İş cinayetleri ve sendikaların sorumluluğu - İ. Sabri Durmaz

TMMOB’nin 3 Mart 1992’de Zonguldak’ta 263 madencinin yaşamını yitirdiği 3 Mart gününü “İş cinayetlerine karşı mücadele günü” olarak ilan etmesi, “işçi sağlığı ve iş kazaları” konusunu, şu günlerde yeniden sendikal mücadele gündeminin ön sırasına taşıdı.
 
Aslında gerek işçi sağlığı konusu gerekse iş kazaları diye adlandırılan iş cinayetleri sendikalar ve işçilerin gündeminin her zaman en ön sırasında olması gereken bir konudur. Çünkü Türkiye yılda 1500’e yaklaşan iş kazası kurbanları ile dünyada en çok iş kazası ölümünün olduğu üçüncü ülkedir. Meslek hastalıkları için ise adeta bir cennettir.
 
İstanbul’da geçtiğimiz pazar günü konuyla ilgili düzenlenen panelde konuşan TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Sekreteri Süleyman Solmaz, “İş kazalarının yüzde 98’inin, meslek hastalıklarının ise yüzde 100’ünün önlenebilir olduğuna” dikkat çekti.
 
Evet, konuyla ilgili bütün araştırmaların gösterdiği gibi, iş cinayetlerinin birinci dereceden sorumlusu patronlar ve işyerindeki ilgili yetkililer çoğu zaman yargı önüne hiç çıkarılmamaktadır, çıkarılanlar da yasal boşluklardan yararlanarak cezai yaptırımlardan kurutulmaktadır. Hükümet de denetim görevini yapmamaktadır!
 
Bunların hepsi doğrudur!
 
Ama burada sendikaların iş kazaları ve meslek hastalıkları karşısında sorumluklarını yerine getirdikleri söylenebilir mi?
 
Örneğin TİS’lerde iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı önlemler, bu önlemlerin denetlenmesi ne kadar konuşulmaktadır?
 
Hemen belirtelim, hemen hemen hiç!
 
Çünkü ücrete üç kuruş mu beş kuruş mu zam üstünden uzun tartışmalar yapan sendikacılar, sorun iş kazaları, işçi sağlığı önlemleri ve denetlenmesine gelince, “yasa ve yönetmeliklere uyulur” denilip geçilmektedir.
 
Ama az çok etrafında ne olup bittiğini gözleyen her işçi de bilmektedir ki, hiçbir yasa ve yönetmelik kendiliğinden hayata geçmez.
 
Bu yüzden burada yasa ve yönetmeliklerden de önemli olan bunların uygulanması, uygulamanın denetlenmesidir ve bu da ancak işyerinde oluşturulacak işçi sağlığı ve iş güvenliği kurullarının aktif biçimde çalışmasıyla başarılabilir. Bu uygulamaları denetleyecek olan da herkesten, her kurumdan önce sendikalardır. Ve tabii az çok mücadele içindeki ileri işçilerdir.
 
Ancak bu konunun Türkiye’de işçilerin, sendikaların gündeminde ciddi bir yer tutmadığı ortadadır. Hükümet ise ölümlerin, sakatlıkların, meslek hastalıklarının üretimden düşürdüğü işçilerin açığını emekçilere üç çocuk, yetmedi beş çocuk yaptırarak kapatmak istemektedir. Bu patronlar için de son derece kârlı, neredeyse sıfır maliyetli bir çözümdür.
 
Bugün asıl tartışılması gereken sorun sendikaların ve işyerlerindeki ileri işçi kesimlerinin iş kazaları ve işçi sağlığı uygulamalarının denetlenmesinin mücadele gündemlerinin ilk sırasında olmasıdır.
 
Burada TMMOB, TTB gibi kurumlar ancak yardımcı ve uzmanlık açısından destek sunan bir rol üslenebilir. Asıl rol sendikalardadır ve onlar iş kolu, sendikalı sendikasız ayırımı gözetmeden, sınıfın örgütleri olarak iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasını denetleyebilirlerse, iş cinayetlerinin peşini bırakmazlarsa iş cinayetleri asgari seviyeye inerken meslek hastalıkları da önemli ölçüde azaltılabilir.
 
Bugün ileri işçi kesimleri ve sınıftan yana sendikacılar bu konuda bir adım atabilirse, işçi yığınları sınıf olma yolunda ciddi bir adım da atmış olacaktır.