AKP, taşeronda boş lafı bırak! – Alp Tekin Babaç

AKP hükümeti 2011’den beri taşeronla ilgili düzenleme yapacağını söylüyor. AKP’nin medyadaki megafonları bunu ‘müjde’ olarak duyuruyor ancak AKP tarafından somut bir adım atılmadığı gibi bu işçilere 4857’deki hakları dahi kullandırılmıyor. Taşeron düzenine itiraz eden işçiler işten atılıyor, işçilerin sendika hakları devlet eliyle gasp ediliyor, iş kazlarında ölüyor…

Gün geçmiyor ki hükümetin temsilcileri tarafından “taşerona müjde” sözleriyle başlayan açıklamalar yapılmasın. Medya, AKP’li bakanların ve milletvekillerinin taşeron sistemi ile ilgili yaptığı açıklamaları sütunlarına bu başlıkla taşıyor.

“1.7 milyon taşerona ‘asıl işçi’ olma yolu gözüktü” (Star) 27 Mart 2013

“Taşeron işçilerin maaşına güvence geliyor” (Zaman) 22 Mart 2013,

“Taşeron işçilerle ilgili kapsamlı çalışmalar yapıyoruz” (Zaman) 25 Şubat 2013,

“150 bin taşeron işçiye müjde geldi” (Star) 20 Ocak 2013,

“700 bin taşeron işçiye 5 yıl müjdesi” (Sabah) 9 Ağustos 2012,

“Taşerona kadro” (Sabah) 17 Kasım 2012,

“500 bin taşerona tazminat müjdesi” (Radikal) 30 Ağustos 2011.

Yukarıdaki haberlerin genelinde taşeron şirketler bünyesinde çalışan işçilere verilen müjdelerse genel hatlarıyla şu şekilde:

 Taşeronun ödemediği ücreti asıl işveren ödeyecek, kamuda çalışan işçiler için de asıl işveren devlet bir anlamda garantör olacak.
 İşçi ücretini alamadığı durumda devlet bu parayı taşeron firmaya verdiği hak edişten kesecek.
 Taşeron şirketlerdeki işçiler kıdem tazminatından yararlanabilecek.
 Günde 8 saatten fazla çalıştırılmayacak.
 Günde 8 saatten fazla çalıştırılan işçilere fazla mesai ücreti ödenecek.
 Taşeron şirketlerdeki işçiler yıllık izine çıkabilecek.
 Taşeron şirketlerdeki işçilerin maaşları düzenli yatırılacak.
 Her yıl 11 ay çalıştırılıp işten çıkarıldıktan sonra yeniden işe alınan işçilerin kıdem tazminatı hakkı engelleniyor, bu yüzde taşeron şirketlerdeki işçilere 3 ila 5 yıllık sözleşmeler getirilecek.
 Taşeron şirketlerdeki işçilerin maaşlarından asıl işveren sorumlu olacak. Böylece yargıya intikal eden ve yargı tarafından kesinleşen muvazaa kararları karşısında gereğini yapmayan işverenlere yaptırımlar getirilecek.
Zaten var olan haklar tanınmıyor

Bu düzenlemelerin tamamı 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alıyor. Taşeron sistem, bu kanunun 2. maddesinde şu şekilde tanımlanıyor:

Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir.”

İş Kanunu’nun 2. Maddesi’nde şu da söyleniyor:

…asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz.”

Yani taşeron şirket bünyesinde de çalışsa işçinin maaş dahil tüm haklarının sorumlusu asıl işverendir. Taşeron şirket bünyesinde çalıştırılsa da işçilerin hakları kısıtlanamaz yani işçiler tabi oldukları 4857’deki haklarından mahrum edilemez. Yani günde 8 saatten fazla çalıştırılamaz, çalıştırılması durumunda fazla mesai ücreti alır, yıllık izin hakkı vardır. “Müjdelerin” içinde taşeron şirketlerdeki işçiler her yıl 11 ay çalıştırılıp kıdem tazminatı hakkından mahrum bırakıldığı da belirtiliyor. Oysa bir işçinin işe başladığı tarihten itibaren kıdem tazminatı hakkı vardır.

AKP’nin müjde vermeye başladığı 2011’den bu yana taşeron şirketlerde çalışan işçilerle ilgili hiçbir düzenleme yapılmadığı gibi bu işçilerin İş Kanunu’ndan doğan hakları dahi kullandırılmadı. Taşeron şirketlerdeki işçilerin İş Kanunu’ndaki haklarını her talep edişi işten çıkarma tehditleriyle hatta işten çıkarmalarla sonuçlandı; sendika üyesi olan işçiler tehdit edildi, devlet eliyle sendika üyelikleri gasp edildi. İşten çıkarılan işçiler direnerek haklarını aldı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kamu ve özeldeki taşeron şirketlerde çalışan işçi sayısının son olarak 1,6 milyonun üzerinde olduğunu tahmin ettiklerini açıkladı. Taşeron şirketlerde çalışan işçilerin örgütlenmesinin yaygınlaşması AKP hükümeti açısından büyük tehdit içeriyor. Bu tehdit, taşeron şirket bünyesindeki işçileri örgütleyen DİSK Devrimci Sağlık-İş, Enerji-Sen gibi sendikaların önemli kazanımlar elde ederek diğer taşeron şirketlerdeki işçilere örnek olmasıyla başlıyor. Özellikle Tekel direnişi sonrasında taşeron şirketlerdeki işçilerin verdiği direnişlerin görünür olduğu 2011 senesinde AKP hükümetinin taşeron şirket işçilerine ilk müjdesini vermesi tesadüf değil.

AKP’yi endişelendiren direnişler

Tekel direnişinin gerçekleştiği 2010’dan 2012’ye baktığımızda taşeron şirketlerde çalıştırılan işçilerin mücadelesi AKP’nin endişesini ortaya koyuyor.

2010’da taşeron şirket işçilerinin sendika öncülüğünde başlattıkları 8 direnişin 7’si, herhangi bir sendika olmadan başlattıkları 6 direnişin 2’si kazanıma sonuçlanırken asıl işverene karşı sendika öncülüğünde girişilen 30 direnişin 21’i kazanımla sonuçlanırken bu kazanımların çok azında kazanım kısa sürede elde edilebildi.

2011’de grevlerin dışında biri sarı sendikaya karşı olmak üzere 44 direniş gerçekleşti. Bu direnişlerin 21’i taşeron şirketlerdeki işçiler tarafından gerçekleştirilirken 21 direnişin 15’inde taşeron şirket işçileri sendikalar öncülüğünde direnişe geçti. Sendikalar öncülüğünde gerçekleşen direnişlerin 12’si 2-3 ay gibi kısa denilebilecek sürelerde kazanımla sonuçlanırken, asıl işverene karşı girişilen 22 direnişin 8’inde kazanıma ulaşabildi.

2012’de 4’ü ülke çapında yapılan bir günlük grevler, 2’si toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan grevler, 8’i hak almak için yapılan grevler olmak üzere 52 direniş gerçekleşti. 2012’de taşeron şirket bünyesindeki işçilerin sendikalar öncülüğünde başlattıkları 9 direnişin 6’sı kazanımla sonuçlanırken, herhangi bir sendika olmaksızın taşeron şirket işçileri tarafından başlatılan 5 direnişin biri kazanıma ulaştı. Asıl işveren karşı girişilen 23 direnişin de 9’u kazanımla sonuçlandı.

Mahkeme kararlarını uygulanmazken ne müjdesi

Bu direnişler karşısında AKP hükümeti, taşeron şirketler bünyesindeki işçilere verdiği müjdeleri bir oyalama aracı olarak kullanıyor.

AKP hükümeti verdiği tüm müjdelerde taşeron şirketlerde çalıştırılan işçilerin yaşadığı sıkıntılardan haberdar olduğunu gösteriyor, hatta çözeceğini söylüyor. Ama kazın ayağı farklı. Çukurova Üniversitesi Balcalı Tıp Fakültesi Hastanesi, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve diğer birçok üniversite hastanesinde işçilerin mücadelesi sonucu Çalışma Bakanlığı tarafından tespit edilen ve yargı tarafından da onaylanan, hastanelerdeki taşeron şirket işçilerinin hastanenin asıl işçisi olduğuna dair muvazaa kararları uygulanmıyor. Her ağzını açtığında “taşerona müjde” diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da bu muvazaa kararlarından şirketlerin duydukları rahatsızlıkları gündeme taşıyor.

Taşeron şirketlerde çalışan işçilerin sendika haklarının yok sayılması da AKP’nin bu “müjde”lerinin bir oyalama aracı olduğunu kanıtlıyor. Hastanelerde taşeron şirketlerde çalıştırılan 12 binden fazla işçiyi örgütleyen Dev Sağlık-İş’in üye sayısı, 24 Ocak 2013 günü Resmi Gazete’de yayımlanan sendika istatistiklerinde 1.234 olarak gösterildi. İtiraz eden Dev Sağlık-İş üyeleri Çalışma Bakanlığı önünde eylem yaptı. İşçilerin itirazına bakanlık müsteşarlarının verdiği yanıt “Bilgisayar programında bir yanlışlık vardır” şeklindeydi. Ancak işçilerin SGK kaydının işveren tarafından yapılmasını sağlayan yeni sendikalar yasasıyla işçilerin taşeron şirketlerde sendikalaşmasının önü kesmeye çalıştı.

AKP’nin “taşerona müjde”lerindeki artış, güvencesiz çalıştırma ve taşeron sistemi sonucunda meydana gelen ölümlü iş kazalarının sayısının artmasıyla paralellik arz ediyor. 2011’den bugüne kadar bin 800’e yakın işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Bu rakamın büyük kısmı taşeron şirketlerde çalışan işçilerdi.

AKP, taşeron şirketlerdeki işçilere hak değil ancak “müjde” verebiliyor. AKP’nin verdiği müjdeler somut yaptırımlara dönüşmeden geçen her gün ise taşeron şirketlerdeki işçilerin haklarını örgütlenerek ve mücadele ederek kazanacağına dair inancı daha da perçinleniyor.