sebebi, denetimlerin daha sık ve cezaların çok daha yüksek olması. Ama hepsinden önemlisi, işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerindeki işçinin denetim etkisi, budanmaya çalışılsa da yüzyıldan daha fazla geçmişe sahip işçi hareketleri ve sendikaların varlığıdır. Örneğin Avrupa ülkeleri ve benzeri gelişmiş ülkelerdeki bir işçi, iş yerinde güvenli bir ortamın olmaması durumunda çalışmama hakkına sahip. Yasal olarak bundan dolayı herhangi bir kovuşturma açılamaması ve görece iş güvencesinin olması önemli bir neden. Ölümlü veya uzuv kayıplı iş kazası sayılarının az olması, stres ve üretim yoğunluğundan kaynaklı psikolojik problemler, kas-eklem problemleri ve benzeri meslek hastalıklarının varlığını tartışmamızı engellemez.
 
Diğer önemli bir husus da, gelişmiş ülkelerdeki büyük sermaye sahibi işletmelerin/tekellerin büyük bir kısmının, özellikle emek yoğun üretimlerini önemli oranda Türkiye gibi az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere kaydırmaları. Çünkü bu ülkelerde iş ve işçilik maliyetleri çok daha ucuz ve üretim süreçlerinde, emeğin ve işçinin denetimi çok daha zayıf.
 
Sonuçta Avrupa ya da Türkiye, sorunun gelip dayandığı nokta üretim sisteminin, daha doğrusu üretim ilişkilerinin kendisi oluyor. Oralarda ya da ülkemizde, üretim alanlarında ölü veya sağlığını yitirmiş, bir anlamda meta üretimi sonucunda posa olarak çıkmış işçileri ve tahribata uğramış çevre/yaşam alanları görmekteyiz.
Organize sanayi bölgelerinin kurulmasında esas amaç,  büyük sanayi işletmelerinin işlerini taşere etmektir. Büyük işletmeler, emek yoğun işlerini organize sanayi bölgelerindeki küçük işletmelere yaptırarak maliyetlerini azaltıyor.
 
Küçük işletmeler, ticari ilişki içinde bulunduğu büyük işletmelerin talep ettiği malı istenilen standartlara uygun yapmak zorundadır. Ucuza üretmek zorunda olan küçük işletmeci, malzemeden (kaliteden) çalamayacağına göre, diğer girdi maliyetlerini düşürmek durumundadır. Daha ucuza işçi çalıştırma, daha yoğun ve uzun iş saatleri, üretim zorlamaları, sağlıksız çalışma ortamları ve sonuç meslek hastalıkları, patlamalar ve işçi ölümleri.
 
YASA PATRONLARI SORUMLULUKTAN KURTARIYOR
 
İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası işçi ölümlerini engelleyebilecek mi?
 
Yeni çıkan yasanın, sorunun merkezine inen ve ona göre çözümler üreten bir yasa olmasını beklemiyorduk. Bu yasadaki en önemli sıkıntılardan biri iş yerinde kaza olduğunda, işçi ölecek ve bu nedenle ceza alacak kişiler yine ücretli olarak çalışan iş güvenliği uzmanı veya işin yürütümünde yer alan personel olacak. Yeni yasa, iş kazalarında patronların sorumluluğunu ortadan kaldırmaya yönelik bir düzenleme olarak karşımıza çıkıyor. İşte bu yönüyle, hem Anayasaya, hem de konuyla ilgili devletin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı hükümler içeriyor. İş kazası, işin yapılması esnasında ortaya çıkan bir durumdur ve bunun ilk sorumlusu o işin sahibi işverendir. İşverenin bu sorumluluğu vekiline ya da yöneticisine, -ki iş yerinde iş güvenliği sorumlusu olan uzmanlar da bir anlamda işveren vekili sayılır- yükleyemez.

Yasanın hiçbir maddesinde emekten yana örgütlerin ifade ettikleri görüşleri bulamıyoruz...
 
Doğru olan, iş cinayetleri ve meslek hastalıklarını engelleyecek, çözüm olacak bir yasa için, sorundan direkt olarak etkilenen, ölen, sakat kalan tarafın yani emek cephesinin kendini ifade edebilme koşullarının olması. Bu yasayla ”kapıcının bile iş güvenliği olacak” şeklinde medyada çıkan haberler tamamen işi sulandıran, durumu maniple eden şeylerdir.
 
OSTİM’DE TÜPLERİN PATLAMASI OLAYIN GÖRÜNEN YÜZÜ
 
Dava süreci halen devam eden OSTİM’deki patlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
OSTİM’de yaşanan facia, üretimin odağında insan olmadığı, kapitalist sistemde ne ilkti, ne de son olacak. OSTİM’deki olayın, nedenleri ve nasıl olduğunu anlamak için çok teknik detaylara girmek görünen gerçek nedeni gizlemek olur. Bir kere, OSTİM, devletin tüm kurumlarının yer aldığı başkentin göbeğinde ve ilgili bakanlıklara uzaklığı sadece 5-10 kilometre. Bu faciada 20 işçi yaşamını yitirdi ve patlamaların detayları ortaya çıktıkça daha fazla insanın hayatını kaybetmemesi tamamen şans eseri, tesadüf.
 
Sorunu, sadece hatalı dolum yapılan ya da hatalı üretilen tüplere indirgerseniz, iş güvenliğinde “kök neden/root cause” olarak tanımladığımız ve olayın asıl kaynağını açıklayan nedeni de kapatmış, gizlemiş olursunuz. Tüplerin uygunsuz olması ve patlaması, olayın görünen yüzü, facianın oluşma nedenlerinin son halkasıdır.
 
Olayın nedenlerinin merkezine doğru inildiğinde, patlamaların olduğu işyerlerindeki uygunsuzluklardan başlayarak, tüplerin bu sahalara taşınması, tüplerin üretildiği yerlerdeki kasıtlı veya ihmalden kaynaklı eksiklikler, tüm bu süreci kontrol etmesi gereken kurum ve kuruluşlar ve birbirleriyle olan ilişkileri ve üretim ilişkilerini de sorgulamak gerekir. Yani bütünü gözden kaçırmadan tüm ayrıntıları ayrıca ele almak zorundayız. Sanayi bölgesinde bir işyeri çalıştırılmak istediğinde, işyerinin ve koşullarının buna uygunluğunun mutlaka denetlenmesi mevzuat gereği zorunludur. Tüplerin üretimini veya dolumunu yapan böyle bir işyeri olduğuna göre, demek ki bu mevzuatın işletilmiş olduğunu düşünmek durumundayız. Bu uygunluğun başlangıçta verilmiş olması, sürekli denetimlerin devletin kurumlarınca yapılmasını gereksiz kılmaz.
 
Denetim gerçekten çok önemli ve işin her aşamasında da devamlılığı sağlanmalıdır. Bu denetimlerin etkili olabilmesinin en önemli ayağı aynı zamanda işyerindeki  -işçilerin de denetim sürecine katılması ve bunun mekanizmalarının yaratılması gerekir. Bu tarz acı olaylar sonrasında kusurlu bulunan işyerleri başka yerlerde, başka adlarla yeniden faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. Bu ahlaksızca iş yapma anlayışının kökenindeyse, kapitalist üretim anlayışının; her şart ve koşul altında daha ucuza mal etme ve daha fazla kâr etme anlayışı yatıyor.
 
SİSTEMİN DİĞER SORUNLARIYLA DA İLGİLİ
 
İş cinayetlerinin, ölümlerin durdurulabilmesi için ne yapılmalıdır?
 
Bu sorunun çözümü kapitalist, emperyalist sistemin yarattığı diğer sorunlardan ayrı olarak ele alınamaz. Bölgemizde yaşanan gelişmelerin yarattığı olumsuzlukların işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki sonucunu Antep’teki patlamada gördük. Bu patlamada Suriye uyruklu iki kişi de ölenler arasında. Suriyeli iki işçi mülteci, sigortasız ve kayıt dışı.
 
O bölgede daha önce dört emek örgütünün (DİSK, KESK, TMMOB ve TTB) yaptığı incelemede, Suriye’deki çatışmalar sebebiyle, kaçıp Antep’e, Urfa’ya ve bölgedeki diğer illere sığınmak zorunda kalan ve buralarda çok ucuza, kayıt dışı olarak çalışan birçok Suriyelinin olduğu bilgisi aktarıldı. Savaştan kaçan Suriyelinin önünde iki seçenek var, ya emperyalist çetelerin desteklediği çapulculara katılıp halkına kurşun sıkacak ya da ucuz emek pazarına katılarak iş cinayetiyle hayatını kaybedecek.
 
Ülkemizde ve bölge ülkelerde de yaşanan savaş ve çatışmaların, çalışma alanlarında yarattığı olumsuz tabloyu görebiliriz. Gazetenizde de haberleri çıkan, Tuzla tersanelerinde çalışmaya gelen Kürt işçilerin durumları buna çok somut bir örnektir.
 
Sonuç olarak tablo gerçekten çok vahim. Elbette çalışma hayatının yeniden düzenlemesi, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, işçi ölümlerinin durdurulması için mücadele, emekten yana tüm tarafların tarihi görevidir. Bu görevin eksiksiz yapılabilmesinin yolu, işçi ölümleri ile ülkemizin sosyoekonomik ve demokratik sorunlarını birlikte ele almaktan geçiyor. Çözüm, Kürt sorunundan,  bölgedeki emperyalist müdahalelere kadar eşitlik, özgürlük ve barış taleplerinin birleştirilmesinden geçer. 
 
CAN DOĞAN KİMDİR?

ODTÜ Maden Mühendisliği mezunu. İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında çalışmalar yürütüyor. Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu üyeliği de yapan Doğan, halen TMOBB Yönetim Kurulu Üyeliği ve TMMOB İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Çalışma Grubu Üyeliğini yürütüyor.