Canlı yayında mobbing örneği: Medya Mahallesi – Tülin Yıldırım

Geçtiğimiz hafta başında, Medya Mahallesi ikinci kez yayınını durdurdu. Bu kez yayını durdurmadan daha fazlası yapılarak, Ayşenur Arslan işten çıkartıldı. Böylesi bir süreç, pek çok özelliği ile işyerinde psikolojik tacize (mobbing) dair özelliklere sahip.

Ayşenur Arslan’ın CNN TÜRK’te sunduğu Medya Mahallesi programı geçen sezon aniden yayından kaldırılmıştı. Yeni sezon başladığında program artık tek kişilik değil Akif Beki ile beraber sunulan bir formata dönüştürülmüştü. Mobbing tam da programın yeni formatıyla gözlerimizin önünde sahne aldı. Mobbing süreci Ayşenur Arslan’ın işine son verilmesi ile de istediği hedefe ulaştı.

Önce “mobbing”in ne olduğunu hatırlayarak başlayalım ve Medya Mahallesinde nasıl cereyan ettiğine bir bakalım.

Latince kökenli sözcük; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı verme anlamlarına gelir. Mobbing’i en iyi ifade eden ise yıldırma veya işyerinde psikolojik taciz anlamlarıdır. Özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün zayıf olduğu örgütlerde, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine psikolojik yollardan, uzun süreli sistematik baskı uygulamasıdır.

Mobbing’in tanımından da anlaşılacağı üzere üstlerden, eşitlerden ya da alttan üste doğru uygulanan bir süreç olduğu görülecektir. Bu tanım aynı zamanda sistematik olmasını da içerir ve hedefi ise çoğunlukla psikolojik tacize uğrayan kişinin işten ayrılmaya zorlanması ya da işten çıkarılmasıdır.

En büyük saldırı taciz boyunca kişinin itibarına yapılan saldırıdır. Kişinin küçük düşürülmesi, işini iyi yapamadığı izlenimi verilmesi, sürekli eleştirilmesi, jest ve mimiklerle ilişkinin kesilmesi en çok rastlanan mobbing davranışları arasındadır.

Medya Mahallesi programının tüm hazırlıkları ve sunumu Ayşenur Arslan tarafından yapılmaktadır. Program boyunca Akif Beki aslında bir program konuğu gibidir. Ama konukluğun üzerinde bir onay merciidir. Ayşenur Arslan’ın gündeme aldığı konuları önem ya da önemsizlik kategorisine sokarak son sözü söyler. Bunu yaparken de bazen sözünü keser, bazen ve çoğunlukla kamera Ayşenur Arslan’ın üzerindeyken gülerek ya da gülümseyerek yorumlarını dinler. Arada çıkan tartışmalarda programın söylem biçimini sokak ağzına benzeterek, programı ve dolayısıyla Ayşenur Arslan’ı beğenmediğini dile getirir. Hatta bir önceki günden Ayşenur Arslan tarafından yapılan söylem ya da ifade eksikliği hatası var ise onu ertesi gün hatırlatır.

İtibara yapılan saldırıların yukarıda bahsettiğimiz genel biçimine baktığınızda Ayşenur Arslan’ın uğradığı mobbing aşikardır. İki kişilik programın tüm yükü onun üzerinde olmasına rağmen program boyunca bir denetçisi vardır. Bu denetçi gücünü hem siyasal iktidarın hegemonik gücünden hem de CNN TÜRK’ün kendisine sunduğu olanaktan almaktadır.

Programlar boyunca Ayşenur Arslan’ın, gittikçe gerginleştiğini, tartışma yaşanmasın diye ya da sözlerini bitirebilmek için önceden Akif Beki’ye uyarılarda bulunduğunu, kendisini ve söylediklerini sürekli savunmaya zorlandığını izledik.

Aslında Ayşenur Arslan’a programı iki kişi ile yapması yönündeki teklif mobbingin ilk aşaması olarak değerlendirilebilir. Programın aniden geçen sezon bitirilmesi çok tepki alınca, programın devam ettirilmesinin ancak iki kişi ile olursa yönetim tarafından kabul edileceği, Ayşenur Arslan’ın verdiği röportajlardan okunabilir. Elbette burada “Ayşenur Arslan CNN TÜRK’ün teklifini kabul etmeyip süreci orda bitirebilirdi” diyebilirsiniz. Fakat bu teklifin kendisinin aslında “ya işini kaybedeceksin ya da bizim istediğimiz gibi devam edeceksin” şeklinde bir dayatma olduğunu görmek mümkün. Elbette çalışmak herkesin yasal hakkıdır ve Ayşenur Arslan da çalışma hakkını korumaya çalışmıştır.

CNN TÜRK’ün aldığı program değişikliği kararı ile mobbing Akif Beki aracılığıyla canlı olarak izlenir hale geldi. Bir yandan programda verilen konum ile işini çok iyi bilen ve yılların gazetecisine iş öğretmek görevini sürdürdü, diğer yandan da hiçbir emek koymadan programda yer alarak verilen emeği değersizleştiren bir pozisyonu sürdürdü. Böylesi bir konumun safça alınmış bir karardan çok, bilinçli bir adım olduğunu süreç bizlere gösterdi. Elbette yorum yapmak da bir emek olarak değerlendirilebilir fakat yorum yapılacak konuların hazırlanması, bunların sunulması her zamanki gibi Ayşenur Arslan tarafından sürdürülmüştür. Zaman zaman ciddi sözlü kavgaların da yaşandığı program, hepimizin alışık olduğu medya kavgaları arasında sayılıp geçilebilirdi. Fakat başlangıcı itibariyle eşitsiz bir temel üzerine kurulmuş olan bu çelişkili durum, aslında kurumsal bir eksikliği ortaya koyuyor.

2007 yılında kazanmış olduğum ilk mobbing davasından bu yana bir dizi dava açıldı. Kiminde mağdurlar kazandı, kiminde kazanamadı. Kazanılan davalar mobbing tartışmasını az da olsa kamuoyunun gündeminde tuttu. Bu sürecin sonunda psikolojik tacizin Borçlar Kanunu içinde yer alması başarıldı. Ayşenur Arslan’ın yaşamış olduğu bu süreç de sistematik, düzenli bir yıpratma, çalışanı işten ayrılmaya zorlayan canlı bir örnek.

Yaşanılan bir mobbing sürecini kamuoyu ile paylaşmak çok ciddi dikkat gerektirir. Ancak televizyonlarda canlı canlı bir mobbing olayını seyretmek, mobbing’in günlük hayatta ne kadar kamusallaştığını gösteriyor.

Ayşenur Arslan’ın çalışma hakkını savunma çabasını saygı ile karşılıyorum. Umarım bu hakka sadece bizler değil, politikacılar, kanun koyucular ve kanun uygulayıcılar gibi işverenler de saygı gösterir.

Tülin Yıldırım

Mobbing’e Karşı Dayanışma Derneği Genel Başkanı