Tüm ülke şantiye alanı - Mustafa Akyol ile söyleşi

Bizde öyle fotoğraflar var ki oturur günlerce ağlarsınız. 9 metrekarelik konteynırlara 8 kişi tıktıklarını biliyorum

İnşaat İşçileri Derneği'nin kurucularından Mustafa Akyol'la inşaat işçilerinin sorunları üzerine konuştuk:

Alınteri: İnşaat sektörünü diğer sektörlerden ayıran en önemli farklar nedir?
 
Mustafa Akyol: İnşaat sektörünü diğer sektörlerden ayıran en büyük olumsuzluk inşaat işçisinin yıllardır- özellikle de sendikalar tarafından- gözardı edilmesidir. İnşaat işçisini işçi sınıfından saymadılar. O yüzden ne doğru düzgün bir sendikamız oldu, yıllar öncesinden belki vardı ama o da kamuda örgütlendi. Ne de inşaat işçisinin arkasında duran kendine işçi dostuyum diyen kurum oldu. En azından ben görmedim. 30 senedir şantiyelerdeyim. Şu anda bile yok. Biz derneği kurduğumuz anda bile yoktu. Bu sektörde iki tane sendika var, biri Yol-İş Türk İş’e bağlı. Bunlar sadece kamuda örgütleniyorlar. Bir de DİSK’te Devrimci Yapı-Sen var. O da hiç örgütlenmiyor. Şantiyelere bile gitmiyorlar. En büyük handikaplarımızdan biri bu. Bizi, inşaat işçisini patronlar da, iş dostuyum diyenler de işçi sınıfından saymadı şimdiye kadar.

İş cinayetlerinde dünyada 3. Avrupa’da 1. yiz!
 
Onun dışında kelimenin tam anlamıyla köle gibi çalıştırılıyoruz. Iş güvencemiz sıfır. Bir inşaat işçisini işten atmak kadar kolay hiçbir şey yok. Cebinizden mendilinizi sokağa atmak kadar kolay. İş güvenliği zaten sıfır. Son zamanlarda büyük firmalar iş cinayetlerinin artmasından, kamuoyu tepkisinden dolayı biraz bir şeyler yapmaya çalıştılar ama o da hikaye. Çünkü geçen seneki istatistiklere göre dünyada 3. Avrupada 1. yiz inşaat sektöründeki iş cinayetlerinde.

Ücretlerimizde bir iyileştirme zaten hakgetire. Sigortalarımız doğru düzgün yatırılmaz. İnşaatta çalışıp da emekli olan bir adamı çok zor bulursunuz. Çünkü sigortası düzgün yatırılmaz. Yani 5700 gün çalışır ama 5700 iş günü olmaz hiçbirinin.

Barınma yerlerimiz, bizde mesela dernek olarak öyle fotoğraflar var ki oturur günlerce ağlarsınız. 9 Metre karelik konteynırlara 8 kişi tıktıklarını biliyorum. Kendimiz de kaldık. Ki Esenyurt’ta 11 kişiyi yaktılar mesela. Saygı yok en başta. Bu ülkenin her şeyini biz yapıyoruz. Yaşadıkları evleri de biz yapıyoruz, kaldıkları otelleri de biz yapıyoruz. Bizi yönettikleri meclisi bile biz yapıyoruz ama saygı yok. Mesleğimize saygı yok. İnsan yerine koymuyorlar.

Paran varsa ustasın!
 
Alınteri: İş cinayetlerinden bahsettiniz, bu inşaatları daha güvenilir alanlar haline getirmek için ne yapmak gerekir?
 
Mustafa Akyol: Birincisi inşaat işçisi inşaat işçisi değil bu ülkede. Patronların da işine geldiği şekilde hiç eğitilmeden, hiçbir çalışma yapmadan bu insanları inşaat işçisi yapıyorlar. Bir ustalık belgesi çıkardılar. 4 günlük eğitimle paranız varsa 100 Lira verip, size satıyorlar. 100 Lira verince ustalık belgesi alabiliyorsunuz. Biz 6-7 ay çıraklık yaptık bu işte kalifiye olana kadar. Ya biz salaktık ya da bu iş böyle olmaz. Bu belgeyi verenlere bakıyorsunuz, ben 30 yıllık inşaat işçisiyim, mermer ustasıyım, işimde bu ülkedeki en iyi ustalardan biri de benim, ustalık belgem yok. Tarihi tam hatırlamıyorum ama önümüzdeki yıl sanırım, ustalık belgen yoksa inşaatlarda sana iş vermeyecekler. Bu belgeyi veren firmalarda bana ustalık belgesi verecek kadar bu işten anlayan var mı? Nasıl olacak bu, her şey yanlış. İş güvenliği konusunda hiçbir belge vermeden insanları oraya koyuyorlar, baret veriyorlar mesela. Benim bir mermerci olarak verdikleri baretle çalışma şansım yok. Düşüyor dakka başı. Onların inşaat sektöründe baret bile takmaya gerek duyulmayacak önlemleri alacak şekilde inşaatı dizayn etmeleri lazım.

“Bizim olmadığımız çözüm olmaz”
 
Barınma yerleri de iş güvenliğine girer. Sağlığını kaybediyor çünkü insan. Biz bakanlık temsilcileriyle de konuştuk bir çalıştayda TOKİ temsilcileriyle de konuştuk. “Denetmenimiz yok” diyor adamlar. “Denetmen için paramız yok” diyorlar. “16 bin denetmen lazım” diyorlar. Şantiyelere konteynır koyuyorlar, tek kapısı var, havalandırması yok, elbise dolabı yok, hiçbir şeyi yok. Ama Anayasaya koymuşlar, işte “şu kadar metrekare olacak, iki kapısı olacak, acil çıkış kapısı olacak, elbise dolabı olacak, havalandırması olacak işte bilmem kaç metrekareye bir kişi düşecek” diye yazmışlar ama bu tarafta bunu uygulamıyorlar. Ondan sonra da inşaatları nasıl denetleyeyim diyor. Şuna bile kafası çalışmıyor, inşaatları denetleme kardeşim sen sadece bunu üreten adamı denetle böyle üretmesin. Yani üç-beş kişi üretiyor bunu, git bunları ürettirme.

Yasada var ama sen bunu uygulamadıktan sonra hiçbir işe yaramıyor. Artı bunu uygularken bizi de içine alacaksın. İşçinin içinde olmadığı çözüm önerilerinin hiçbiri gerçekçi değildir. Çünkü biz yaşıyoruz. Nerede barınmamız, nasıl barınmamız gerektiğini biz biliyoruz. Çalışırken neler bizim problemlerimiz, biz biliyoruz.

Alınteri: Bunun için inşaat işçilerinin bir güç, bir muhatap olarak ortaya çıkması gerekiyor?
 
Mustafa Akyol: Onlar bizi muhatap almaz zaten. Biz birleşirsek olur.

Alınteri: Peki inşaat işçilerinin sendikası olursa nasıl olur?
 
Mustafa Akyol: Bana sorduğunuz zaman kendi açımdan şu cevabı verebilirim. Sendika olacak. Dernek kurduk ama zaten asıl amaç sendika. Bu sendikaya doğru gidecek ama şu anda önce inşaat işçisini eğitmek lazım. Örgütlülüğü sağlamak ve sendikayı da öğretmek lazım. Biz bunun için çıktık yola. Sendikanın dezavantajları var inşaat işçisi için. Korkuyorlar, sendikaya uzak duruyorlar çünkü ikide bir okuyorlar gazetelerde “sendikalı oldu diye işten atıldı” falan diye. Ama öbür tarafta sendika temsilcilerinden dinlediğinizde, “inşaat sektörü çok zor, üç ay çalışır üç ay sonra gider, ulaşamazsın” yani bir sürü bahaneleri var. Halbuki biz bu dağınıklığı avantaja çevirdik ki avantaj zaten. Bunu bile göremedi insanlar. Şimdiki sendikalar en başta tembeller. İşçi çalışması yapmıyorlar. İnşaat sektöründeki sendikalarla ilgili söylüyorum, şantiyelere gitmiyorlar.

Alınteri: Kamuda da bir sürü yasa çıktı, “en güvenli” alan olan kamuda bile kamu emekçileri için iş güvencesinden yoksun çalışmanın önü açıldı. Taşeron kamuya da giriyor ve iş güvencesi gaspediliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çünkü tüm ülkede çalışma alanı bir şantiyeye benzetiliyor.
 
Mustafa Akyol: Ben de onu söyleyecektim. İnşaatta da yıllardır bu böyle. Kamudaki taşeronlaşma yeni çıktı ama inşaat sektöründe yıllardır böyle. Bu yüzden mesela bir inşaat patronu maliyeti düşürmek istediği zaman aklına ilk önce işçi gelir. İşçiyi çıkarmak kolaydır. Taşeron sistemden kaynaklı sigortasını ödemez. Ücretlerini düşürür. Yemeklerini daha kötü verir. Yani önce onlardan başlar maliyeti düşürmek için. İş dönüyor dolaşıyor çalışanların, işçilerin birlikte mücadelesine dayanıyor.

Şu bir gerçek, eylemlerimizde de “hükümet bizi gör, başbakan bizi gör” mealinde şeyler söyleniyor ama işçi arkadaşların şunu bilmesi lazım, biz birlik olmadığımız sürece kimse bize tutup da, “al şu hakların, doğru söylüyorsun, insan gibi yaşamanız için şunlar şunlar lazım” deyip vermeyecek. Biz birlikte olarak örgütlü olarak beraber bunları alacağız ya da ömür boyu bunlara boyun eğerek insan gibi yaşayamayacağız. Bu kadar basit. Sermayeyi eleştirmek, kapitalizmi eleştirmek taraftarı da değilim. Sonuçta onlar işini yapıyor. Öyle diyeyim. Onun işi sömürmek. Asıl suçu biz kendimizde, devrimcilerde, işçilerde aramak lazım. Biz işimizi iyi yapmıyoruz ki onlar bizi sömürebiliyor. Biz onları eleştirmeyi bırakıp nasıl mücadele edeceğimiz konuşalım. DİSK’in inşaat sendikasının başkanıyla da konuştuğumuzda yani içler acısı. Sermayenin güçlülüğünden, basının 'varından girdi, parası var'dan çıktı, 'askeri vardan girdi polisi var'dan çıktı “...sonuçta ben ne yapayım”a getirdi. İşte sen “ben ne yapayım” dediğin sürece zaten hiçbir şey yapamazsın.

Örnekle söyleyeyim, arkadaşlar grev yapıyorlar, eylem yapıyorlar. Kamuda 2 milyon işçi varsa yüz işçi eylem yapıyor. 2milyonun 1 milyonu eylem yaptığı zaman alacaklar zaten, bunu bilmek lazım. Biz bunu görüyoruz, bir işçi alacağı için eylem kararı alıyoruz, 20 işçi varsa 10 işçi geliyor ama o hak alınacağı zaman geri kalan on işçi de geliyor. İşçiler birlikte ve örgütlü olduğu sürece, mesela benim hayallerimden biri, Ankara’da, (Ankara dememin sebebi Türkiye’nin ortası olduğu için), herhangi bir inşaat işçisinin canı yandığında, bir hakkı gasp edildiğinde ta Kars’tan Trakya’ya, Sinop’tan Antalya’ya bütün şantiyeleri durdurduğumuz anda haklarımızı alacağız. Ki bu bizim hakkımız zaten bunu yapmalıyız. Bir işçinin mesela Ekşioğlu işçisi için eylem yapıyoruz, yarın şundan emin olsun bütün işçi arkadaşlar, aynı şekilde kendi canları da yanacak. Zaten yanıyor. Bu birlikteliği sağlamak önemli.

“O koca şantiyeyi sen yaptın be adam!”
 
İşçi arkadaşlar da kendilerine güvensinler önce. Mesela işçi arkadaş atılıyor bir şantiyeden, parasını alamıyor sonra geçiyor o şantiyenin karşısına şantiye kocaman “ben kimim ki ” diye düşünüyor. Halbuki o şantiyeyi sen yaptın be adam! Sen onlardan büyüksün bir araya geldin mi! Ki biz bunu Safir'de Kiler'de Varyap'ta ispat ettik. İşte bunu anladığı zaman işçi, bu ülkede işçi lehine bir şey olur. Çünkü patronlar bir araya çok kolay geliyor, nedense işçiler gelmiyor. Patronların bir birliği var istedikleri an hükümete bastırıp kendi lehlerine yasa da çıkartıyorlar, beş yıldızlı oteller de yapıyorlar bunu, hükümetin yetkilileriyle.

“Kaderim buymuş...” diyor adam. Değil yani kaderin bu değil. Taderini o patron çizdi, sen çizebilirsin. Ondan güçlüsün bunu farkettiği anda bu ülkede işçi sınıfı insan gibi yaşamaya başlayacak.