Patriarkal kapitalizm 'kadın' üzerinden besleniyor - Nevra Akdemir ile söyleşi

Kapitalizm, işçi ve işveren ilişkileri ve emek sömürüsü üzerinden bir artı değer yaratırken kadının üzerinden de erkeğin konfor sağladığı ve bir tür ezilme ilişkisi haline gelen bir sistem doğuruyor. Biz bu yüzden patriarkal kapitalizm tanımını koyuyoruz. Çünkü evdeki kadının rolü işgücünün sürdürülebilirliği açısından önemli.

Kadın emeği ve istihdamı konusu, kadına karşı ayrımcılığın en yaygın olduğu alanlardan biri. DİSK-AR raporuna göre çalışma çağındaki her üç kadından yaklaşık biri çalışıyor; lise ve üzeri eğitime sahip kesim arasında kadınların işsizlik oranı erkek işsizliğine göre yüzde 50 daha fazla. Kayıtlı istihdam edilen 25.3 milyon nüfusun sadece 7.4 milyonu kadın. Bir diğer deyişle yüzde 30.2’si. Bu oran Avrupa Birliği’nin çok çok altında. AKP döneminde kadın konusunda uygulanan politikalar ise birbiriyle sürekli olarak çelişiyor. Bir yandan “kadın istihdamını artıracağız” deniliyor diğer yandan “çok çocuk doğurun” söylemi... Hükümet ve işveren cephesinden konuya bakıldığında, kadın istihdamının OECD ve AB ülkelerine göre düşüklüğü gibi sadece niceliksel yönünün dikkate alındığı görülüyor. Bu noktada kadın istihdamının düşüklüğü “sosyal kalkınma”, “beşeri sermaye yatırımları” ve AB uyum politikaları bağlamında büyük bir sorun olarak tanımlanıyor. Çözüm olarak kadın istihdamı oranının artırılması sunulurken bu artışın özellikle “ülke kalkınmasına sağlayacağı katkı” ön plana çıkarılıyor. Bunlar doğru ancak kesinlikle yeterli değil.

Kadın hareketi ve emek örgütlenmeleri içindeki kadınlar ise sadece kadın istihdamının niceliğine değil, aynı zamanda niteliğine de bakmanın önemli olduğuna yıllardır dikkat çekiyorlar. Bunlardan biri de Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) Platformu. KEİG’den Nevra Akdemir ile konuştuk.

- KEİG son yıllarda oluşturulan politika ve projeleri, özellikle 2010 yılında çıkarılan “Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması” konulu Başbakanlık Genelgesi’nin (2010/14) maddelerinin hayata geçirilip geçirilmediğini, nasıl uygulandığını ve etkilerini incelemeyi amaçladı. Ve 12 ilde kadın istihdamında nasıl yol alındığını raporlaştırdı. Bu henüz bir ara değerlendirme ama kısaca özetleyecek olursanız neler söylersiniz?

Araştırmayı 12 ilde (Adana, Ankara, Antalya, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Şanlıurfa, Trabzon ve Van) gerçekleştirdik. Gördük ki kurumların çoğunun kadın istihdamı genelgesinden haberleri bile yok. Bilindiği durumlarda da yetkililerin kişisel inisiyatifi üzerinden yürütülüyor. Kadın istihdamının artırılması çalışmaları, koruyucu istihdam politikalarına göre değil, aktif işgücü piyasası politikalarına göre ve daha çok mesleki eğitimler/girişimcilik faaliyetleri yolu ile yürütülüyor.. Kadınlar için istihdama giriş, belirli şartlara bağlı. Kreş ve diğer çalışma koşullarının İş Kanunu’na uygun olması, güvenli bir çalışma mekânının kurgulanması, servis ve yemeğin firma tarafından karşılanması ve ödemelerin düzenliliği gibi koruyucu istihdam politikaları kadın çalışmasını en az ücret kadar belirliyor. Oysa kadın istihdamının artırılması çalışmaları, koruyucu istihdam politikalarına göre değil, aktif işgücü piyasası politikalarına göre ve daha çok mesleki eğitimler/girişimcilik faaliyetleri yolu ile yürütülüyor. Genelge çerçevesinde oluşturulan “Kadın İstihdamı Ulusal İzleme ve Koordinasyon Kurulu”nun toplantıları ve katılımcılarına ilişkin bilgiye ulaşmak oldukça güç. Sürecin, bu anlamda şeffaf işlediğini söylemek pek mümkün değil. Kurul çalışması kurumsallaşmamış ve kişisel inisiyatife dayalı olarak yürütülüyor.

- AKP döneminde geldiğimiz nokta kadının eşitlik hakkından çok, yaşam hakkını savunma noktasına kadar geriledi. Ve kadın üzerine oluşturulan politikalar sürekli birbiri ile çelişiyor. Bir yandan kadın istihdamının artırılmasına çalışılıyor öte yandan “çok çocuk doğurun” söylemi ile kadın eve çekilmeye.. Bunun nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ciddi bir çelişki var. Bu mantığı ancak esnek çalışma modeline dayandırabilirseniz olur. Zaten yapılmaya çalışılan da bu. Biz bu sistemin kadın istihdamı için tehlikeli olduğunu düşünüyoruz. Aile merkezli refah sistemi yeni söylem. Kadın ev eksenli işlere yönlendiriliyor: Evden çalış, çalıştığın kadar kazan. Evinin işini, çocuklarının, kocanın bakımını ihmal etme. Hükümet AB’ye uyum politikası doğrultusunda kadın istihdamını 2015 yılına kadar yüzde 38’e çıkarma hedefi koydu. Bakın, ev işçilerini, gündelikçileri, hastabakıcıları sigortalayın, kayıt altına alın, hemen bu oran yüzde 38’e ulaşır hatta geçersiniz bile. Ama ya istihdamın niteliği? Bizim bunlardan dolayı esnek çalışmaya dair ciddi tereddütlerimiz var. Kadına insanca yaşayacağı, insanca çalışacağı bir model oluşturulmalı, sosyal politikalar bu doğrultuda belirlenmeli.

Örneğin nasıl bir kreş modeli olmalı?

Kreş modeli, ücretsiz, kadınların vardiyasına uygun, kadının çalışıp çalışmadığından bağımsız bir sistem olmalı. İş ne kadar piyasalaşırsa o kadar kadını dışlayıcı bir mekanizmaya dönüşüyor. Zaten baktığımızda da kadının işgücüne katılımının yüksek kazançlı iyi işlerde değil, düşük kazançlı, kötü işlerde arttığını görüyoruz. Esnek çalışma toplumsal cinsiyetin bir parçası. Ev işi ve bakım yükümlülükleri dolayısıyla kadınlar yarızamanlı, esnek işleri kabulleniyor. Bu yüzden kreş önemli, bu yüzden engellilerin, yaşlıların bakımı için sosyal politikaların oluşturulması ve bunun ücretsiz olması önemli. Bu yalnız kadınların sorunu değil, erkeklerin de sorunu olarak görülmeli. Kreş bir çocuk hakkıdır, aynı zamanda erkeğin ve kadının eşit sorumluluğudur.

‘Kadın altın yumurtlayan tavuk gibi’

- Tam da bu noktada sorun dünyada giderek vahşileşen, emeği ve kadını giderek sömüren kapitalist sistem ile mücadeleye dayanmıyor mu?

Aslında mücadele patriarkal (ataerkil) kapitalizme karşı olmalı. Yani erkek egemen zihniyetle tasarlanan kapitalist sisteme karşı duruş sergilenmediği zaman başarı şansı da olmuyor. Kapitalizm, işçi ve işveren ilişkileri ve emek sömürüsü üzerinden bir artı değer yaratırken kadının üzerinden de erkeğin konfor sağladığı ve bir tür ezilme ilişkisi haline gelen bir sistem doğuruyor. Biz bu yüzden patriarkal kapitalizm tanımını koyuyoruz. Evdeki kadının rolü işgücünün sürdürülebilirliği açısından önemli. Şöyle ki kadın alışverişi yapıyor hatta nerede neyin fiyatı uygun araştırarak alıyor, yemeği pişiriyor, çocuklarının kocasının bakımını yapıyor, konforunu sağlıyor. Benim araştırma konum olan tersanelerdeki bekâr erkek işçiler ev ortamı olmaksızın ne kadar dayanabilirler? Sadece kısa bir süre...

Büyük tabloya baktığımızda kadınların sadece işgücü olarak rolü yok, aynı zamanda işgücünün gelecek nesillerdeki sürdürülebilirliğini sağlama rolünü de üstleniyor. Aynı zamanda rekabet yaratan ücret düşürme rolü de var, aynı zamanda ücret düşüklüğüne ailelerin katlanabilmesi açısından da rolü var. Altın yumurtlayan tavuk gibi düşünebiliriz.. Sistem bu yüzden kadınlar üzerine kurulu, hem sömürü hem ezilme ilişkisini bir arada örgütlüyor. Aile vurgusunun nedeni de bu yüzden. Bugün yürütülecek bir antikapitalist mücadele aynı zamanda antipatriarkal mücadele olmalı. Patriarkayı gözetmeyen bir mücadele başarılı olamaz. Sendikalarda bile kadın gözetilmedi yıllar boyu. Kreşler olmadı, toplantılar akşam saatlerinde, kadınların çocukları ile ilgilenmek zorunda oldukları saatlere konuldu. Bu yüzden arpa boyu yol alınamadı.
 
Portre/ Nevra Akdemir

İstanbul Üniversitesi’nde iktisat lisans, Marmara Üniversitesi’nde kalkınma iktisadı yüksek lisans eğitimi aldı. Halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde şehircilik doktora programına devam ediyor. Emek, mekân ve toplumsal cinsiyet konularında çalışıyor. Aynı zamanda İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin üyesi. Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu’nda aktif olarak görev yapıyor.