''İşçi sağlığında taşeron örgütlenmesi'' paneli yapıldı

Ankara Tabip Odası, 14 Mart Tıp Haftası etkinlikleri çerçevesinde “İşçi Sağlığında Taşeron Örgütlenmesi” başlığı adı altında 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği yasası ve işçi sağlığında hizmet modeli olarak yaşama geçirilen Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri’nin (OSGB) tartışıldığı bir panel düzenlendi. Petrol-İş Ankara Şubesi toplantı salonunda yapılan panele, konuşmacı olarak DİSK/ Sosyal-İş Genel Başkanı Metin Ebetürk, KESK/ SES Örgütlenme Sekreteri Hasan KALDIK, İzmir İşçi Sağlığı üyesi Gültekin AKARCA, Ankara İşçi Sağlığı Meclisi üyesi Doktor Ercan Yavuz katıldı. Moderatörlüğünü TTB üyesi Levent KOŞAR’ın yaptığı panel iş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden işçiler için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

Etkinliğin ilk bölümünde kurum temsilcileri sürece ilişkin kendi değerlendirmelerini yaptı. İkinci bölüm izleyicilerin soru ve konuya ilişkin katkılarını ortaya koydukları bir forum tarzına evrildi. Başlangıçta hem sağlık hizmetlerinin taşeronlaştırılmasının sağlığa etkileri, hem de taşeron çalışanların sağlık sorunları, OSGB’nin (Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri) hem hekimler hem de işçiler açısından güvencisizleştirici yanı tartışılırken, ilerleyen bölümlerde başlıklar da genelleşti güvencesiz çalışma ve örgütlenme sorununa doğru ilerledi. panelde ilk konuşmacı olarak Metin Ebetürk’e söz verildi. 

DİSK/Sosyal-İş Metin EBETÜRK Taşeron Cumhuriyetine doğru başlıklı sunum yaptı: ebetürk yaptığı sunumda taşeronlaştırma ile esnekleşme,güvencesizleştirme ve sendikasızlaştırmanın hedeflendiğini dile getirdi. taşron işçilerin örgütlenmesine önem verdiklerini söyleyen ebetürk, örgütlenme sürecinde karşıklaştıkları en önemli sorunun muvazaa tespiti yaptırmak olduğunu belirtti. bir çok yerde asıl patronun kamu olduğuna dair muvazaa tespiti yaptırmalarına rağmen hukukun işlemediğini belirten EBETÜRK, ”ilk başta temizlik, yemekhane, güvenlik gibi yan alanlarda başlayan taşeronlaştırma bugün tüm asli işlerin de taşeron eliyle yaptırılmasına doğru, yani istisna olarak başlayan süreç kurala doğru gidiyor ” dedi. Metin EBETÜRK sunumnda ayrıca şunları ifade etti. ”Resmi rakamlara göre kamudaki taşeron sayısı 586 binken biz bunun 1 milyona dayandığını düşünüyoruz ki bu da kadrolu çalışanların birkaç katına muvazaa denk düşüyor. Sağlık Bakanlığı’nda 2002′de 11 bin taşeron işçi varken şimdi 120 bindir. Kadrolu işçi sayısı ise sadece 4555′dir.Taşeronlaşma işçi sağlığını doğrudan etkiliyor.Düşük ücret, uzun çalışma süreleri, kötü yaşam koşulları, yetersiz beslenme gelecek kaygısı taşeronlaşmanın doğal sonuçlarıdır.”

KESK/SES Örgütlenme Sekreteri Hasan KALDIK: Taşeronlaşma süreci 80′de 24 Ocak kararlarıyla başlıyor. Biz SES olarak sağlıkta dönüşüme karşı mücadele başlattık ama taşeronlaşmanın önüne geçemedik. Aile Hekimliği ile bir süreç başlattılar. Bugün taşeronlaşmanın Diyarbakır’da ne yarattığını görüyoruz.Röntgen teknisyenleri idari işlerde, röntgen işini ise teknisyen olmayan taşeronlar tarafından yerine getriliyor. Sağlığımız tehlikede. Çalışma Bakanı taşerondan vazgeçmeyeceklerini söylüyor.Kamuda 1 Milyon’a yakın taşeron var.SES olarak taşeronları örgütleme kararı aldık.Dev Sağlık-İş’in örgütlü olduğu yerlerde onlara yardım edeceğiz diğer yerlerde ise kendi bünyemizde bu çalışmayı yürüteceğiz.7. olağan genel krulda taşeron işçilerinde örgütlenmesi noktasında karar aldık. Pilot bölge olarak Hakkari’yi seçtik ve 250 taşeron işçiyi SES’e örgütledik.Yüksekova’da ise Dev Sağlık-İş örgütlü. Devlet tamamen taşeronlaştırmaya doğru giderken kadroluyla güvencesizler arasındaki makası daraltmak, birlikte örgütlemek gerek. Bu süreç görülmezse duvara çarparız.Sağlıkta şiddet de gündemimizde. Taşeronla gelen performans uygulamalarıyla az ücretle çok çalışma var. Sağlıkta özellikle acil servis ve ameliyathaneler olmak üzere çok geniş bir alanda iş kazaları görülmekte. OSGB’lerle İşyeri Hekimleri ve İş Güvenliği uzmanları arasında rekabet başlayacak. AKP getirdiği her yasayla kapitalizme nasıl hizmet ederim diye bakmaktadır.

İZMİR İŞÇİ SAĞLIĞI MECLİSİ Gültekin AKARCA:112 Hekimiyim ve SES üyesiyim.Dolayısıyla bir çok olaya tanık oluyorum.Bir Acem şairi “ölüm adildir” derken Nazım Hikmet “adil mi yaşıyoruz ki adil ölelim” diye cevaplıyordu. Erzurumda kayak yaparken bir genç kız öldü.Kızın babası iş adamıydı ve günlerce manşetlerden inmedi.İzmirde bir besi çiftliğine 60 yaşında bir işçi yem karma makinasına düşerek öldü. Arkasından ağlayanı da yoktu, basına da çıkmadı. Eğer ki çıksaydı cinayet değil kaza diye çıkardı.Yani eğer işçiysen, ölümünün nedeni patronun kar hırsıysa ölüm nedenin de kaza olacaktır. Bugün iş cinayetlerinin %99 una önlenebilir deniyor.Geri kalan ise kader oluyor. Ve o kadar esnek bir oran ki %1 kapitalizmin doğasını aklayabiliyor. Kişi olarak işçi bir iradeye sahip ama sınıf olarak işçi sınıfı o iradeye sahip değil. Artı değer sömürüsü bir başkası için yaşanan hayatlara dönüştürüyor yaşamlarımızı. İşçi Sağlığı sağlıkçıların, işçi güvenliği mühendislerin değil bir bütün olarak işçi sınıfının sorunudur. mesleyi böyle ele almazsak işçi cinayetlerine iş kazası demeye devam edeceğiz. Ayrıca OSGB ile işçileşen hekimlerin işçi olarak mücadelesini vermesi lazım.Tekrar muayene açma hayalleri ile alınacak bir yol yok.

ANKARA İŞÇİ SAĞLIĞI MECLİSİ Ercan YAVUZ:OSGB karşımıza bir işletme zihniyeti olarak çıkıyor.Temel meselemiz taşeronlaşmanın üretim sürecindeki işçinin sağlığını nasıl etkilediğidir. İnsan olarak kapitalizme mahkummuyuz sorusunu sormak zorundayız. Düşüncenin gerçeği yakalaması, gerçeğinde düşünceye akması lazım.Yoksa tek başına doğru analizler yapmak yetmez.Yeni bir yasa çıkarken, kendi meşruluğunu sağlamak için eskiyi kötüler. Dünyada hergün 1 milyon iş kazası olurken yeni yasalarla bunun ortadan kalkacağı söylenir. Aslında olan şu. Küresel kapitalizm dünyadaki riskli işlerin hepsini çevredeki ülkelere veriyor.Türkiye gelişmiş ülkelerin taşeronu durumundadır. Taşeron AKPyle ilgili değil kapitalizmin geldiği noktayla ilgili. 6331 nolu yasayla küresel kapitalizm kendi çıkarlarını savunmaktadır. 80′ lerden bu yana işin niteliğine değil niceliğine önem veriliyor.14 milyon işçiye 2500 işyeri hekimi öngörülüyor. İşçi başına ayda ortalama 15 dakika olan hekimle görüşebilirliği yılda 12 dakikaya, çekiliyor.Bir yandan işçinin sağlık hizmetine ulaşması güçleştiriliyor diğer yandan da bu aşırı yük doktora çok para kazanacaksın diye pazarlanıyor.İşyeri hekimi sadece reçete yazan, klavye doktorluğuna indirgeniyor. OSGB’ler misyonunu “karlarını ve pazar payını arttırmak” olarak tanımlarken doktorların “işçilerin sağlıklı ve konforlu çalışma koşullarını oluşturmak” misyonu bir çelişki ve bu çelişkiyi sistem ilkine doğru çözecek.Piyasanın sosyali olmaz.Bu çalışma OSGBler ile bir yere kadar götürülebilir.Bir süre sonra OSGB patronlarının daha büyük OSGBler altında işçileştiğini göreceğiz.

Yapılan konuşmaların ardında soru cevap bölümüne geçildi, dinleyiciler konuya ilişkin kendi fikirlerini söylediler.