Cinayeti gördük... - Kızıl Bayrak

İş cinayetlerini ortadan kaldırmak, sosyalizm mücadelesini yükseltmek, kapitalizmi tarihin çöplüğüne gömmek ve insanlığın maddi ve manevi olarak yükseldiği bir toplumsal sistemi inşa etmekle mümkündür.

Ahmet Yıldız katledildi!
 
Adana’da kafası pres arasına sıkışan 13 yaşındaki  çocuk işçi yaşamını yitirdi. Telefon borcunu ödeyemediği için çalışmak zorunda kalan Ahmet Yıldız kan emici sermayedarların kar hırsının kurbanı oldu. Aslında ilk defa çocuk işçi ölümleri gündeme gelmiyor. Hatırlanacağı üzere geçen ay da Bursa da 16 yaşındaki bir inşaat işçisi iş cinayetine kurban gitmişti. Kuşkusuz bu çocukların patronlarının tutuklanmış olması çıplak gerçeği değiştirmiyor. Tümüyle kamuoyunda gelişen tepkiyi yatıştırmak amaçlı gerçekleşen bu tutuklamaların ne kadar süreceğini hepimiz biliyoruz. Bunu daha önceki sayısız pratikte gördük. Asıl mesele Ahmet Yıldız’ın iş cinayetine kurban gitmesinin ardından gündeme gelen çocuk işçiliğinin halen oldukça yaygın olarak sürmesidir. Ailenin verdiği bilgiler Ahmet Yıldız’ın çalıştığı bölgede çok fazla çocuk işçi çalıştırıldığı yönünde.

Yeni düzenlemeler çocuk işçiliğin önünü açıyor

Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda her fırsatta yeni yeni düzenlemeler yapılıyor. Çocuk işçilerin kanının emilmesi olağan hale getiriliyor.  4+4+4 yasası bu yasalardan biridir. Hatırlanacağı üzere kamuoyu tepkisi üzerinden dinci-gerici partinin şefi Tayyip Erdoğan “çıraklığı” övmüş, herkesin, kendisinin dahi çıraklık aşamasından geçtiğini vurgulamıştı. Oysa çıraklık denilen kurum, ortaçağ kalıntısı bir uygulamadır ve kaldırılması için mücadele etmek fazlasıyla önemlidir.

4+4+4 yasası ile çocuk işçiliğin önünün açılması yetmiyormuş gibi, sermaye devleti, çocuk işçiliğinin yaygınlaştırılması için elinden geleni yapıyor. Son yapılan yasal düzenlemelerin arasında Ağır ve Tehlikeli iş kolu yönetmeliği de var. Yasaya göre bu kapsamda çalışacak işçilerin yaşı 16’ya çekiliyor. Bu durum Ahmetler’in neden öldüğüne de ışık tutuyor.

UNİCEF, Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin 32’nci maddesi, çocukların “tehlikeli olabilecek ya da eğitimini engelleyebilecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişimi için zararlı olabilecek herhangi bir işte çalıştırılmasına”  karşı korunma hakkını savunmaktadır. Ama herkesçe bilinmektedir ki sermayenin çıkarları söz konusu olduğunda her türlü yasa, sözleşme sadece birer kağıt parçasıdır.

İstatistiki veriler tablonun vahametini gözler önüne seriyor

DİSK-AR raporu çocuk işçiliğe dair çarpıcı veriler sunmaktadır. Raporda yer alan rakamlar, dünya genelinde 2008 itibariyle 5-17 yaş arasındaki çocuk sayısının 1 milyar 586 milyon olduğunu gösteriyor. Çalışan çocukların (5-17 yaş) sayısı ise 306 milyon.

Bu rakamın dört yıl öncesinde (2004) 17 milyon daha fazla oluşu bir gerileme anlamına geliyor ama ne derece yetersiz olduğu ortada. Üstelik çocuk işçiliği sayısında düşüş olsa da giderek bu düşüşün azaldığı da tespit ediliyor. Alt Sahra Afrika’da ise dünyadaki gelişmenin aksine çocuk işçiliğinde artış gözlemleniyor.

Ayrıca dünyadaki bu azalma her yaş grubunu kapsamıyor. 5-14 yaş grubu için çocuk istihdamı 2004-2008 arasında 196 milyondan 176 milyona gerilerken, aynı dönemde 15-17 yaş çocukların istihdamı iki milyon artarak 127 milyondan, 129 milyona çıktı.

Çocuk emeğinin en kötü biçimleri için istihdam rakamı ise 2008 için 115 milyon. Erkek çocuklarının 74 milyonu, kız çocuklarının ise 41 milyonu en kötü çalışma biçimlerinde yer aldı.

Bir başka veri ise devletin kurumundan. SGK tarafından aylık bağlanan sakat çocuk işçi sayısı Diyarbakır’da 3 bin 980, Şanlıurfa’da 3 bin 789, Gaziantep’te bin 803, Mardin’de bin 668, Batman’da bin 447, Şırnak’ta bin 142 ve Adıyaman’da ise bin 77 oldu. Türkiye’de, verilere göre her gün ortalama 172 iş kazası meydana gelirken, bu kazalarda her gün ortalama 4 işçi hayatını kaybediyor, 6 işçi de iş göremez hale geliyor. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre 2012 yılında en az 867 işçi hayatını kaybetti. İşçilerin 15’ini 14 yaş ve altı çocuk işçiler, 19’unu 15-17 yaş arası genç işçiler, 162’sini 18-27 yaş arası işçiler, 384’ünü 28-50 yaş arası işçiler, 89’u 51 yaş ve üstü işçiler iken, 198’inin yaşı belirlenemedi. Aile ve Sosyal politikalar Bakanı Fatma Şahin ise 2006 yılı sonu itibariyle çocuk işçi sayısının bir milyona dayandığını ortaya koyuyor.

Bütün bu veriler sermaye düzeninin kâr hırsı noktasında vardığı boyutu gösteriyor. Asgari ücretin azami sefalet olduğu bir ülkede sermayenin sözcüleri asgari ücretin iyi bir rakam olduğunu ifade ediyorsa, kâr hırsı nedeniyle ortalama her gün 4 işçi iş cinayetine kurban gidiyorsa, hemen her gün kölece yaşam ve çalışma koşulları derinleşiyorsa, Esenyurt’ta, OSTİM’de, tersanelerde, fabrikalarda işçilerin al kanı içiliyorsa, bu düzen sayısız kez yıkılmayı hak etmiş demektir. İş cinayetlerini ortadan kaldırmak, sosyalizm mücadelesini yükseltmek, kapitalizmi tarihin çöplüğüne gömmek ve insanlığın maddi ve manevi olarak yükseldiği bir toplumsal sistemi inşa etmekle mümkündür.