Esas ayrım ezen sınıf olan kapitalistlerle, ezilen olan işçi sınıfı arasındadır. Bundan dolayı sınıf kardeşlerimizin nerede olursa acısı acılarımızdır.
İşçi sınıfı ve emekçiler vahşi kapitalizmin vantuzlarını yaşamın her alanında hissediyor. Ancak kimi zaman, kapitalizmin vahşiliğinin en açık görüldüğü, yaşanan bu dehşete rağmen dünya sessiz kalabilir mi denilen zamanlar oluyor. Geçtiğimiz günlerde Bangladeş'te tekstil işçilerinin göçük altında kalması gibi. Son rakamlar bu güne kadar çoğu kadın 1038 tekstil işçisinin cesedinin enkaz altından ancak çıkarılabildiğini gösteriyor.1038!
24 Nisan’da 3 bini aşkın tekstil işçisinin çalıştığı bina çöktü. Oysa ki, olaydan bir gün önce işçiler binanın duvarlarında oluşan çatlaklar nedeniyle işbaşı yapmayı reddetmişti. Ancak tüm itirazlarına rağmen, zorla, tehdit edilerek çalışmaya zorlandılar. Beklenen oldu ve Rana Plaza’nın çökmesi sonucu bu toplu işçi katliamı yaşandı. Bundan kısa bir süre sonrada yine Bangladeş' te 8 Mayıs’ta bir fabrika yangınında 8 işçi hayatını kaybetti.
Ölüm Bangladeş' te kol geziyor. Çünkü, "hep daha fazla kâr" hırsıyla büyüyen tekstil firmaları, bu ucuz iş gücü cennetinde cirit atıyor. Yaşanan iş cinayetleri gösteriyor ki, o vitrinlerdeki markalı, güzel kıyafetlerde işçilerin sadece alınterleri değil kanları da bulunuyor. H&M, Mango, Primark, GAP, C&A, KIK, Benetton, JC Penny , Levi’s, Marks&Spencer, Tesco, Target, Nike, Primark, Benetton, Wal-Mart gibi markalara işçilerin ortalama 38 dolara çalıştırıldığı ülke Bangladeş. Pek çok Türk markası da Bangladeş’te üretim yaptırıyor. LC Waikiki, Defacto, Seven Hill, Rodi Jeans, Colin’s ve Collezione gibi perakendecileri örnek gösterebiliriz.
Bu toplu katliam örnekler ne yazık ki ilk değil. Bangladeş' te 2005 yılından bu yana 700 işçi fabrika yangınları sonucunda hayatını kaybetti. Yine 2010’da yaşanan yıkım olayında da 25 işçi yaşamını yitirmişti. En son 2012 Kasım’ında Rana Plaza’nın enkazı altından ortaya çıkartılan markalardan olan C&A, KIK ve Wal-Mart' a üretim yapan Tezreen Fabrikası’nda 112 işçinin yanarak ölmüştü. Sadece Bangladeş' te değil onun gibi tekstil firmalarının üretim yaptığı diğer ucuz iş gücü cenneti ülkelerde işçiler için bir cehenneme dönmektedir. Örneğin, Çin, Hindistan, Pakistan gibi ülkeler dünyaca ünlü markaların gözde üretim alanlarından kârlarını katlarken, işçiler bu sömürü çarklarından can veriyor. Almanya’nın düşük fiyatlı ürünler satan KIK firması, Eylül 2012 tarihinde Pakistan’daki üretim yaptırdığı Ali Fabrikası’nda 300 işçiyi öldürmüştü. Zara ise 26 Ocak tarihinde 7 kadın işçinin yanarak can verdiği Smart Fashion adlı fabrikada üretim yaptırıyordu. Yanarak ölen bu işçilerin 3’ü 17 yaş ve altında çalışan çocuk işçilerdi. Örnekler çoğaltılabilir kuşkusuz.
Bangladeş emperyalist kapitalist sistemin vahşiliğinin kanıtlarından biri sadece. İşçi sınıfının acıları da ortak tıpkı çıkarları gibi biliyoruz. Ancak ne de çok Türkiye' ye benziyor diye düşünmeden de edemiyoruz. Bangladeş yasalarında resmi çalışma saati günde 8 saat. Buna rağmen çalışma süreleri 15-16 saatin altına düşmediği gibi genellikle fazla mesai de ödenmiyor. Haftalık çalışma saatleri 80 saate ulaşmaktadır. Büyük yabancı perakendecilerin taleplerine cevap vermek için makineleri üstüne eğilmiş çalışanlar aralıksız 17 veya 19 saati doldurmak zorundadır. Bangladeşli işçilerin çoğu banka kredileri ve kredi kartlarıyla yaşamaya çalışıyor. Tıpkı Türkiye gibi orada da işçiler düşük ücretlere, güvencesizliğe, insani olmayan koşullarda köleliğe mahkum. Türkiye' de, 46 milyon kişi açlık sınırının altında yaşıyor. İnsani Gelişme Endeksi’ne göre Bangladeş'in %40'ı günde 1,25 dolar kazanarak yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Böylece ekonomik kriz tekstil giyim ihraç eden birçok ülkeyi vururken, Bangladeş tehlikeyi bu yolla atlatmayı başarmış bir ülkedir! Bangladeş'teki Avrupa Komisyonu delegasyonu ticaret müşaviri Zillul Hye Razi pişkince, “bir çok şirketin tepkisi buraya yerleşmek olmuştur, çünkü dünyanın en ucuz işgücü buradadır” şeklinde açıklama yapabilmiştir.
İş cinayetleri oranına bakıldığında iş "kazasının" sıklığında Türkiye Bangladeş' le yarışıyor.Türkiye' de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre her gün 173 iş kazası oluyor ve 4 işçi hayatını kaybediyor. Ancak kapitalizm her yerde aynı rotayı izliyor. Bangladeş' te Terzeen Fabrikası’nda çıkan yangında 112 işçinin ölümüne neden olan işverenin hiç ceza almadan elini kolunu sallayarak dolaşması bize Türkiye' yi hatırlatıyor. Orada da kapitalistler iş cinayetlerinden sorumlu olmuyor, yargı onları da aklıyor tıpkı Türkiye' deki gibi. Muhtemelen 1038 işçinin ölümüne neden olan Rana Plaza sahibi de cezasız kalacak. Türkiye'de de işçiler tekstil fabrikasına kapatılıyor ve yanarak can veriyor. Servis niyetine dolmuşlara tıkılıyor ve selde boğuluyor, madenlerde göçük altında kalıyor da cesedine bir türlü ulaşılamıyor, tersanelerde ölüyor da artık umursanmıyor.Tüm bunlar olurken cinayetlerin faili kapitalistler yargı eliyle aklanıyor, suçlu ölen işçiler ilan edilebiliyor.
Bangladeşli sınıf kardeşlerimiz sömürüye boyun eğmiyor!
Bangladeşli işçiler tüm sömürüye ve baskıya rağmen direniş yolunu da deniyor. 2010 Mayıs ayında başlamış son isyanlarda elli binden fazla işçi sokağa dökülmüş, aylarca devam eden çatışmalar silahlı kuvvetler tarafından sistematik olarak bastırılmış, yüzlerce yaralı ve düzinelerce ölüm meydan gelmiştir. Bu son toplu işçi katliamı içinde protesto gösterilerine binlerce işçi katılmış, ancak polis bu eylemlere azgınca saldırmıştır.
Böylesi örnekler dünyanın çeşitli bölgelerinde sık yaşanıyor. Hatırlanırsa, Güney Afrikalı maden işçilerinin direnişine de askerin silahlı müdahalesi sonucu ölümler yaşanmıştı. Kapitalistler hak aradığında doğrudan öldürme "hakkını" kendilerinde bulurken, "normal şartlarda" ise çalışma koşullarından, iş kazalarından dolayı işçileri öldürmektedirler.
Dünyanın neresinde olursak olalım...
Dünyanın her yerinde işçiler biliyor ki, kapitalizm devam ettikçe ücretli köleler olma kaderi nerede olursa olsun aynıdır. Dillerimiz, rengimiz farklı olsa da ellerimizin nasırı, dökülen alınteri ve kanın rengi aynıdır. Dünyada bir ayrım varsa o da insanların renginde, dilinde değildir. Esas ayrım ezen sınıf olan kapitalistlerle, ezilen olan işçi sınıfı arasındadır. Bundan dolayı sınıf kardeşlerimizin nerede olursa acısı acılarımızdır. Mücadele azimleri bizi onere ederken, yenilgileri de öfkemizi artırır. Ve biliriz ki, yaşananlar bir kader değildir. Bu kaderi değiştirecek olansa işçi sınıfın örgütlü gücüdür. Yaşamı üreten işçilerdir ki, dünyayı değiştirecek, her türden ayrımcılığı yeryüzünden silecek güçtedir.