‘Başarabilirsek Türkiye’nin en büyük emek örgütünü kuracağız’ - Ferda Koç ile söyleşi

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından 6 – 7 Nisan tarihlerinde Urfa Viranşehir’de gerçekleştirilecek olan Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı öncesinde DTK Emek Göç ve Yoksulluk Komisyonu’ndan Ferda Koç ile konuştuk.

Mevsimlik tarım işçiliği sorunun kaynakları nelerdir?

Mevsimlik tarım işçiliği 1930’lardan beri var. 1960’lı yıllarda birinci büyük genişlemesini yaşadı ama esas ana genişleme süreci 1990’lardan sonra başladı.

Mevsimlik tarım işçiliğini üç gruba ayırabiliriz. Bunlardan biri kendi bölgesinde çalışan “yerli” mevsimlik tarım işçileri. Bir diğeri gittiği bir tek bölgeye giderek oraya bir mevsim boyunca yerleşen tarım işçileri, örneğin Urfa’dan Adana’ya pamuğa giden tarım işçileri. Üçüncüsü ise gezici mevsimlik tarım işçiliği. Bunlar Mersin’de bir iki hafta boyunca seralarda portakal limon toplayıp sonra Aydın’da tütün, Balıkesir’de çilek, Adapazarı’nda fındık, Ordu’da fındık topluyor. Dönüş yolunda da Yozgat’ta nohut topluyor. Bu üçüncü grup yani gezici tarım işçiliği 1990’lardan önce nadir görülüyordu, 1990’dan sonra büyük bir artış gösterdi.

Bunun birçok nedeni var ama öncelikli olarak tarım sisteminin liberalizasyonu diyebiliriz. Dünya Ticaret Örgütü ile yaptığı anlaşmalarla Türkiye tarımın dünya pazarına entegrasyonu tarımda ucuz emek talebini aşırı ölçüde yoğunlaştırdı. (Bu olguyu, güncel bir örnekle açıklamak mümkün, önemli ölçüde ihracat ürünü olan fındıkta çalışan Kürt işçilerin gündelikleri 30 TL dolayındayken, iç pazara yönelik bir ürün olan çayda çalıştırılan Gürcü işçilerin gündelikleri 70 TL’yi buluyor.)

Bu talep, kimi zaman birbiri içine giren başlıca iki biçimde geçim araçlarından koparılan köylülerin kitlesel bir artışıyla karşılandı. Birinci kaynak 1980′lerden itibaren uygulanan geçimlik tarımın yıkımı politikalarının “ekonomik mağduru” köylüler oldu. İkinci ve daha trajik kaynak ise 1990’lar sonrasındaki köy yakma ve köy boşaltma olaylarıyla yaratılan kırsal emek arzıdır. 3-4 bin köy ve mezranın insansızlaştırılması aşağı yukarı 2-3 milyonluk bir nüfusun geçim araçlarından koparılmasına yol açtı. Mevsimlik tarım işçiliğindeki patlamanın “kitlesini” büyük ölçüde bu ikinci yıkımdan etkilenen köylüler oluşturdu.

Köylerinden koparılan insanlar ilk başta yakındaki büyük ilçe ve il merkezlerine yığıldı. Ancak bu kentlerdeki sanayi, hizmet ve ticaret bu denli büyük bir kitleyi istihdam edecek durumda değildi. Tarımdaki bu büyük işgücü arzı, tarım üretimi alanını esneklik ve güvencesizliğin en yoğun yaşandığı ve bu uygulamaların yaygınlaştığı işkollarından biri haline getirdi.

TÜİK’in rakamlarına göre 400-500 binlik bir işçi kitlesinden bahsediyoruz. Bizim bölgede yaptığımız görüşme ve kısıtlı sayıdaki araştırmadan elde ettiğimiz rakam ise 1 milyon civarında. Ve bu nüfusun yüzde 50’si gurbetçi ve gezici tarım işçisi. Bunların baktığı toplam nüfus ise 2,5 milyon civarında.

Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşullarına gelelim. Nasıl koşullarda çalışıyorlar bunun nedeni nedir?

Mevsimlik tarım işçilerinin barbarca çalıştırılmasını sağlayan bir mevzuat var. 4857, Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası, İşçi Sağlığı Güvenliği Yasası ve 6356 sayılı Sendikalar Yasası mevsimlik tarım işçilerini açık veya örtük bir biçimde dışlıyor.

Bir aydan az süreyle 50’den az işçi çalıştıran tarım işletmeleri iş kanunu şemsiyesinin dışında kalıyor. Gezici mevsimlik tarım işçileri 2-3 hafta çalışıyor. Dolayısıyla işsiz gibi gösteriliyor. Tamamı Yeşilkarta mahkum. Yeşilkart belirli bir sağlık güvencesi sağlıyor ama bir iş kazası durumunda, meslek hastalığı halinde herhangi bir anlamı yok. Yeşilkartla emekli de olunmuyor. Sigortaları olmayınca, mevcut sisteme göre sendika da kuramıyor, toplu sözleşme yapacak bir düzlem de oluşturamıyorlar. Yasalar mevsimlik tarım işçilerini görmüyor ama mevsimlik tarım işçilerinin simsarlığını yapan “aracıları” sosyal güvence kapsamına alıyor.

Kürt gezici mevsimlik tarım işçileri gittikleri bölgelerde özellikle dere yatakları, bataklıklar, atık merkezlerinin yakınları gibi bölgelere yerleştiriliyor. Ham toprak zeminde naylon çadırlarda kalıyorlar. Elektrik, su, kanalizasyon, hiçbir şey yok. Böylece işçiler “para harcayamıyor”, ama harcamadıkları bu para ücretlerinden düşüldüğü için patronların artık değerine dönüşüyor.

Kadınlar üçte iki ücretle, çocuklar yarı ücretle çalıştırılıyor.

Neden Kürt işçiler 25 liraya çalıştırılıyor peki yani kabul etmeyebilirler?

İlkokul çağındaki kız çocukların yüzde 10’u, erkek çocukların yüzde 50’si okula gidiyor. Bu olgu, mevsimlik tarım işçilerinin geleceğe dair umutlarının oldukça zayıf olduğunu gösteriyor. Zorla göç ettirilen köylülerin ortalama yaşam beklentisi elde ettikleri kazançla, “yitirdiklerini”, yani köylerinde sahip oldukları yaşantıyı yeniden yakalamanın ötesine geçmiyor. Umudu, beklentisi olmayan işçinin yüksek ücretler istemesi de güç oluyor.

Dünyanın her yerinde mevsimlik tarım işçilerinin başka uluslardan ve çoğunlukla yasadışı göçmenler oluşu dikkat çekicidir. Kore’de Vietnamlılar, Kamboçyalılar; Avrupa’da Doğu Avrupalılar, ABD’de Meksikalılar. Yasadışı göçmenlerin haksız hukuksuz çalıştırılması “emeğin etnikleştirilmesi” yoluyla meşrulaştırılıyor. Bu göçmenler, herhangi bir hak mücadelesine girişmeleri halinde ülkelerine geri gönderilme tehdidini yaşadıkları için mücadele olanakları da zayıf. Mevsimlik tarım işçiliğine sürüklenen Kürt köylüleri de uzun süredir buna yakın bir durumu yaşıyorlar.

Mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarıyla kimse ilgilenmiyor mu?

Mevsimlik tarım işçileri traktör kasalarında onar onbeşer ölmeye başladıktan, ırkçı saldırıların hedefi haline getirildikten sonra biraz olsun görülmeye başlandı. Neredeyse 20 yıldır olağanüstü kötü koşullarda çalıştırılmalarına karşın, haklarındaki ilk “düzenleme” 2010 yılında çıkarılan bir Başbakanlık Genelgesiyle oldu. Genelge, işçilerin ulaşım, barınma, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, güvenlik gibi alanlardaki sorunlarına el atıyor gibi görünmesine karşın, sorunu halının altına süpürme mantığıyla hazırlanmış. Örneğin “güvenlik” başlığı işçilerin ırkçı ve ayrımcı saldırılardan korunmasını konu edinmiyor, yerli halkın işçilerden korunması için fişlenmesini ve sürekli gözetim altında tutulmalarını istiyor. Ya da sosyal güvenlik başlığının iki ayrımından biri “aracıların sigortalanması”yla ilgili.  Genelgeye göre göç veren illerle göç alan illerde mevsimlik tarım işçilerini izleme kurulları kurulacak ama kurulda mevsimlik tarım işçilerinin temsilcileri yok.

Valilikler her yıl ziraat odalarının katkısıyla bölgedeki tarım ürünü için bir taban fiyatı belirliyor. Ama bu fiyat her zaman tavan fiyatı şeklinde işletiliyor. İşveren, aracılarla bu fiyatın ne kadar altında çalıştıracağı üzerinden bir pazarlık yapıyor.

Mevsimlik tarım işçilerinin bu koşullara karşı direnebilmesi için yapılabilecek bir şey yok mu?

Olmaz olur mu. Tüm tarım işçileri, Mersin’de bir hafta narenciye toplanmasa tüm ürünün çöpe dönüşeceğini biliyor örneğin. Ancak, Kürt mevsimlik tarım işçilerinin Türkiye’de örgütlenerek harekete geçebilmeleri sadece “çıkarlar için bir araya gelip mücadele etme” motivasyonuyla sağlanamıyor.

Bu mücadelenin sadece ücret ve çalışma hakkı talebiyle örgütlenmesi olanaklı değil. Sorun Kürt sorununun bir başka görünümü ve çözümü de Kürt sorununun “yerel” ve “küçük ölçekli” bir mikrokozmosdaki çözümü.

Bu nedenle mücadele programı ve örgütlenme kanallarının oluşturulmasına Demokratik Toplum Kongresi’nin öncülük etmesi bir tesadüf değil.

Kürt sorunu işçilerin ekonomik mücadelesiyle nasıl iç içe geçer ki?

Mevsimlik tarım işçiliğinin neresine el atsanız altından Kürt sorunu çıkarsa, taleplerin de bu sorunun çözümüyle iç içe geçerek oluşması kaçınılmaz.

Mevsimlik tarım işçilerinin onurlu bir yaşam ve insanca çalışma koşullarına ulaşabilmeleri için bir talepler dizisi oluşturmaya kalkıştığımızda ortaya şunlar çıkıyor:

Birincisi, başta “gezici” tipi olmak üzere mevsimlik tarım işçiliğinin kaldırılması gerek. Bu talep aynı zamanda neo-liberal tarım politikalarından vazgeçilmesi DTÖ ile yapılan anlaşmaların iptali anlamına geliyor. Bu tarım politikalarının iç pazara dönük, ekolojik ve gıda güvenliğine ilişkin kaygıları ön planda tutan bir karakterde olması gerekiyor. Yine bu talep, zorunlu göç mağduru köylülerin köylerine dönebilme veya göç ettirildikleri yerlerde güvenceli işlerde istihdamını gerektiriyor. Kapsamlı bir toprak reformu da bu başlık altında yer alıyor.

İkincisi mevsimlik tarım işçilerinin işçi sayılması, çalışma yasalarının kapsamı içine alınması, kullanılabilir nitelikte sendikal hak ve özgürlüklere kavuşturulmasıdır.

Üçüncüsü Kürt mevsimlik tarım işçilerinin dışlanmasına, horlanmasına yol açan mevzuatların, yönetmeliklerin, uygulamaların iptal edilmesi gerekir. Şehir dışına sürülmeden, kentin içinde insanca barınma koşullarının olduğu yerlere yerleştirilmeleri gerekir.

Gittikleri yerlerde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerinin sunumunda Kürtçenin yer alması bir başka zorunluluk.

Bir diğer önemli mücadele alanını “güvenlik sorunu” oluşturuyor. İşçilere “potansiyel suçlu” muamelesi yapılmasından vaz geçilmesi; linç girişiminde bulunanların etkili bir biçimde kovuşturulması bu alandaki gereksinimlerden bir kaçı.

Mevsimlik tarım işçiliğinde çocuk emeğinin yasaklanmasına ilişkin talepler bir başka dizi oluşturuyor. Bunun için öncelikle, işçi ailelerinin çocuk ücretine duydukları ihtiyacın ortadan kaldırılması gerekiyor. Aileleriyle birlikte göçen çocukların buralarda yaz okulları türünde eğitim kurumlarıyla desteklenmeleri ve ailelerine de “çocuk ücreti” düzeyine yakın bir ek gelir sağlanması bu alanda çocuk emeğinin yasaklanması için atılacak ilk adımlar.

Mevsimlik tarım işlerinde çalışan kadınların talepleri ise etkin bir sağlık hizmeti sisteminin kurulması, “eşit işe eşit ücret”, ev işlerinin yükünü azaltacak toplumsal önlemlerden (ortak çamaşırhaneler, ortak aş evlerinin kurulmasından) başlatılabilir.

Sağlık alanındaki sorunların çözümü için oldukça kapsamlı bir “halk sağlığı” stratejisinin uygulanmasına ihtiyaç var.

Ücret, sosyal haklar ve çalışma koşulları konusundaki taleplere gelince; Ücretler “tavan” ücretler olarak değil, taban ücretler olarak belirlenmeli ve belirleyici kurullarda işçiler işverenler ve devletlet karşısında eşit bir ağırlığa sahip olmalıdır. Belirlenen ücretler ve çalışma koşullarının uygulanabilmesi için Mevsimlik Tarım İşçilerinin onayı olmadan tek bir tarım işçisinin dahi çalıştırılamaması gerekir.
 
Mevsimlik tarım işçileri tüm bunları yapmak için nasıl hareket etmeli?

Öncelikle bu işçilerin bir örgüt kurması gerekiyor ve bu örgütlenmenin, politik bir önderlik tarafından yapılmasından daha doğal bir şey yok. Beklentim o ki, mevsimlik tarım işçilerinin önemli bir bölümü DTK’nin bu çağrısına icabet edecektir.

Hemen ardından mevsimlik tarım işçilerinin yaşadıkları problemleri ve çözüm önerilerini ya da taleplerini öncelikli olarak Kürdistan’daki tüm demokratik kitle örgütlerine, siyasi partilere, sendikalara, belediyelere, aydınlara anlatılmalı.

Sonra, çalışmak için gidecekleri yerlerdeki demokratik kitle örgütlerine, emekten yana siyasi partilere, sendikalara yani o bölgenin ilerici toplumsal muhalefet bileşenlerine aynı sorun ve taleplerin anlatılmasına ve birleşik bir mücadele perspektifinin götürülmesine sıra gelmeli.

Çalışacakları her kentte, göç öncesinde, o kentteki merkezi ve yerel yönetim kurumlarıyla ve toprak sahipleriyle bir diyalog zeminini yaratmak üzere, oluşturulan bu geniş cepheli topluluk harekete geçirilebilirse, “diyalog”la başlayacak bu sürecin “müzakere”ye dönüşmesi de çok zor olmayacaktır kanısındayım.

Sonuç olarak…

Mezepotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı, Kürt sorununun önemli bir boyutunu, Kürt işçiliği sorununu gündeme getirecek. Kürt sorununun çözümü için mücadelenin güvencesizliğe karşı mücadelenin önemli bir başlığı olduğu açığa çıkarılacak. Kurultay, Kürt halkının artık bir köylü halk olmaktan çıktığı, işçileşmiş bir halk olduğu gerçeğini de ortaya çıkaracak.

Neredeyse 1 milyon insanın çalıştığı Mevsimlik Tarım İşçiliği alanını etkili bir biçimde örgütleyebilirsek, Türkiye’nin en büyük emek örgütünü de kurmuş olacağız.