Üzerimize kilitlenen dünya... - Nihal Kemaloğlu

Tarih 2013, ülke Türkiye, yer Zonguldak Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) Karadon Maden Ocağı...

Maden işçileri, gördükleri kötü muamele, baskı ve vardiya saatlerinde kuyu dibindeki kapıların üzerlerine "kilitlenmesini" protesto etmek için kendilerini ocağa kilitlemişlerdi...
 
Çünkü TTK, sonunda üretimi artırmanın "medeni" çözümünü bulmuş ve yüzlerce işçi yerin yarım kilometre altındaki kuyularda vardiyaya başlayınca, dışarı çıkmasınlar diye kapıları sıkı sıkıya kilitlenmeye başlamıştı.
 
Maden işçilerini kuyuların kapısında kilitleyen Çin'in bile bu sektörde akıl edemediği "üretim geliştirme modeli", kapitalist tarihin hangi köleci ilkel madenciliğinden esinlenmişti, doğrusu merak etmiştik.
 
İşçilerin eylemi üzerine TTK kapıları şimdilik işçileri ocağa kilitlemekten vazgeçmişti ama gayri insani çalışma koşullarına geçişle "kârlılık" arasındaki zorunlu ilişki hepimizi her gün biraz daha "ilahi ekonomik iradenin" köleleri olmayı dayatıyordu.
 
Eğer siz de kafesli telli kapıların berisinden bakan madencilerin fotoğrafını görseydiniz, belki kendi kafesinizden kalkıp birkaç adım atar ve "nesnesi" haline geldiğiniz çalışma şartlarının sıkıca şifrelediği "öz saygı ve özerkliğinizi" maalesef hackleyemediğinizi fark ederdiniz.
 
Çünkü Türkiye, boş senet imzalamaya zorlayan, vardiyada üzerlerine kilit vurulan, kameralarla dikizlenen, potansiyel suçlu statüsüne "haiz", yerin yedi kat altına inerken "ofiste çalışıyor" gösterilen, temel kişilik hakları ve emeği "büyüme ideolojisi" tarafından vesayet altına alınmış, milyonlarca "gözetlenen-kilitlenen çalışanların" şayet direnirlerse anında özel-genel güvenliğe teslim geleceksizliğe mahkumların vatanıydı.

'GAYRİ İNSANİLEŞTİRME' 
 
Ankara'da bulunan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 16 işçi hastane yönetimi tarafından verilen "boş senetlere" imza atmayınca, 1 Mart'ta işlerine son verilmişti. Böylesi mafyöz tekniklerin "devletin" Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimlerine kadar yayılmasına şaşmamalıydık, bu senetler olur da taşeron işçi yasal "kıdem tazminatı" isterse işleme sokulacak "ekonomik değeri" olan kağıttı.
 
Taşeron çalışmanın parazit sistem gibi nasıl insan onuruna ve saygısına yapışarak "tükettiğini" size dayatılan işletme kasalarında muhafaza edilen binlerce boş senet şahitlik ederdi.
 
Bir başka gayri insanileştirme operasyonu da iş cinayetlerinde ölen işçilerin rayiç bedeli üzerinden sürdürülüyordu. Marmara AVM'nin "Bir alışveriş merkezinden daha fazlası" olduğunu iddia eden reklamlar haklıydı. Marmara AVM'nin yanında hâlâ dumanı tüten çadırlarda kavrulan 11 işçiyi İş Cinayetlerini Unutma Platformu'nun her ayın ilk pazarı tuttuğu vicdan ve adalet nöbetleri olmasa körkütük unutmuştuk. 11 Mart'ta yanıcı çadırlarda uyuyan işçilerin ölümünün 1. yılıydı ve 5. duruşmada taşeron şirket sahibi ve yetkililer, inşaatın sigorta poliçesini saklayıp, çadır alanları için "orası inşaat alanına dahil sayılmaz" savunması yapıyorlardı.
 
Ve işçi yakınlarına davadan vazgeçmeleri karşılığında 40 bin lira teklif götürülünce, 200 milyon euroluk "ışıldak" yatırımın şantiyesinde yanan işçinin rayiç bedelinin 40 bin TL olduğunu öğreniyorduk.
 
TTK çarşaf çarşaf icralık yani maden kazalarına meyilli "borçlu" maden işçisi sayısını açıklıyor, bankalar ihtiyaç kredisi patlaması yaşıyor, Çalışma Bakanı 800 TL'lik asgari ücretle yaşanır diyordu.
 
Doğru, kapıları ve iradeniz kilitlenmiş işyerlerinde, eğer boş senetiniz de işverenin cebindeyse yaşayıp "giderdik"!