“Yüz bin ton üretime düşen ölüm oranı!” - Necdet Pamir

“Yüz bin ton kömür üretmek için çalışan işçi sayısı ve harcanan süre” ya da “yüz bin ton kömür üretmek için işletme maliyeti” dense, bunları anlarım.
 
Ama GENEL MADEN İŞ Sendikası, kolayca ve umarsızca unuttuğumuz bir gerçeği en acı biçimde anımsatmış: “100.000 ton üretime isabet eden ölüm oranı”!!!
 
Bir tablo hazırlamışlar: Bir tarafında “Özel” ve “Kaçak” Ocakların Verileri. Dikkat edin: KAÇAK Ocak! Diğer yanda ise Türkiye Taş Kömürü (TTK) Kurumu’nunkiler. Örneğin, 2010 yılında Özel ve Kaçak ocaklarda “Ölü Adedi” 43; TTK’da 0,22 (Acaba mutlu mu olmalıyız?). 2011′de Özel ve Kaçak ocaklarda 10, TTK’da 0,15; 2012′de Özel ve Kaçak ocaklarda 10, TTK’da 0,25. 2013′te Özel ocaklardaki ölüm sayısı HENÜZ ya da ŞİMDİDEN 11. TTK: 0,25.
 
İnsanlar ne zamandan beri bir kağıt parçası ya da ilerleyen teknoloji paralelinde bir web sayfasında rakamdan yani “adet”ten ibaret oldular? Evine üç kuruş götürebilmek için, maden ocağında ve çoğu zaman güvencesiz, güvenliksiz çalışmaktan başka seçeneği olmayan emekçiler, bir tablonun soğuk sayısal verileri mi olacaklardı? Biz nasıl bu hale geldik?
 
Bir diğer sendikamızın;DEV MADEN SEN’in raporundan:
 
“Ocak Ayı içinde gerçekleşen toplam ‘Kaza’ sayısı: 14, Ölü sayısı: 16,Yaralı sayısı: 99.Madencilik ve taşocakları işkolunda çalıştığı bildirilen 186.698 kişinin ancak yüzde 19.23′ünün (35.894 kişi) sendikal hak ve özgürlüklerden yararlandığı, yüzde 80.67′sinin (150.804 kişi) ise sendikasız çalıştığı anlaşılmaktadır.Güvencesiz iş, sağlıksız çalışma ortamı ve düşük ücreti işaret eden taşeron sisteminin çok yaygın olduğu ve son dönemde meydana gelen iş cinayetleriyle ayyuka çıktığı bir sektörde, 12 Eylül darbe yasalarının bir versiyonu olan, 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununu geçerli olduğu sürece, iş cinayetlerinin de önlenebilmesinin mümkünü yoktur ve kaçınılmaz olarak sürecektir.”
 
Kaçak, sigortasız, güvencesiz çalışmayı kim ister? Ölümün, akbaba gibi kan kokladığı bu koşullarda, boynunu celladına çaresizce uzatırcasına, kim “yerin yedi kat altına” koşturur?
 
Temel Sorun: Taşeronlaştırma ve Ehliyetsiz Ellere Devir
 
İş güvenliği ve denetim konusunda devlet olmanın gereği yerine getirilse, önlenebilecek ya da oluşma riski en az seviyeye indirilebilecek bu tür facialar, ne yazık ki yandaşları zenginleştirme uğruna, taşeronlaşma ve işlerin ehliyetsiz ellere teslimiyle facialara davetiye çıkarmaktadır.
 
Daha senesi dolmadı: 17 Mayıs 2012′de TTK’ya ait Karadon Maden Ocağı’nda 17 Mayıs’ta meydana gelen grizu faciasında 30 işçi yaşamını yitirmişti. Ocak TTK’ya aitti ama,TTK, “Asıl İş” kapsamındaki galeri açma işini taşeron firmaya vermişti. Oysa “Asıl iş” in taşeron firmaya ihale edilmesi, mevcut yasalara göre suçtu(Suç mu? Ne suçu?). DİSK’in bu konuda açtığı dava halen sürüyor. Ancak iktidar da taşeronlaşmaya alt yapı oluşturacak yeni yasal düzenlemelere yönelerek, yasaları arkadan dolanıyor ve “kaza”, “kader” söylemleriyle, iş cinayetlerinin üzerleri örtülmeye devam ediliyor.
 
TTK’nın, kömür üretiminin hemen öncesinde (aslında üretimin yani “asıl işin” ayrılmaz parçası olan) galeri açma işini verdiği firmanın, madencilik konusunda hiçbir birikimi ve dolayısıyla ehliyeti olmaması önemsenmemiştir bile.. Madencilik deneyimi ve birikimi olmayan şirketlere, galeri açma ve işletmecilik işlerinin verilmesi, Kozlu’da yaşanan ve daha önce de benzerleri yaşanmış olan faciaların, daha doğrusu cinayetlerin ilk ve en tehlikeli adımını oluşturmaktadır.
 
Bu sorumsuz adımı; denetimlerin de özelleştirilmesi, denetimlerin baştan savma yapılması, baştan savma koşullarda bile açıkça ortaya çıkan ihmallerin göstermelik cezalarla geçiştirilmesi ve ört bas edilmesi adımları izliyor.
 
“Degaj”ın meydana geldiği maden, bir devlet işletmesiydi (Türkiye Taş Kömürü Kurumu – Kozlu Müessese Müdürlüğü). Ancak TTK, Mart 2012 tarihli sektör raporunda, “yüksek ticari maliyeti içerisindeki en önemli payın işçilik giderleri” olduğuna dikkat çekerek (http://www.enerji.gov.tr/yayinlar_raporlar/Sektor_Raporu_TTK_2011.pdf ) “taşeronlaşmanın yaygınlaştırılmasının,kurumun temel amacı olduğunu” vurgulayarak (Raporun 39. Sayfası), asli işini çoktan taşerona devretmişti!
 
İş cinayetleri önlenebilir. Ama ölenlerin ardından “Güzel öldüler” diyen bir anlayışla değil. Unuttuk bile değil mi? Kim söylemişti bu insan sevgisiyle yüklü (!) sözleri sahi?
Önce sayınBaşbakan konuya açıklık getirmişti: “Bu mesleğin kaderinde var”. Altta kalır mı? Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’den de inciler gecikmedi: “İlk 19-20 cesedimizde bahsettiğiniz türden herhangi bir şey yoktu. Güzel öldüler. O konuda ben acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini buradan rahatlıkla söyleyebilirim.” Sayın Dinçer, bu “rahat”, duyarlı (!) ve eğitici (!) açıklaması nedeniyle olsa gerek, Milli Eğitim’imizi de “güzelleştirmek” üzere Milli Eğitim’e Bakan yapıldı! Sonuç ortada: 4+4+4 !
 
İfadelere bakar mısınız? “İlk 19-20 cesedimiz”. “..acı çekmediklerini ve fizik olarak güzel öldüklerini, buradan söyleyebilirim.”Ölümlerini, çalışma koşulları nedeniyle çektikleri acıyla mı kıyasladı dersiniz? Güvencesiz, iş güvenliğinden yoksun çalışma koşulları nedeniyle, zaten her gün öldüklerini mi düşündü?
 
Olaydan bir süre önce düzenlenen Sayıştay Raporu’na bir göz atmamızda yarar var:
 
“2011 yılı faaliyetleriyle ilgili Sayıştay tarafından düzenlenen bir raporda, “.ihaleyi kazanan Star İnşaat’ın bir inşaat firması olduğunun (madencilik firması olmadığının) altı çizilirken, daha önce madende galeri açma gibi çalışmalarla ilgili olarak tecrübelerinin bulunmadığının kaydedildiği anlaşılmaktadır. TBMM KİT Komisyonu’na da gönderilen raporda, “İşyerlerinde yapılan denetimler sonucu düzenlenen rapor ve tutanaklardan firmanın iş güvenliğine yönelik alınması gereken önlemler konusunda hassasiyet göstermediği, bu arada vahim bir olayla karşılaşılmamasının, tamamen tesadüf olduğu görülmektedir” tespitinin yapıldığı görülmektedir.
 
Peki bunlarla sınırlı olmayanibret verici saptamaları yapıp, ne tedbir alınmıştı derseniz; şirkete 3500 TL para cezası verildi ve ardından da “durmak yok, kazmaya devam” denildi.
 
İnsan canını maliyet kalemi olarak gören “taşeroncu zihniyet” nedeni ile Türkiye’de son 11 yılda yaklaşık 11 bin kişi, “iş kazaları” tanımlaması altında yaşamlarını yitirdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ölümle sonuçlanan ya da kalıcı bedensel hasara yol açan kazaların yüzde 98′i önlenebilir “ihmallerden” oluşuyor.
Bu verileri sıralayıp, yeni facialara göz göre göre alt yapı oluşturmanın adını koymakta siz de zorlanmıyor musunuz? Taşeronlaşmayı “temel amaç” yapan TTK. İnşaat işi yaparken, maden işinden neden para kazanmayalım diye “işe girişen” ama maliyeti arttırmamak için, Sayıştay Raporu’nda sıralanan bir dizi zorunlu işlemi “ihmal” ediveren özel ve güzel teşebbüs! Özel şirketi, ondan alacağı parayla “denetleyen” özel firmalar. Ve bunlara yasal alt yapı hazırlamayı devlet yönetmek sanan zihniyet.
 
Bunları bize bambaşka bir
 
Peki bunca can kaybı, zihniyette değişiklik yaratmış mıdır?
 
Yaratmaz olur mu? Şimdiki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, “‘Bu asgari ücretle bir ailenin nasıl geçinebileceğini merak edenler çok. Siz ne düşünüyorsunuz?’ sorusuna YANIT VERMİŞ:”Geçinemez diye bir şey yok, tabi geçinirsiniz. Niye geçinemeyeceksiniz? Eğer ona mahkumsanız, 800 lirada büyük paradır. Geçinirsiniz. Netice itibariyle peynirin kilosunun fiyatı belli, ekmeğin fiyatı belli, yediğiniz zeytinin fiyatı bellidir. Bunu istismar etmemek gerekir.”(Ekmek bulamazlarsa da pasta yesinler!)
 
Gördüğünüz gibi, köprülerin altından çok su geçmiş. Umudunuzu yitirmeyin! Diğer alanları bilemem ama, çalışma yaşamından ve sosyal güvenlikten yana endişeniz olmasın!!! Bakanlık emin ellerde artık.
 
Nasıl başlamıştık?
 
“Yüz bin ton üretime düşen ölüm oranı!” ne kadardı?
 
Ya bunca cinayete düşen duyarlılık oranı? Kazanılan her milyon dolara düşen sorumluluk oranı? Maden işçisinin yüzündeki kömür karasına karşılık, yüz karası oranı?